FETHULLAH HOCA’NIN İLİM VE TEFEKKÜR ÂLEMİ (!)

Bu yazılar Fethullahçı üniversite öğretim üyelerine; Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay üyelerine; milletvekillerine; savcılara, yargıçlara, doktorlara, mühendislere, avukatlara, öğretmenlere; üstsubay (general, amiral), subay ve assubaylara; şair, yazar ve gazetecilere; Fethullah Gülen’le çok uzun süre ortaklık yapan Abdullah Gül ile R.T.Erdoğan’a; AKP hükümetlerine ve Fethullah Gülen’in peşinden giden öteki idraksizlere, (Türkiye’ye ve Anayasa’ya karşı işledikleri suçları tarih defterine kaydetmek  için), ithaf edilmiştir!

 ÖZDEMİR İNCE

3 Ağustos 2016

***

FETHULLAH  HOCA’NIN İLMİ

Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an-ı Kerim’in  Felak Suresi’in  (113) 4. ayeti ile onun ilintilisi olan 1. ayeti mealen şöyle çevirmiş: “Düğümlere üfleyip tüküren üfürükçülerin şerrinden (4), yarılan sabahın Rabbine sığınırım.”

Aynı ayetin Prof.Dr.Suat Yıldırım tarafından yapılan  mealen çevirisi de şöyle: “Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden …”

D.Masson’un  Fransızcaya yaptığı çeviri: “contre le mal de celles qui soufflent sur les nœuds”.

Arthur J.Arberry’nin İngilizceye yaptığı çeviri: “from the evil of women who blow on knots”.

HOCA’NIN YORUM DEHASI

Ancak okyanusların en derin yerinden daha derin Fethullah Hoca, Kur’anı Kerim’in  “şer” olarak nitelediği ve Peygamber’ine “Rabbine sığın!” diye uyardığı ayete karşın “Sihir (büyü) yoktur, inanmam!” diyenleri kınamakta ve inananları, gerektiğinde, sihir ve büyüye başvurmaya davet etmekte  (Hoca’nın İlmi, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, S.68) ve Allah’a şirk koşmaktadır. Doğrudur! Peygambercilik oynayan “The Hodja”ya çok yakışır ve yaraşır…

HOCA’NIN GÜCÜNÜN KAYNAKLARI

The Hoca’nın derin ilmine tanık olarak sadece adını verdiğim kitabı değil, Bilim ve Gelecek dergisinin 95. sayısını da kullanacağım. Kitap ve dergide, Hoca’nın derin ilmini konu alan bölümlerin başlıklarını aktarıyorum:

Hoca’nın gördüğü rüyalar mutlaka gerçekleşiyor; ruh çağırma seansında şeytanla diyalog kuruyor; “Güneşi odunsuz kömürsüz yandıran kim?” diye soruyor;  Ruh çağırma seanslarına icabet eden ruhların hangileri olduğunu ifşa ediyor; Said Nursi “namzet” olduğunu rüyasında anlamış;  Rüya fizik ötesi alemlerin deliliymiş; Mesajlar rüya ile geliyormuş; Bakışlarıyla çatal-bıçak büken insanlar varmış; Medyumlar eşyaları hareket ettiriyormuş; Psikiyatrik  bozuklukların nedeni habis ruhlar ve cinlermiş, çözüm dua okumakmış;  Hoca’nın teyzesinin deliliği muska ile geçmiş; Bilim adamları cinler ve habis ruhların hakikatini göremiyormuş; Bilimin bilemediğini medyumlar bilirmiş; Önsezi yeteneği gizli mesajlar taşırmış;  Radyastezi diye bilinmeyen bir enerji türü varmış; Kimileri burnu ile duyar, topuğu ile koklar ve parmaklarıyla  görürmüş; Ruhlar fotoğraflarda boy gösteriyormuş; Bir şahıs aynı anda yirmi yerde görülebilirmiş; Ruh kanunu şuurluymuş; Cinler insanlardan 2000 yıl önce yaratılmış; Anarşinin temelini cinler atmış; Cinler mevcut laboratuarlarda tahlil edilemeyen bir ateşten yaratılmış; Cin kanunu yerçekimi kanunundan daha akıllıymış; Cinleri kullananlar süper devlet olacakmış; Dalgıç cinler; Cinleri itaat ettirmenin şifresi; Romantizm akımını cinler başlatmış; Proletaryadan söz etmek cin ve şeytan işiymiş (En çok bu hoşuma gitti)…

