FESAT ÜÇÜNCÜ KEZ YAYINLANDI

Yazının başlığının anlamı şu: Fransız yazar Paul Nizan’ın (1905-1940) yazdığı ve Özdemir İnce’nin Türkçeye çevirdiği “Fesat”ın üçüncü baskısı yayımlandı. Doğrudur, bir ay kadar önce Yordam Yayınları tarafından yayımlandı.

Fransızca adı “La Conspiration” (Komplo, entrika, fesat ve dolap çevirmek, suikast) olan “Fesat” 1938 yılında Gallimard yayınevi tarafından yayımlanmış, aynı yıl “Interallié” ödülü almıştı. Nizan iki yıl sonra savaşta öldü. 35 yaşındaydı.

PAUL  NİZAN

Ben sadece kendimce çok önemli bulduğum; bizim yazı hayatımıza katkıda bulunup ufuk açacağını düşündüğüm kitapları dilimize çevirdim. “Fesat” bunları başında gelir. Onu kendim yazmışım gibi benimsedim.

Biraz sonra, neredeyse yaşıtım olan kitabın üçüncü baskısına yazdığım önsözü okuyacaksınız.

“Fesat”ın, bu konuda uzman olan AKP’nin çevirdiği dolaplarla hiçbir ilişkisi yok. Canı sıkılan burjuva çocuklarının öyküsü…

 Özdemir İnce

19 Mart 2017

***

PAUL NİZAN VE “FESAT”A DAİR

Fesat, benim çevirirken çok heyecanlandığım, etkilendiğim bir kitap. Aynı heyecanı bu baskıyı hazırlarken de duydum. Çeviriyi 42 yıl önce yapmışım. İlk baskısı [i]  41 yıl önce yapılmış. Paul Nizan’ın adını 61 yıl önce duymuştum. Nizan, hayatımın önemli bir parçası olan yazar; Fesat da benim ayrılmaz bir parçam.

Herşey, bir yerde “Ben de yirmi yaşımda oldum. Bu yaşın hayatın en güzel çağı olduğunu söyleyenin canına okurum. Her şey bir gencin hayatını yıkımla tehdit eder: Aşk, düşünceler, ailenin yitimi, büyüklerin arasına katılma. Dünyadaki yerini öğrenmek zor iştir” cümlesini okuduğum zaman başladı. Nerede okuduğumu hatırlamıyorum. Ama daha sonra  Nizan’ın Aden-Arabie [ii]   adlı kitabının ilk cümlesi olarak karşıma çıktı.

Kendi varlığının, varoluşunun  peşine düşen, onun üzerinde eşinen genç insan, hayatının bir döneminde ya da bir anında kendini bir an Hz.Adem’in iki oğlundan (Habil ve Kabil) biri olarak görür. Kain’e (Kabil’e) Rab haksızlık etmiştir. Genç insana, devlet, düzen, aile, toplum, ana baba ya da bir sevgili haksızlık eder. Ya da kendisine haksızlık edildiği duygusuna kapılır. Ve hakkını kendisi almak ya da haksız durumu kendisine göre düzeltmek ister.

Aden-Arabie’nin kapağında, kitaba önsöz yazan  Jean-Paul Sartre’ın bir cümlesi vardır. O da sözünü ettiğim cümleye vurulmuştur. Ona göre, işe böylesine çırılçıplak bir cümleyle başlamak hiç de fena değildir, çünkü başlangıçta bu ret vardır. Gençler hep yaşlanırlar, ama gençlik hep genç kalır. Gençlik sandalyesinden kimin kalkıp oraya kimin oturduğunu pek fark edemeyiz. Ama “gençlik”in sandalyesi hiçbir zaman boş kalmaz.

İnsanın yirmili yaşları, gerçekten, yaşamın en güzel dönemi midir? Bunu yanıtlamak çok zor, ama içinde bir yığın çelişki olan çok kışkırtıcı bir cümle. Kabil’in torunları olan gençlik (kardeşini öldürmese de) adalet, özgürlük arayan  bir gençliktir. Bu gençlik gelişmeye karşı değildir, ama gelişmeye ilerleme ve değişimin de eşlik etmesini ister. Kabil gibi serüvenci takımındadır ve karşısında kendi çağının imtiyazlılarının  Hammurabi Yasası vardır.

