“ERDOĞAN, GEZİ’Yİ KAŞIMAYA DEVAM EDİYOR”

Recep Tayyip Erdoğan için “Birlik ve Beraberlik”in anlamı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir asgari müşterek ve bir demokratik anayasa üzerinde uzlaşmaları olmadı hiçbir zaman. Onun için “Birlik ve Beraberlik”, geçen iki yazıda da ısrarla belirttiğim gibi, muhalefetin artık muhalefet yapmaması, kendi saflarına koşulsuz katılması, vatandaşların tamamının kendi şahına yüzde yüz biatı  anlamına geldi, gelmektedir. Böyle bir duruma, geçen yüzyılda, Mao örneğinde olduğu gibi, “Kişiye Tapınç” (Culte de personalité) denirdi. Bir yandan tehlikenin geçmediğini iddia edip halkı sokağa çıkma macerasına teşvik ve davet ederken, bir yandan da bölücü projelerinden vazgeçmediğini ilan ediyordu. 20.07.2016 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberi okuyalım: “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, darbe girişiminin yarattığı ortamda bile, Gezi Parkı’na Topçu Kışlası ve Cami yapılmasını ısrarını bir kez daha gündeme getirdi. Erdoğan ‘İsteseler de istemeseler de Taksim’e kışla yapılacak’ dedi. Erdoğan, Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yıkılarak yerine bir opera binası yapılacağını belirtti.

Erdoğan, önceki gece geç saatlerde Kısıklı’daki evinin önünde toplanan halka seslendi. Konuşmasında, Taksim Meydanı ve Saraçhane Parkı’nda canlı yayınla kendisini izleyenleri de selamlayan Erdoğan, ‘Taksim’deki kışla inşallah, isteseler de istemeseler de tarihine uygun olarak o da yapılacak. Orada bir tarih müzesi yapacağız, bir şehir müzesi yapacağız. Bitmez, şu andaki AKM’nin olduğu yere, yanındaki boşluk, arkasındaki boşluk tamamıyla orası yıkılacak ve Türkiye’nin ilk opera binasını da inşallah oraya yapacağız. Bitmedi, üçüncü bir müjdemiz daha var. Taksim’de, orada maksem var, maksem nedir biliyor musunuz? Suyun taksim edildiği yer, hani o böyle tarihi duvarlar var ya o duvarın tam arkasına da inşallah proje hazır Taksim Camisi’ni de oraya inşa edeceğiz. Taksim’in tamamını yayalaştıracağız. Taksim çok ciddi bir çekim merkezi haline gelmiş olacak’ diye konuştu.” (Cumhuriyet, 20.07.2016)

 Recep Tayyip Erdoğan Hoca da tıpkı Fethullah Hoca gibi kendinde uhrevi güçler vehmetmekte, kendini kutsal bir şahsiyet sanmakta ve Necip Fazıl Kısakürek’ten aldığı ilhamla “Başyücelik” idealine trans (kendinden geçme) halinde yürümekte. Adnan Menderes de Londra’daki uçak kazasından kurtulduktan sonra bu hallere girmişti. İyi belirtiler değil! Böyle olmasaydı darbe girişimi, kendi iddiasına göre, hâlâ devam ederken Cumhuriyetçilere küfredercesine “Taksim’deki kışla inşallah, isteseler de istemeseler de tarihine uygun olarak o da yapılacak” der miydi?

“İsteseler de istemeseler de” dediği kitle Gezi Parkı’nın cumhuriyetçileri değil mi?

28  Kasım 2012)  tarihli AYDINLIK gazetesinde, R.T.Erdoğan’ın Topçu Kışlası tutkusunun ne anlama geldiğini yazmıştım. Az sonra okuyacaksınız. Korkarım ki OHAL’i fırsat bilip, hükumetin bir kanun hükmünde kararnâmesi ile, Kışla ve Cami’nin temellerini atabilir. Böyle bir çılgınlık yaparsa hiç şaşırmam.

ÖZDEMİR İNCE

22 TEMMUZ 2016

***

TAKSİM KIŞLASI VE 31 MART  İSYANI

[“III. Selim döneminde, 19. yüzyılın başlarında (1780) inşa edilen Topçu Kışlası, Beyoğlu ve Taksim’in fiziksel çehresinde önemli izler bırakmıştır: Hem varlığı hem de yokluğu bu bölgenin kendine özgü karakterini şekillendirmiştir. Taksim Topçu Kışlası, Selimiye Kışlası’nın Avrupa yakasındaki karşılığıdır… Fotoğraflardan bilinen, bir tür ‘oryantal pasta mimarisi’ olarak tanımlanabilecek ünlü giriş cephesi de böyle bir tadilatın sonucudur; Batı’daki benzer nitelikli sayfiye, fabrika veya servis binaları mimarisini hatırlatmaktadır.