HOCA’NIN MELEKLERİ

Her insanın 360 adet koruyucu meleği varmış; İyi melekler ve kötü melekler varmış; Bütün doğa kanunları meleklere tabi imiş; Melekler olmadan bir yağmur damlası bile düşmezmiş; Azrail aynı anda birçok kişinin canını nasıl alıyormuş; Azrail’in yardımcıları varmış; Soğan, sarımsak, sigara, pırasa, köpek, resim, heykel, çan, çıngırak meleklere ters geliyormuş; Meleklerde ilim aşkı varmış; İsyan etmeden her emri yerine getirmek gerekirmiş; Kaderin sırları; Üniversite din ile bilimi uzlaştırdıkça şeytan feryat ediyormuş; Eşcinselliği şeytan telkin ediyormuş ve buna zinhar izin verilmemeliymiş…

HOCA’NIN BİLİMSEL AÇIKLAMALARI

Ayın ışığını Allah söndürmüş; Güneş ve ay insana hizmet için yaratılmış, Yer ve sema izdivaç edermiş; Kadınları  dövme, terbiye usul ve metodunun parçasıymış; Büyüye inanmayan gafilmiş; Zenginlere dokunmamak gerekirmiş; Bütün kainat, hayat ve şuur sahibi varlıklar için yaratılmış; Görünmeyen kuvvetler maddeyi evirip çeviriyormuş; Kazadan korunmanın etkili yöntemleri;  Kesilen hayvanın çırpınması duyduğu lezzettenmiş; Bitkiler yenmek, hayvanlar kesilmek için yarışırlarmış;  Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılma yolları; El ve yüz falı da gerçekmiş; Kalbin kör noktası lümme-i şeytaniye imiş; Dünyanın çekimiyle görevli melekler varmış; Maddenin başına balyoz insin de kim indirirse indirsin; Gelecekteki siyasi gelişmeleri bilmek işten bile değilmiş…

GELECEKTEKİ SİYASİ GELİŞMELER

Hoca, gelecekteki siyasi gelişmeleri bilmenin yollarını öğretiyor: “Herhangi bir insanın, üç aylık çalışma ile, bir-iki erbain (kırk gün inzivaya çekilme) çıkartmakla, gözünü yumduğunda üç ay sonra olacak hadiseleri sapmadan veya az bir inhirafla söyleyebilmesi, içinde bulunduğu ülkenin içtimai ve siyasi gelişmelerini önceden kestirip ifade edebilmesi, hükümetin şu zaman düşecek, şu parti kazanacak, başbakan filan kişi olacak, cumhurbaşkanlığına kim seçilecek, şeklinde tahminlerde bulunabilmesi – biraz tecrübe ettiğim için bilerek söylüyorum – hiç de zor şeyler değildir” diyor.

Ben Hoca’nın ve Bilim ve Gelecek dergisinin yalancısıyım. Dergide ve adını verdiğim kitapta, Hoca’nın ilim gücüyle ilgili kitapların adı var.

F.Tipi Cemaat’in zenginliği dillere destan.  Hoca, cemaatine borsada oynamanın yollarını, rakip firmaların  sırlarını  büyü  yöntemiyle  öğretmiş olamaz mı?

(AYDINLIK, 6 HAZİRAN 2012)

***

FETHULLAH HOCA’NIN İKTİSADI

Fethullah Hoca ile dalga geçtiğim sanılabilir. Kesinlikle sanılmasın! Ben büyüye, üfürük işlerine hiç inanmam. İnanmam ama ailem “yüğrük” denilen bir çocuk hastalığının ocağıymış, iyileştirme gücü erkeklerin elinde olduğu ve ailenin yetişkin erkekleri (laik cumhuriyetçi ve CHP’li) kesinlikle böyle bir şey yapmadığı için, çocukluğumda köylüler peşimden koşardı ama ben de  çocuklara elimi  sürmezdim.

Ama biri bana havada uçtuğunu söylese buna inanacak kadar safım, ancak uçması gerektiğinde uçamaz ise külahları değişiriz.

“BİLİM VE GELECEK”İN YALANCISIYIM

Bilim ve Gelecek dergisi  98. sayısında (nisan 2012) ve “Hoca’nın İlmi” kitabında, Cemaat A.Ş.’nin teorik temellerinden birini, “Hoca’nın İktisadı”nı inceliyor. Dergi ve kitapta, Uğur Erözman’ın “Cemaat A.Ş.’nin teorik temeli: Hoca’nın iktisadı” ve Baha Okar’ın “Dindarlık söyleminin perdelediği iktisadi gerçek” başlıklı yazıları var.