YORDAM YAYINLARI

 

1974 yılının mart-nisan aylarından birinde Attila İlhan telefon etti. O sıralar Ankara’da Bilgi Yayınları’nda editörlük yapıyordu. Ben de TRT televizyonunda çalışıyordum. Hoş-beşten sonra, “Senden bir kitap çevirmeni istiyorum,  tam senlik. Bana vaktin olmadığını söyleme. Kitap bizim Paul Nizan’ın” dedi.

“Sakın La Conspiration olmasın” dedim.

“Evet!” dedi.

Kitap 1975 yılında Bilgi Yayınevi tarafından Fesat adıyla yayınlandı. Düzelti sorumlusu öldüğü için kitap epeyce yazım hatası ve son bölümü  eksik yayınlandı. İkinci baskısı (1996) Telos Yayınevi tarafından yapıldı. Şimdi üçüncü basım yapılıyor. Bu basımın öteki ikisinden farkı şu: Yapıtın  aşırı “Fransızlık”ını göz önünde bulundurarak, metinde adı geçen kişilerin somutlaşmasını sağlamak için epeyce dipnot ekledim. Bunun dışında, 1974 yılında yaptığım çeviri fırından yeni çıkmış ekmek gibi taze.

Paul Nizan (1905-1940)  sonradan demiryolu işçisi olan bir yarıcı çiftçinin torunu, daha sonra mühendis olan demiryolu işçisinin oğludur.  Jean-Paul Sartre’ın  Paris’teki ünlü Henri-IV Lisesi’nden arkadaşıydı. Paris’in  Ulm Sokağı’ndaki Fransa’nın en saygın okulu  Yüksek Öğretmen Okulu’na [iii]   birlikte girdiler, birlikte okudular, oda arkadaşı oldular. Felsefe diploması aldı. Yüksek Öğretmen Okulu’nda okurken bir bunalım geçirip Aden’e (Yemen)  gitti (1926-1927). Dönüşünde Fransız Komünist Partisi’ne girdi (1927). Zamanla, Merkez Komitesi’ne  Sözcü bile oldu. Stalin-Hitler anlaşması üzerine Fransız Komünist Partisi’nden 21 eylül 1939 günü istifa etti. Bunun üzerine Parti ve partililer tarafından aforoz edildi. FKP’den istifasından  8 ay sonra, 23 mayıs 1940 günü, savaşta,  Dunkerque çekilmesi sırasında öldü. Daha 35 yaşındaydı. İngiliz birliklerine tercümanlık yapıyordu.

Nizan’ın Komünist Partisi’nden istifası şok etkisi yarattı. Yaptığı eylemin nedeni ve amacı açıktı: Stalin, Hitler ile anlaşarak Fransa’ya ve Fransız Komünist Partisi’ne ihanet etmişti. Sadece FKP’ye değil dünyanın bütün komünistlerine de ihanet etmişti. Ama parti kadrosu ve partiyle nikahlı aydın ve yazarlar, “Parti disiplini icabı” böyle düşünmüyorlardı.

Nizan eylül 1939’da istifa etmiş ve 8 ay sonra savaşta öldürülmüştü. Kendini savunmak ve eylemini açıklamak olanağından yoksundu. Savaştan sonra, Nizan’ın Parti’nin sırlarını İçişleri Bakanlığı’na satan  bir ajan olduğu dedikodusu yayılmaya başladı. Karısı, açıklama yapmaları için,  Louis Aragon’a, FKP’nin demirbaş  ileri gelenlerinden Laurent Casanova’ya (Paul Nizan, istifa etmeden önce, Korsika’da onunla beraberdi)  ve FKP’nin genel sekreteri ve başkanı  Maurice Thorez’e başvurdu ama onlardan ses çıkmadı. 1946 yılında koskoca filozof  Henri Lefevbre, “l’Existentialisme” adlı kitabında şöyle yazıyordu: “Yalnız, uyanık, son derece kayıtsız olan Paul Nizan’ın pek az dostu vardı. Ne gibi bir sırrı olduğunu düşünüyorduk. Saplantısının, sıkıntısının sırrı. Artık bunu biliyoruz: Bütün kitapları, ihanet düşüncesi çevresinda döner.”

