ETİ SENİN KEMİĞİ BENİM

16 Ocak 2009 tarihli Hürriyet gazetesinde Kasım Cindemir/Washington imzalı bir haber yayınladı: “ABD’nin New Jersey Eyaleti’nde yaşayan 3 yaşındaki Adolf Hitler ve iki kız kardeşi ailesinden alınarak devlet denetimine verildi. Adolf Hitler Campbell ve kız kardeşleri JoyceLynn Aryan Nation Campbell ve Honszlynn Hinler Jeannie Campbell, Eyalet Gençler ve Aile Hizmetleri Dairesi’nin (DYFS) bakımına girdi. Çocuklarına Nazi adı veren baba Heath Campbell’in mahkeme önüne çıkması bekleniyor. Aile, geçen ay, 3 yaşındaki Adolf Hitler için doğum günü pastası sipariş vermiş, ancak “ShopRite” süpermarketi pastaya isim yazmayı reddetmişti.”
***
Sadece dünyada değil Türkiye’de de çocuklar için en büyük tehlike, ana-babalar ! Yazımın başlığını düşünelim : Eti Senin Kemiği Benim ! Çocuğu mahalle mektebinde hocaya, arastada ustaya teslim ederken söylenen ünlü cümle… “Ne yaparsan yap şu velede okuma-yazma öğret, zanaatını öğret !” anlamında… Bunun üzerine hoca “veled”i mektepte falakaya yatırır, usta arastada “veled-i zina”nın kulağını koparır, gözünü patlatır.
Şu anda da bu kafada olan ana-babalar var ama çocuğun eti de kemiği de kendisine aittir ve bu et ve kemik toplamı üzerinde ne ana-babasının, ne yakın ya da uzak akrabalarının, ne velisinin ne de devletin – koruma ve gözetme dışında – tasarruf hakkı vardır !
***
Almanya’da Yeşiller Partisi ve bu partinin eşgenelbaşkanı Cem Özdemir parlamentoya, güvenlik güçlerine ve yargıya çocuklarla ilgili bir uyarıda bulundu. Bu uyarı ile devletin (vatandaş olsun, olmasın) Almanya’da yaşayan çocukları aşırı köktendinci akımlara (ve galiba Fethullahçılığa) karşı korunması isteniyor.
Televizyonda duyduğuma göre, Cem Özdemir ve Yeşiller Partisi, kurslarda, derneklerde, lokallerde ve benzeri yerlerde çocukların köktendinci doğmalara göre şartlandırılıp bir robot haline getirildiğini ileri sürüyor ve devletin karşı önlemler almasını istiyor.
Ancak köktendinci akımlar çocukları yoldan-sokaktan toplamıyor. Çocukları ana-babaları, aileleri köktendinci akımlara, kurslara, Kuran kurslarına teslim ediyor. İşte bu nedenle, biraz önce, çocuklar için en büyük tehlikenin ana-babalar olduğunu söyledim.
***
Türkiye’nin de altına imza attığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre çocuk kimsenin malı değil. Anayasa’ya göre yasa hükmünde olan bu sözleşme 18 yaşına kadar her insanı çocuk sayıyor. Bu sözleşme Anayasa’ya göre konuyla ilgili yasaların üzerinde yaptırım gücüne sahip.
Bu sözleşmenin ana-babanın çocuğa aralarında din de olmak üzere istediği türden eğitim yaptırma hakkı tanıdığı ileri sürülür. Bu safsatanın da sona ermesi gerekiyor : “Madde 30.- Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli hakların varolduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz.”
Kim bu haklardan mahrum bırakılamaz olan ? Azınlıkların ve yerli halkların çocukları !
5.maddeye göre, azınlık ve yerli olmayan ana-babalar satanizmi ya da benzeri sapıklıkları çocuklarına din olarak öğretme hakkına sahip olabilirler mi ?