EVET EFENDİM !

Ernst E.Hirsch’in kim olduğunu biliyor musunuz ? Yakınlarla bir gün anlatacağım. Bugün sadece şu kadarını yazayım. Prof.Hirch, Nazi Almanyasından kaçarak Türkiye’ye sığınan üniversite hocalarından biridir. 1933-1943 yılları arasında İstanbul Hukuk Fakültesi’nde, 1943-1952 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Bu iki fakültesinin dünya çapında bir bilim yuvası haline gelmesine katkıda bulundu.
Hocaların hocası bu hukuk anıtı “Anılarım” (Tübitak Popüler Bilim Kitapları) adlı kitabından Atatürk Türkiyesi’nden söz eder:
***
“Türk halkı, sadece bu tek parti, bu parti de, politik bakımdan birlik içinde bir parlamento aracılığıyla temsil edildiği halde, gene de, yukarda saydığım altı ilkenin birden çok anlama gelebilmesi yüzünden tek bir politik çizgi oluşturamıyor ve varlığını sürdüremiyordu. Bunun yerine, hükümetlerin kurulmasında, Meclis Başkanı seçimlerinde, parlamento komisyonlarının oluşmasında ve kanunlar üzerine yapılan parlamento tartışmalarında açıkça kendini belli eden, bazı akım ve yönler görülüyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üyeleri sadece tek bir parti mensubu oldukları halde, Hitler döneminin Alman Rayhstag’ı gibi, ya da Doğu Berlin’deki Volkskammer gibi, politika nüfuzu sıfır olan bir evet efendimciler topluluğu hiç değildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, pek çok değişik, evet hatta birbirine zıt akım ve menfaatlerin çarpıştığı, tek bir parti çerçevesi içinde enine boyuna tartışıldıktan sonra bunlar arasında bir denge ve uzlaşma sağlayan bir arenaydı. Bu niteliğiyle tek parti sistemi, Türkiye’deki işleyiş tarzıyla hiçbir şekilde peşinde maiyeti olan bir “Führer” devletine benzemiyordu. Bu sistem, devletin üst kademelerinden emir verilmeyen, yön verilen bir parlamenter demokrasi niteliğindeydi. Ama son karar mercii Parlamentoydu. (S.300-3001)
***
Bunları bir Zırtullah-u Kirmani değil, dünya çapında bir hukuk bilgini yazıyor. 1923 Cumhuriyeti’nin bir faşist rejim olduğunu yazan Soroslu cahil müderrislerin suratsızlıklarına şamar gibi inen gerçektir bu !
Önlerindeki somut durumu liberal demokrasinin mihenk taşına vurmaları gerekirken, 1950 öncesine saldıranların AKP yağcılıkları midemi bulandırıyor. AKP’nin yüzde 25 temsil gerçeğini “Halk İradesi” olarak tanımlayıp geriye kalan yüzde 75’i halklıktan çıkartanların budalalıkları kanımı donduruyor.
AKP ve R.T.Erdoğan’ın radikal İslamcılıktan ve şeriattan vazgeçerek Sivil İslam’ı öğrenmeye başladığını, Anayasa’ya saygı duyacak kadar değiştiğini ileri sürenler, falcı kefaletlerinin boş çıkmasına karşın, şimdi Cumhurbaşkanlığının islah edici büyüsünden söz ediyorlar.
***
ABD diplomatlarına bir dirhem güvenmem ama 1990’ların Yugoslavyası konusunda “seçimlerin özgür ve adaletli, seçilenlerin ise ırkçılar, faşistler ve ayrılıkçılar olduğunu düşünün. İşte ikilem bu!” diyen Richard Holbrooke’u anımsayarak olan biteni ibretle seyrediyorum.. Üstelik seçimin de ne özgürlükle ne de adaletle bir hısım-akrabalığı var !