Koskoca Henri Lefevbre! Yuh artık! Bu tutum ve tavır çok yararı oldu gençliğimde: Bir yazar, özgür kalmak için, hiçbir partiye üye olmamalıdır. Desteklese bile! Bu kararı almama başka olayların da katkısı oldu ama şimdi sırası değil!

1947 yılında, bu karalama kampanyasından etkilenen ve aralarında Raymond Aron, André Breton, Roger Callois,  Simon de Beauvoir, J.-P. Sartre ve Albert Camus’nün bulunduğu bir grup yazar, Paul Nizan’ı savunan bir bildiri yayınladılar. Bu bildiri de saldırıya uğradı.

“Aden-Arabistan”ın 1960 yılında Sartre’ın önsözüyle [iv] yayınlanmasına kadar, 40 yıl edebiyatın sessizlik zindanlarında gömülü kaldı Paul Nizan. Sartre’ın girişimiyle yeniden doğdu ve itibarını kazandı. Paul Nizan şimdi iki savaş arasının en önemli filozof, romancı ve düşünürlerinden biridir. Yazınsal (edebi) varlığıyla beni etkilemiş, siyasal tutumuyla ilgi odağım olmuştur.

1965’ten bu yana Paul Nizan’ın izini sürmekteyim. İlkin, Attila İlhan’ın da özel isteği üzerine, 1938 yılında Interallié ödülünü alan “Fesat”ı çevirdim. Telos Yayıncılık’ı yönetirken, çeviriyi gözden geçirip eksik bölümü ekleyerek, tekrar yayınlamak ilk işlerimden biri oldu (1996). Ardından, 1998 yılında, “Eskiçağ Maddecileri”ni (Les materialistes de l’antiquité) değerli arkadaşım Prof.Dr.Afşar Timuçin’e çevirterek Telos’un Felsefe Dizisi’nde yayınladım. Ölünceye kadar yayıncılık yapacağımı, yayınevi yöneteceğimi sandığım ve iyi bir çevirmen aradığımdan öteki kitaplar için acele etmiyordum. Ancak  1999 yılı sonunda yayıncılıktan ayrılmaya kadar verdim.  Şİmdi sıra Yordam  Yayınevinde: Les Chiens de garde [v] , Antoine Bloyé [vi]  ve  Cheval de Troie [vii] adlı kitaplarını mutlaka yayınlamalı.

Nizan’ın dedesi ve babası demiryolu işçisiydi. Babası daha  sonra demiryolu mühendisi olarak proletaryayı küçük burjuvadan ayıran sınırı aşarak küçük burjuva olmuştu. Babası kendi sınıfına , proletaryaya ihanet etmişse, o da kendi sınıfı olan küçük burjuvaziye ihanet edecekti, proletarya saflarına katılacaktı.

