FAZIL SAY ÖLÜMSÜZDÜR!

18 yaşımda Mersin’den ayrıldığım zaman evimizde radyo yoktu, gramafon yoktu. Maçları, dinlememize izin veren bir bakkalda radyodan dinlerdim.
Ama Mersin Lisesi başka bir liseydi. Hikmet Hazar adlı muhteşem bir müzik öğretmenimiz vardı. Sabahları okul kapısı açıldığı zaman okulun hoparlöründe klasik müzik çalmaya başlardı. Bilinen dünyanın en büyük bütün bestecilerinden örnekler, büyük operalar. Cumhuriyetin ilk büyük bestecileri: Cemal Reşit Rey, Ahmet Adnan Saygun, Ülvi Cemal Erkin.
Müzik derslerinde müzik tarihini, büyük bestecileri, büyük icracıları öğrenirdik.
Fazıl Say, sözünü ettiğim bestecilerden, icracıların düzeyinde biridir. Yaşı kaç? Daha 38! Bu bir mucizedir. Fazıl’la yapılan bir televizyon söyleşisini (CNN, Beş N, Bir K, 24.08.10) seyrettim, dinledim. Sabrına hayran kaldım. Dünya çapında çok büyük bir “Maestro” ! Ölçü bu!
***
Fazıl Say bu söyleşide müzikteki yozlaşmanın eğitimden kaynaklandığını söyledi. Bu vesile ile onun gerçek bir entelektüel olduğuna bir kez daha tanık oldum. Arabesk müziği bulunduğu yerin (dünya çapında çok büyük bir maestro) açısından değerlendiğine dikkat edip söylediklerine saygı duyulmalı. Çünkü çok iyi bildiği, ömrünü verdiği bir alanda konuşuyor. Ona saldıranlar kim? “Do-re-mi-fa-sol-la-si-do”yu sakız reklamı sanacak insanlar!
Fazıl Say, ilk ve ortaöğretimde müzik derslerinin kaldırılmak istediğini söyledi. Düşünmeliyiz: AKP neden müzik derslerini müfredat programından kaldırmak istiyor? Ona saldıranlar bir tepki gösterdi mi bu yobazlığa? Çocuklarımıza öğrenim dönemlerinde evrensel müziği öğretmezsek, müzik beğenileri nasıl oluşacak? Beethoven’in, Ülvi Cemal Erkin’in yapıtlarına “Gıygıycılık” diyen, opera sanatını “Eşek anırtısı” olarak tanımlayan anlayış kültürümüze egemen olacak.
***
Renkler ve zevkler tartışılmaz değil, tartışılır. Gres yağı, bal ve süt karışımını içen adamın seçimini bir zevk olarak mı kabul edeceğiz?
Fazıl Say, klasik Türk müziğinin, halk müziğinin besteci ve icracılarına toz kondurmuyor. Dede Efendi nerede, Karacaoğlan’ın türküleri, bozlaklar ve ağıtlar nerede?
Fazıl Say “Halkı hor gören, seçkinci bir kişilik” imiş, böyle eleştiriliyormuş. Onun bir seçkinci olduğu kesin, bir entelektüel olduğu kesin. Ama halkı eleştirmek başka, halk düşmanı olmak başka! Postmodern kültür anlayışı istediği kadar tersini söylesin: Bir yüksek kültür vardır. Bu kültür dışında kalan, yüksek aklın yaratmadığı kültürümsü kültür giderek yozlaşır.
Yüksek kültür sahibi insan hoşgörülü olmak zorunda değildir.
Fazıl Say Türkiye’yi, Cumhuriyet’i, özgür düşünceyi savunuyor. Onun telaşı bu değerlerin yıkıldığını görmekten, onun yerine ilkel bir zevk ve kültürün ikame edilmek istendiğini anlamaktan kaynaklanıyor. Böyle bir insana “sorumlu aydın” denir. Onun varlığından, yaptığı işlerden gurur duyulmalı. Gençliğimiz için olumlu bir örnek. Özellikle fildişi kuleye saklanmaması, hedef olmaktan korkmaması!