ENGİN ARIK’IN VASİYETİ

“Şimdi sırası mıydı ?” Engin Arık, uçak düşerken, son bilinç anında bu soruyu sormuştur mutlaka. “Şimdi sırası mıydı ?” 26 temmuz 2003 günü Bağdat’ın Hayfa Caddesi’nde Amerikalı askerlerin namluları üzerimize çevriliyken ben de kendime sormuştum bu soruyu. Ölümle burun buruna gelince insan bu soruyu soruyor kendine ? O anda müthiş bir isyan yaşamıştır Engin Arık. Haksız ve adaletsiz bir ölüm !
Kanser haksız ve adaletsiz bir ölüme yol açmamak için girişimini ertelemişti. Kanser döneminde birkaç kez telefonla konuşmuştuk. Hastalıkla ve ameliyatla ilgili olarak. Bizim Tan kanserin filmlerini, raporlarını incelemişti. O dönemi biraz biliyorum, biliyoruz.
***
İsparta’da düşen uçakta yitirdiğimiz Prof.Dr.Engin Arık’ın çok yakın arkadaşı değildik. Çok yakın arkadaşları bizim çok yakın arkadaşlarımızdı. Benim Engin Arık’ı tanımama toryum neden oldu. Yazımın başlığını da onun toryum aşkını düşünerek koydum.
Tanıdığım ve bildiğim kadarıyla, ailesi içinde, meslektaşı olan eşiyle, çocuklarıyla çok mutluydu, yakın arkadaşlarıyla da mutluydu. Politik olarak son derece mutsuz olduğunu biliyorum. Yazıştık ! Toryum çalışmaları dolayısıyla karmaşık duyguları vardı : Çalışma arkadaşlarından, öğrencilerinden memnundu. Ama onun dışında akademik çevreden, hükümet çevrelerinden, TÜBİTAK gibi kurumlardan hoşnut olduğunu söyleyemem. Bilen biliyor !
***
Basın ve medya da fizik alanında ne yaptığını bilmiyordu Engin Arık’ın. Ben de… Ta bir rastlantı sonucu aynı masa çevresinde oturuncaya kadar.
Hisarüstü’nde, yeni evlenmiş bir çift ile tanıştırılmak için davet edilmiş konuklar arasındaydık. Siyaset ve futbol birbirini tanımayan insanların birbirine alışma alanıdır. Bizim masanın konusu “sanayi siyaseti” idi. Lenin’in “Elektrik eşittir uygarlık” sözünden esinlenerek “Ucuz elektrik eşit sınai kalkınma” demiştim.
“Kurtarıcının üzerinde oturuyorsunuz ama haberiniz yok !” demişti, masanın karşı ucunda oturan mavi gözlü, sarışınca ve topluca bir hanım : Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr.Engin Arık, Türkiye Fizik Derneği İkinci Başkanı. Sonra eklemişti : “Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumu enerjide kullanarak dünya devleri arası girebiliriz.”
***
Sonra, Engin Arık’ın Boğaziçi Üniversitesi’ndeki laboratuarına gittim ve kendisiyle bir söyleşi yaptım. Söyleşi “Kurtarıcının adı Toryum” manşetiyle, 28 Temmuz 2002 tarihli Hürriyet Pazar’da tam sayfa yayınlandı. Ve Türkiye toryumun ne olduğunu, nükleer enerjide nasıl kullanılacağını öğrendi. Bana, aralarında Hakkı Devrim başta olmak üzere birkaç kutlama telefonu geldi. Birkaç bilimsel kıskançlık telefonu. Hükümet ciheti duymazdan geldi. Oysa ben yayınlanan söyleşinin küçük bir zelzele yaratacağını sanıyordum.
Bu vesile ile, Engin Arık’ın “bilimsel elma”sının gerçekliğini de tanıdım: Yarısı umut ve mutluluk, öteki yarısı umutsuzluk ve mutsuzluk idi. Sözünü ettiğim söyleşiyi bulup okuyun. İnternette var. Toryum ve “Nobel’e layık görülen Engin Arık !” gerçeğini öğrenirsiniz. Toplum, siyaset, hükümet çevreleri ve bilim bürokrasisi toryum konusunda biraz bilinçlenirse bu saçma ölüm biraz da olsa bir işe yarar !…