Şimdi “Hoca’nın İdeal Toplumu” adlı bölümde yer alan konuların başlıklarını aktaralım:

“Üstün  toplum Allah’ın emri; Cemaatleşmiş bir toplum; Toplumun temel bileşeni olarak din; Proletaryanın isyanı cennet içinmiş; Hoca sanayi devrimine karşı; Yönetilen akıllı olsun, yönetene sorun çıkarmasın!…”

HOCA’NIN EKONOMİK SİSTEMİ

“Ekonomik kriz nasıl önlenir?; Kapitalizme övgüler; İşçi de çalışsın, arabası-villası olsun!; Komünizm, yoldan çıkan kapitalistlere Allah’ın verdiği belaymış!; Hoca bir paragrafta komünizmi çökertiyor; Mülk edinme insan doğasında var!; İslam iktisadı, kurucusu Allah olduğu için diğerlerinden üstündür!;  Cemaat’e bağlan, rakibini alt et!; İktisadi yasalar değil, Allah’ın rızası; Mülk Allah’ındır, kavgaya gerek yoktur!; Ne yapalım, Allah sana bu rolü biçmiş!; Sınıf mücadelesini boş ver, cihad et!; İşçi iktidarı değil, inananların iktidarı; Ganimet meşrudur, artık almaya başlayalım!; Malını verirsen günah serbest!; Sermaye edinmemin ‘ince’ yolları; Greve gerek yok, çözeriz!; Kovandaki suyu başkasının kovasına boşaltmak iyidir; banka budur!”

DİKKATE ALINMASI GEREKEN ÖRNEKLER

“Müslümanlarla savaşanlar ya Müslüman olacaklar ya cizye vermeyi kabul edecekler ya da üçüncü ve son olarak harp meydanını hakem seçeceklerdir. İşte harp meydanlarında kazanılan bu gelire ganimet denmektedir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), ‘Mü’minin en makbul rızkı, ganimetten gelen rızıktır’ buyurur. Belli devirlerde Müslümanlar ganimet yoluyla büyük zenginlikler elde etmişlerdir.  Mesela, Ömer b. Abdülaziz devrinde gün gelmiş zekât verilecek kimse bulunamamıştır. Bu husus, fıkıh kitaplarında  harp ve sulh konusuyla alâkalı bahislerde ariz ve amik olarak anlatılır.”

Pek güzel!  Hoca’nın yazdıklarına inanmamak mümkün değil, çünkü tarihten örnekleri var. Dört Halife, Emeviler ve Abbasiler döneminde, gayri müslimlere karşı fetihler kazanılmış ve ülkeleri, küffara göre, soğan gibi soyulmuş. Devşirilen zenginlikler sayesinde Arap ülkesi bayındır olmuş ve zekât verilecek bir mümin bulunamamıştır.

Ne var ki, ganimetler üretime dönüşecek yatırımlara ayrılmadığı ve tamamı tüketime ve lükse harcandığı için, ortalıkta soyulacak soğan kalmayınca, ümmet-i Müslüman dımdızlak ortalıkta kalmıştır.

Tarih ve iktisat okumasını bilmeyen Selefîler, eski görkemli dönemlere dönüp ganimetler kazanamayacaklarını anlayınca, kadınları kapatarak  fetih yapma yolunu seçmişlerdir.

ANCAK BİR SORUN VAR

Laik okullarda ciddi tarih okuyanlar, Osmanlıların da Arap fatihlere  öykündüklerini bilirler. Osmanlı da ortalıkta soyulacak soğan kalmayınca ve soğan üreticileri bostanlarına sahip çıkınca avucunu yalamaya başlamış, kazanılan ganimetlerle bir kapitalist toplum yaratılamadığı için sefil düşmüş ve gavura el açmıştır.

Ulema elbet de bu durumu değerlendirmiş, zayıf düşüp geri kalmanın başlıca suçlusunun açılıp-saçılan kadınlar olduğuna karar vermiş. Bunu çok iyi kavrayan AKP,  kadınları kapatarak ekonomiyi düzeltmek yoluna gitmiş ve nitekim (kimilerine göre, bana göre değil) başarılı da olmuştur.

Ancak, AKP’nin aklında ganimet ekonomisi egemenliğini sürdürmekte,  Hoca Efendi’nin tavsiye ettiği gibi küffara karşı ganimet seferine çıkamayınca, işçi, emekçi, emekli ve köylüyü soymaya dayanan  “içerden ganimet” kazanma yöntemine başvurmak zorunda kalmıştır.

Hoca Efendi’nin iktisadi yöntemini Avrupa’da uygulamak olanağı bulamayan AKP hükümeti, iç ganimet daha doğrusu “kendi soğanını soyma” yönteminin dışında, Müslüman ülkelere karşı ganimet seferine çıkmayı planlamaya başlamış ve bir bahane bulup kapı komşusu ve biraderi Esat Efendi’nin evine girmeyi kafasına koymuştur.