Topçu Kışlası, esas askeri etkinliklerin yanında, konumuna ve boyutlarına bağlı olarak pek çok farklı işlev için de kullanılmıştır; cambaz gösterileri, at yarışları, Rum hacıların konaklaması bunlar arasındadır. Kışla olarak hizmetinin sona ermesi ve satışı söz konusu olduğunda da şehir müzesi, sergi alanı gibi yeni işlevler önerilmiştir. 1913’te Sanayi ve Ticaret Şirket-i Milliye-i Osmaniye’ye satışından sonra da çeşitli gösterilere ev sahipliği yapmış ve kışlanın avlusu uzun yıllar futbol stadyumu olarak kullanılmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında kısmen boş kalmış, İşgal Yılları’nda Fransız kuvvetlerinin yönetimindeki Senegalli askerlere tahsis edilmiştir.                                                                             Çeşitli dönüşümlerin ardından, nihayet Fransız şehirci Henri Prost’un önerileri doğrultusunda yıkım kararı alınmıştır (1940). Buna göre kışladan boşalacak alana konutlar ve sosyal etkinlik yapıları inşa edilecektir; büyük bir park düzenlemesi Harbiye’ye kadar uzanacaktır. İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde kışlanın arazisi ‘İnönü Gezgisi’ adıyla büyük bir tören meydanı niteliği de kazanacak, Taksim Meydanı ile bütünleşecektir. ‘Gezgi’nin ön tarafına İnönü’nün heykeli kurulacak, Taksim Cumhuriyet Anıtı da o noktaya kaydırılarak tasarımın bütünlüğü sağlanacaktır.

Ancak kışla kısım kısım yıkıldıktan sonra, planlanan düzenlemelerin çok azı uygulanabilmiştir. Ahırların yerini daha önce Taksim Meydan’ı almış, öndeki Talimhane apartmanlar inşa edilerek modern bir konut bölgesi karakteri kazanmıştır.” (www.hayal.et.com) ]

KIŞLANIN MİMARİ DEĞERİ

Doğan Kuban 16 Kasım 2012 tarihli Cumhuriyet gazetesinin Bilim Teknoloji dergisinde Taksim Topçu Kışlası’nın tıpkı yapımıyla ilgili olarak şunları yazıyor:

“Daha 2.Mahmut zamanında topa tutularak yıktırılan Taksim Kışlası en az bilinen, birçok kez değişmiş, meydan cephesi ise Türkiye’de hiç geçerli olmamış, Fransız uydurması ‘Style Sarrasin’ (İspanyol ve Kuzey Afrika İslam mimarisi üslubunda) bir bezeme ile olasılıkla Abdülaziz döneminde yenilenmiş, çok çirkin bir dönem yapısıdır. İstanbul’da kalan kışlaları yüzeysel olarak inceleyen herkes bunu görebilir. Bunu hangi nedenle akıl etmişler acaba?”

NEDEN Mİ AKIL ETMİŞLER?

Taksim Topçu Kışlası’nın tarihsel açıdan vazgeçilmez ve binanın yeniden yapılmasını gerektirecek büyük bir mimarî değeri olmadığını mimarlık tarihi bilgini Prof.Dr. Doğan Kuban yazıyor. Kışlanın hiçbir mimarî değeri yok, ama  31 Mart mürteci ayaklanması dolayısıyla önemi çok büyük.  AKP iktidarı büyük bir olasılıkla Cumhuriyet’ten 31 Mart’ın intikamını almak için kışlayı yeniden dikmek istiyor. Aslına bakarsanız, Çamlıca’ya da cami aynı marazlı tutku yüzünden yaptırılacak. Zaten bu iktidarın 10 yıllık iktidarını değerlendirecek olursak Cumhuriyet’in reddine dayanan bir İslamî restorasyon çabası olduğunu görürüz. Evet, 31 Mart ayaklanması bastırılmamış olsaydı Cumhuriyet kesinlikle kurulamazdı. Taksim Topcu Kışlası’nın yeniden yapılmasının gerçek ve doğru nedeni budur.

31 MART OLAYI 

II.Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî takvime göre 31 Mart 1325’te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. İsyan 12-13  nisan gecesi Taksim Kışlası’ndadaki Avcı Taburu’na bağlı askerlerin subaylarına karşı ayaklanarak Meclis-i Mebusan üzerine yürümesiyle başlamış, Hareket Ordusu tarafından bastırılıp II.Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle son bulmuştur.

Ama bu ayaklanmanın tahrikçileri kimlerdi? Sayalım: Şeriat isteyen Derviş Vahdeti’nin yayımladığı, İngilizler tarafından finanse ve himaye edilen Volkan gazetesi, muhalif Ahrar Fırkası çevresi, İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti… Kışkırtıcı ve destekçileri arasında ünlülerden adem-i merkeziyetçi Prens Sabahattin Bey, Mizancı Murat ve İsparta’nın turizm simgesi (!), günümüz iktidarının mürşidi meczup Said Nursî bulunmaktadır.

Değerli dostum Prof.Dr.Sina Akşin “Jön Türkler ve İttihat ve Terakki”  adlı kitabında (S.116-120) siyasal durumu tasvir ettikten sonra şunları yazar: “…daha da tehlikeli ve uygulamaya konulan bir çare din adamlarının ve dinci çevrelerin Hilmi Paşa’ya ve İttihat ve Terakki’ye karşı harekete geçirilmesiydi. Bu çeşit harekete elverişli olanlar, medrese, yani ilmiye talebeleriydi.”

Sloganı  “Şeriat isteriz!” olan bir “asker + sivil” hükümet darbesi idi. İttihat ve Terakki muhalifleri tarafından düzenlenmiş ama başarılı olamamıştı.

Başarılı olsaydı ne olurdu bilinmez ama aralarında Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı kadrosu olmak üzere bütün mektepli (Harbiyeli) subayların kellesi giderdi. 31 Mart başarılı olamadığı için Kurtuluş Savaşı kazanıldı ve Cumhuriyet kuruldu.

Tarihî açıdan çok kötü bir üne sahip, mimarî açıdan hiçbir değeri olmayan Taksim Kışlası’nı Cumhuriyet’le özdeşleşmiş Taksim’e kazık gibi dikmenin “İntikam”dan başka bir anlamı yoktur!

(AYDINLIK, 28  KASIM  2012)