EROL TOY ‘ UN KİTABI

1920’lerde, 30’larda doğmuş yazarlara karşı bir ön güvenim vardır. Olumlu önyargıdan söz etmiyorum, ön güven diyorum. Nedenine gelince : Cumhuriyet düzeninin eğitim ve öğreniminden geçmişlerdir. Cumhuriyet devrimlerine, Demokrat Parti’nin kuruluşuna ve çok partili düzene geçişe, 1946 ve 1950 seçimlerine tanık olmuşlar, İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes, Osman Bölükbaşı gibi siyasetçileri tanıma fırsatları olmuştur.
Ardından 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül askeri müdahalelerini, bunların arasına giren birkaç ihtilal denemesini yaşamışlardır. 141-142. maddelerin öğütücü değirmeninden geçmişlerdir. Bu kuşaktan okuma-yazmayı bilenler eline kalem alsa tarihçi, romancı, hikayeci olur. Hem de adlarının önünde “Prof.Dr” yazan liberal, tarikatçı, “ana rahmine haklı düşmüşler” tayfasından çok daha iyi yaparlar bu işi.
***
1936 doğumlu, değerli arkadaşım Erol Toy’un bu kuşağa yaraşır, “O’na katılmak… Dünden Yarına Türkiye Cumhuriyeti” (Gürer Yayınları) adlı bir “düşünce” kitabı yayınlandı. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından başlayarak günümüze kadar topuğumuza batan devedikenlerini inceliyor. Bilgi sunuyor:
Mustafa Akdağ’ın bir kitabında, “Muhteşem” Kanuni Süleyman’ın saltanat döneminde Edremit-Ayvalık havalisi halkının, yoksulluk ve açlıktan, hayvanlar gibi çayırlarda otladıklarını okumuştum. Epeyce şaşırmıştım. Şimdi, Erol Toy’un kitabında, Muhteşem Süleyman’ın “üretim gücünü elinde tuttuğu için, keşif ve icatlar da içinde her türlü mekanik veya teknik ilerlemenin kaynağı Ahi örgütünü kapatmak” (s.14) aymazlığına düştüğünü okuyorum. Kitapta 142 konu başlığı var. Tarih bilen bir romancının kaleminden çıkan 142 gerçeğin öyküsü. 280 sayfada 150 yıllık tarihimizin saydam ve nesnel öyküsü. Elbette bir Cumhuriyetçi’nin kalemiyle yazılmış. Okuyalım ve okutalım !
***
Erol Toy “Bir Başka Söylence” (S.194) bölümünde 1945’te çok partili rejime geçme günlerinin arifesinde CHP Genel Sekreteri Recep Peker ile Cumhurbaşkanı İnönü demokratikleşme konusunda tartışırlar. Recep Peker, Cumhurbaşkanı İnönü’nün savunduğu demokratikleşme düşüncesine pek katılmaz. Konunun her açılışında şöyle konuşur :
“Demokrasi sanayi ve dolayısıyla kentli toplumun düzenidir. Sen taş gibi köylüsün. Terakkiperver ve Serbest Cumhuriyet fırkaları deneyini unutmayın. Şimdi demokrasi gibi sınıfsal tabanı olmayan bir ortam doğarsa… Köylülerin ilk yapacağı çıkış, başta Cumhurbaşkanı, hepimizin anasına avradına sövmek olacaktır. Gelin henüz yol yakınken bu sevdadan vazgeçin. Endüstri toplumu olmak zorunluluğu kabul… Önce endüstriyi kuralım. Sınıflar oluşsun. Onları eğitelim. Sonra biz istemesek de halk demokrasiye geçer.” (S.195)
Sınıf kökenli solu CHP’nin ezdiğini anımsadıktan sonra, gerçekte Recep Peker’in haklı olduğunu düşünüyorum. Ülkenin sanayileşmesine, köylünün çağdaşlaşmasına engel olan “mütagallibe” 1950’den itibaren adı “demokrasi” olan bir despotik parlamenter rejim kurdu. Şimdi de temsilcisini Çankaya’ya çıkarmaya çalışıyor.