Barışa ve toplumsal üretime dayanan ekonomi sistemine inanan bendeniz, kuşkusuz, savaşmak suretiyle elde edilen Müslüman malları helal midir, bu konuda herhangi bir fikir beyanında bulunamam. Sormak için, Virginia’ya gitmeye kalkışsam 10 yıllık ABD vizem iptal edilir. Ayrıca, tutar, Hoca Efendi’ye  grev yapan işçi sınıfının cennete gitme olasılığını sorarım.  Ardından iyice azıp “Hocam,  İncil’de (Matta,19:24) zenginlerle ilgili bir ayet var. Güya zenginlerin cennete gitmesi devenin iğne deliğinden geçmesinden zormuş. Bu ne anlama geliyor, Kur’an’da böyle ayetler var mı, para biriktirmek, zenginleşmek caiz midir?” diye densizlik edebilirim. Dolayısıyla ben karışmam. Herkes kendi başının çaresine baksın! .

(AYDINLIK, 7 HAZİRAN 2012)

***

FETHULLAH HOCA’NIN YENİ İNSANI

Sözüm meclisten dışarı, “Arap’ın yağı bol olunca kıçına başına sürermiş” diye bir ırkçı ve ötekileştirici atasözümüz vardır. O hesap, işleri tıkırında giden, Allah’ın, ABD, AB ve AKP hükümetinin “Yürü ya kulum!” dediği “Cemaat”, bu sıfatı beğenmez olmuş ve bunun üzerine cemaatin ileri gelenleri uygun bir ad bulma yarışması açmış ve cemaate “Hizmet” adı verilmiş. Eh o zaman cemaet mensuplarına Türkçede “Hizmetci” dememiz gerekiyor.

Bilim ve Gelecek dergisi (Sayı: 98, nisan 2012), Hoca Efendi’nin ölümsüz eserlerinden, fıtratı   “hizmetçi” olarak tesmiye edilen yeni bir insan ırkına ait güzel huylar saptamış. Biz de sıradan insanın fıtratında bulunmayan bu hasletleri “Ba’de-t-tesmiye”  yani “Besmele çektikten sonra”  öğrenelim (Hoca’ya nisbet  ben de Osmanlıca döktürmeye başladım):.

İSLAM ÜTOPYASI İÇİN YENİ İNSAN

Aldı Hoca Efendi: “Aslında İslâm bir fıtrat dinidir. Onda eşyanın tabiatına zıt hiçbir mesele yoktur. Çünkü o, Allah’a dayanmaktadır ve hükümlerini bizzat Cenab-ı Hak vaz’etmiştir. Dolayısıyla O’nun ezeli ve ebedî kelâmından fer ve ışık almayan dünyadaki değişik sistemler ise tabiî ve fıtrî olmadıkları için, tabiat, fıtrat ve zaman tarafından nesh edilmeleri kaçınılmazdır. Bu itibarla da, onların işi daha şimdiden bitmiş demektir. Ne var ki, bunun için bir kalb, ruh ve düşünce insanlarına ihtiyaç var. Evet, dünya çapındaki bu ciddî değişiklik ancak yeni bir insan modeliyle gerçekleşebilecektir.”

Aldı Özdemir İnce: İyi de Hocam, insanın kullanım süresi dolmuş olsa bile sizin yeni bir insan ırkı yaratmanız ya da insan ırkını tamir etmeye kalkışmanız Allah’a şirk koşmak olmaz mı? Arapça bilmiyorum ama Türkçe, Fransızca ve İngilizce meallerinden okuduğum Kuran’da yaptığınız işin şirk koşmak anlamına geldiği yazıyor. Bilemiyorum, belki de siz rüyada seçilmiş olduğunuz için Allah ile şirket kurmak (tövbe, tövbe Yarabbi!) hakkına sahipsinizdir!

Hocam, Allah, bence sizin yeni insan yaratma merakınızı hoş görmeyecek gibi. Bakın ne diyor:

“Şu kesin ki: Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez”. (Nisâ, Sûresi, 116)

İngilizce: “God forgives not that aught should be with Him associated…”

Fransızca: “Dieu ne pardonne pas qu’on lui associe que ce soit.”

Sizin gibi âlim ve muallim bir zatın bir bildiği vardır zâhir (zaar).