Jean-Paul Sartre bu noktaya çok önem verir: “Nizan’ın babası gerçekten bu gözyaşı döken kaçak oldu mu? Hiçbir fikrim yok. Her halükârda oğlu onu böyle görüyordu: Nizan babası karşısında gösterdiği sayısız küçük direnişin nedenini keşfetti ya da keşfettiğine inandı: Ondaki insanı seviyor, hainden nefret ediyordu. Dostumun yaşamını ele alan ve onda ihanet saplantısı keşfeden iyi niyetli Marksistlerden, eğer bunu hâlâ yapabilecek durumdalarsa, eserlerini gözleri açık halde yeniden okumalarını ve bariz hakikati inkâr etmemelerini rica ediyorum. Doğrudur: Bu hain evladı sıkça ihanetten söz eder; Aden, Arabistan’da şöyle yazar: ‘Bir hain olabilir ya da boğulabilirdim.’  Les Chiens de garde’da ise ‘burjuvaziye insanlar adına ihanet ediyorsak, hain olduğumuzu itiraf etmekten yüzümüz kızarmasın’  der. Antoine Bloyé de haindir; La Conspiration’da, babası gibi polis olan zavallı Pluvinage da haindir. Sıkça tekrar edilen bu sözcük neyi anlatıyor? Nizan’m kendini Daladier’e  sattığını mı? Sol’umuzun oturaklı kalemşörleri, başkalarından bahsederken hep rezilce bir hayrete kapılıyor, bundan daha kepaze ve çocukça bir şey bilmiyorum – özgür bir kadın hakkında dedikodu yapan “namuslu” kadınların sergilediği hayret hariç. Nizan yazmak istiyordu, yaşamak istiyordu: Gizli ödeneklerin üç beş kuruşuna ne ihtiyacı vardı? Fakat, burjuva olmuş bir işçinin oğluydu ve kendi kendine burjuva mı yoksa işçi mi olduğunu soruyordu. Hiç şüphe yok ki en önemli kaygısı kafasındaki bu iç savaştı; proletaryaya ihanet eden baba, oğlunun burjuvaziye ihanet etmesine neden oldu; bu zoraki burjuva, sınırı ters yönde aşmak istiyordu: Ama bu o kadar da kolay değildir”.[viii]

Fesat,Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri üzerine.[ix]  Yüksek Öğretmen Okulu Fransa’nın en önemli 2-3 okulundan biridir. Fransa’nın en büyük beyinleri bu okula gider.

Öğrenciler büyük burjuva, burjuva kökenli, aralarında bir de küçük burjuva var. Ahbap çavuşlar 1930 dolaylarında Fransa’nın gidişatından memnun değildir. Parlamenter demokrasinin yürümediğini düşünmektedirler. Devrim yapmaya karar verirler. Devrim yapmak yerine bir sol partiye ya da Fransız Komünist Partisi’ne üye olmak FKP’ye üye olan küçük burjuva kökenlinin dışında hiçbirinin aklına gelmez.

İç Savaş adlı bir dergi çıkarırlar. 500 kadar aboneleri vardır, 250 kadar dergi de kitapçılarda satılır. Kapitalizmi kıyasıya eleştirirler. Ama polis bana mısın demez. Oysa 1930’larda bir komünist avı başlamıştır. Bozguna uğrarlar. Yengesini baştan çıkartarak kendi devrimini yapan büyük burjuva intihar eder. Burjuvalar okulu bitirip ailelerinin yanına dönerler. Küçük burjuva da önemli bir FKP militanını polise ihbar eder.

Kitaptan iki alıntı yapacağım. Komiser Massart küçük burjuva Pluvinage’la konuşurken “Canlarının istediği zaman sınıflarının bağrına kolayca dönebilme şansına sahip olan banker ve sanayici oğulları için hiçbir önemli etkisi olmayan bu tür eğlencelerin, serveti ve desteği olmayan küçük burjuva için tehlikeli sonuçlar doğuracağı”nı  söyler.

Ama kitabın başka bir yerinde  yer alan şu cümle çok daha önemlidir: “Ürünü oldukları burjuvaziyi kıyıcı ve tehlikeli olduğundan çok budala buluyorlardı. Bu sınıfın ortadan kalkacağından kuşkuları yoktu. Ama işçiler uğruna savaşmak akıllarının ucundan bile geçmiyordu. İşçilerin de böyle bir şey bekledikleri yoktu zaten, onlar kendileri için savaşacaklardı”.

Attila İlhan 1970’lerin Türkiyesi’ndeki  acilci burjuva aydınları düşünerek Fesat’ı çevirmemi istemişti. Tahmin ettiği gibi 1970 ve 80’lerin işçi, köylü, küçük burjuva kökenli devrimcileri idam edilirken, işkencelerden geçip hapislerde yatarken acilci burjuva aydınları bir yolunu bulup yakayı kurtardılar ya da yurt dışına kaçtılar. Günümüzün AKP ile işbirliği yapan liberal solcuları  ve İkinci Cumhuriyetçileri Acilci Burjuva Aydınlar arasından çıktı.

 “Paul Nizan, Intellectuel communiste, 1926-1940”[x]    adlı kitabın son sayfasına şunu yazmışım:  “Çocuklukta yaşanan bir bozgunun bedelini daha sonra kazanılan  hiçbir zafer ödeyemez!” Paul Nizan’ından ilham aldığım ve kendi hayatımdan çıkardığım bir cümle.

Başta Kikladlar olmak üzere Yunan adalarına Fesat’ı okuduktan sonra sık sık gittim. Ve şu cümlesini hep tekrarladım: “Bir erkek, kendisine bir kadınla başlar tekrar. Ya da savaşla, devrimle. Kitaplar yazalım.”

Genç öldürülenler, kendi iç aynalarında boğulanlar, bir gün intikâm alırlar.

ÖZDEMİR İNCE

İstanbul, 11 Kasım 2016

—————————————-

[i] Bilgi Yayınları 1975

[ii]Maspero, 1967. Kitap Türkçeye “Aden, Arabintan”  Çev: Şule Çiltaş; Kanat Yayınları, 2008.

[iii] École Normale Supérieure (Yüksek Öğrenim okulu), Fransa’nın en saygın yüksek öğrenim kurumudur. Dünya çapında en başarılı öğrencilerin son derece ağır sınavlardan geçerek alındıkları okulda Fransa’nın en önemli bilim insanları ve filozofları ders verir. Türkiye’den çok az sayıda üstün yetenekli öğrenciler bu üniversiteye kabul edilmiştir. Bu kişilerden en çok tanınan ise Cahit Arf’dır. Okulun İngiltere’de değişim için anlaşmalı olduğu sadece üç yüksek öğrenim kurumu vardır; Cambridge, Oxford ve London School of Economics’tir. Fransa’da dört adet École Normale Supérieure vardır.

[iv] Paul Nizan’i tam anlamıyla tanımak için bu önsöz mutlaka okunmalı. Önsöz Türkçe çevirinin başında da yer alıyor

[v] François Maspero Yayınları,  Paris 1970

[vi] Grasset, 1933

[vii] F.Maspero,

[viii] J.-P.Sartre,önsöz, “Aden-Arabistan”, s.40

[ix] Bernard Rosenthal, Yüksek Öğretmen Okulu (Ecole Normal Supérieur) öğrencisi, Paris’in 16.İlçesi’nde yaşayan zengin bir Yahudi ailesinden. Arkadaş topluluğunun elebaşı ve İçsavaş dergisinin kurucusu.                                                                            

Philippe Laforgue, Yüksek Öğretmen Okullu (YÖO); babası, Alsace-Lorraine’in  Fransa’ya tekrar bağlanmasından sonra Strasbourg’ayerleşmiş bir işadamı; yüksek sosyeteden Pauline D. adlı bir genç kızı YÖO’daki odasına alıyor; kızla çok yakın ama sınırlı bir ilişkisi var; kendisiyle yatmadığı için kızı hor görüyor. Topluktan en yakın olduğu kişi Rosenthal.

-Bloyé, YÖO’lu. Nizan, Antoine Bloyé  adlı roman yazdı.

Pluvinage, Sorbonne öğrencisi, Seine valiliğinde çalışan bir memurun oğlu. Yanlarında aşağılık duygusu hissettiği arkadaşlarını etkilemek için Komünist Partisi’ne giriyor.

-André Simon, eski belgeleri okuma uzmanı, Nantes’lı büyük bir tüccarın oğlu;  Paris’te bir  koloni birliğinde askerlik yapıyor.

François Régnier, 38 yaşında, ünlü yazar.

Pauline D. : Laforgue’un sevgilisi. Yüksek sosyetede Laforgue’a yardımcı oluyor.

[x] François Maspero Yayınları,  Paris 1970