YENİ İNSAN HER SAHAYA GİRMELİ

Aldı Hoca Efendi: “O zaman hak yolunda olmayı ve bu yolda Hakk’a yürümeyi hayatının gayesi bilir ve böyle bir gayeyi fevt etmiş (kaçırmış) olmayı da şahsı adına telafisi imkânsız en büyük kayıp sayar. Yeni insan, insanların akıl, kalb, ruh ve duygularına ulaşma yolunda kitaptan gazeteye, gazeteden mecmuaya ve bültene, onlardan da radyo ve televizyon gibi bütün modern imkânlardan – kitle iletişim vasıtalarını kastediyorum – yararlanarak kendini ifade etmeye çalışır; sadece kendini ispatlamak değil, aynı zamanda gasbedilmiş devletlerarası muvazenedeki yerini ve itibarını istirdat etme yöntemlerini geliştirir ve sonra durur beklemeye sebeplere riayet ufkunda Kudreti Sonsuz’un inayetlerini…

Aldı Özdemir İnce:  Ne diyeceğim bilemiyorum. Hoca’nın hiçbir açığı yok bu babta. Ama gene de, bir münâfık olarak nifaka baş vuracağım: Vakt-i zamanında (1470-1525) Jacques de la Palice (ya da Palisse) adında bir Frenk paşası varmış. Memleketi için çok faideli işler yapmış, meydan muharebeleri kazanmış. Ancak, bu zat, kahramanlıklarından ziyade Fransızların “palissade” diye dalga geçtikleri özlü sözleriyle hatırlanıyor. Bu özlü sözlerden birkaçını arz edeyim: Mezar taşına, “Burada Monsieur de la Palice yatıyor. Hâlâ  kıskanılıyor olacaktı, eğer ölmemiş olsaydı” diye yazdırmak istiyormuş…Kazara mı, yoksa Fransız domuzluğundan mı  bilinmez, fiildeki “F” harfi yerine “S” harfi yazılmış… Sonuç olarak, mezar taşında, “Burada Monsieur de la Palice yatıyor. Eğer ölmemiş olsaydı hâlâ yaşıyor olacaktı!” okunuyormuş. Nankör Fransız milleti, buradan hareketle “…ölümünden üç gün önce hâlâ yaşıyordu”, “…çıplak olduğu zaman üzerinde iç çamaşırı yoktu” gibilerinden bir yığın gırgır türeterek zevzeklik etmiştir, eder. O hesap!..”

ÖRNEK İŞÇİ

Aldı Hoca Efendi: “Burada işçi-işveren münasebetine örnek teşkil edebilecek, birincisi günümüzdean, ikincisi geçmişten iki misal arz etmek istiyorum:

Bir iş yerinde işveren işçilerine belli bir miktar maaş takdir ediyor. İşçiler ise, ‘Hayır, bizim yaptığımız işe mukabil bu verilen çok fazla, biz bunu kabul edemeyiz!” diyerek itiraz ediyorlar. İşveren, ‘Başka türlü çoluk çocuğunuzu geçindiremezsiniz. Onları düşünmeniz lâzım!’ diyerek ısrar edince, bu defa onlar, ‘Zaten onları düşündüğümüz için biz bu ücreti kabul etmiyoruz. Zira onlara haram lokma yedirmek istemiyoruz’ şeklinde cevap veriyorlar.

Evet, insan böyle bir manzara karşısında gözyaşlarını tutamaz. İdeal insanların meydana getirdiği bir topluma ait böyle bir hâdisenin benzerini, başka sistemlerin müntesipleri arasında görmek ve göstermek mümkün değildir.”

Aldı Özdemir İnce: Hocam, hocam! TEKSİF sendikasının kurucularından olan rahmetli babam, bunları bilseydi, işçi hakları için yaptığı mazarrattan utanırdı. İşçi dediğin zaten mümkün olduğu kadar az kazanmalı ki Müslüman cennetine gitsin.

Hocam! Bir müslümanın servet biriktirip kapitalist olmasına siz ne buyuruyorsunuz? Çünkü, R.İhsan Eliaçık türünden  İslam alimleri, servet biriktirmeyi yani ‘Kenz’ etmeyi eleştiriyorlar ki çok günahmış. Siz ne dersiniz? Anlıyorum, İslam’da işçi sendikası caiz değil ama TÜSİAD, MÜSİAD gibi işveren sendikalarını ne yapacağız? Siz işçi misiniz, işveren mi? Neden olmasın, belki de ikisi birden! Ki yakışır ve yaraşır!

Hocam, Proudhon’un “Mülkiyet hırsızlıktır!” dediğini duydum. Ne anlama geldiğini size soracaktım ama yer kalmadı .

(AYDINLIK, 8 HAZİRAN 2012)