FETHULLAHCILIK VE ÖTEKİ CEMAATLAR, ÖTEKİ TARİKATLAR

Temizleyemezsiniz ya, diyelim ki  Fethullahcıları temizlediniz, Devlet’i parselleyip paylaşan  öteki cemaatlar ve tarikatlar ne olacak? Kayırmalarıyla, dayanışmalarıyla, yedikleri rüşvetlerle, “Devlet Disiplini”ni bozmuyorlar mı? Kimi aklı evvel, askeriyeyi disiplin altına alabilmek için askeri okulların, harbiyelerin kapılarını ardına kadar İmam-Hatip okullularına açmayı öneriyor. Böylece İmamokrasi’nin son ayağını da tamamlayacaklar.

Bre gafiller, askerin kışladan dışarı çıkmasını istiyorsunuz ama “Din”in camide ve vicdanlarda kalmasını kabul etmiyorsunuz. İmam-Hatip mezunlarını harbiyelere alın, Fethullahçılar kadar beklemezler, 10 yıl içinde hükümet darbesi yaparlar.

ÖZDEMİR İNCE

27 Temmuz 2016

***

AKP, MUHALEFET VE FELHULLAH CEMAATİ

Bazen doğru atasözleri de vardır: “Görmemişin bir oğlu olmuş, çekmiş çükünü koparmış!”

Bu deyiş AKP tarikatı ile Gülen Cemaati’nin dört boyutlu fotoğrafını çok iyi çekiyor.

28 Şubat’ta yayınlanan Fethullah Gülen görüntülerini anımsayalım: “Mülkiye, Adliye, Askeriye ve Zaptiye”ye her ne pahasına olursa olsun sızacaksınız!” talimatı vermiyor muydu?

Bunun bir gün mümkün olabileceğini ama bu kadar erken olabileceğini düşünmüyorduk. Demek ki el elden üstünmüş ve analar neler doğruyormuş.

AKP tarikatı “Masa”yı ve “Kasa”yı hasret ve ihtirasla istiyordu. Bunun da olabileceğini düşünüyorduk. Ama gözlerinin bu denli dönebileceğini, akıllarının başlarından gideceğini, ne oldum delisi olacakları, doğrusu, pek aklımıza gelmiyordu.  Ne de olsa dini bütün (!) insanlardı.

Aç tavuk darı ambarına girdi ve sonunda aklını oynattı ve çatladı.

Doğrusu, AKP Tarikatı & Gülen Cemaati ikilisi birbirlerini çok iyi tamamladılar. Birbirlerinin çalışma (talan) alanlarına pek girmediler. Gülen Cemaati’nin Mülkiye, Adliye, Askeriye  ve Zaptiye’yi ele geçirmesi şeklen meşru ve yasal görünüyordu. Zaten AKP Tarikatı’nın bu zapt ve istilaya gereksinimi vardı. Bir yastıkta kocayacaklarını sandıkları için içi rahattı. Darı ambarında çekilen düğün, nişan, sünnet fotoğraf ve videolarından pek kuşkulanmadı. Zamanı gelince birlikte seyreder, Cumhuriyeti nasıl madara ettiklerini hatırlayıp birlikte gülerlerdi. Özellikle de TSK’yı mandepsiye bastırdıkları tezgâhları seyrederken…

Hey gidi mutlu günler, cicim ayları ve yılları! Dönüm noktası Ahmet Necdet Sezer’dir! Bu saptamayla ilgili olarak, 13 Şubat 2013 günü yayınlanan “Bir Kez Daha Makamın Değiştirim Gücü” başlıklı yazımdan kısa bir bölüm aktaracağım:

“Ahmet Necdet Sezer’in “makam koltuğu” tarafından değiştirilmeye, dönüştürülmeye gereksinimi yoktu, gördüğü eğitim ve öğretim kendisini o makama hazırlamıştı. Cumhuriyet’in Cumhurbaşkanı’nı somutlaştırdı. Artık bir mihenk taşı!

Gelelim Abdullah Gül’e: 1938’den sonra gelen Cumhurbaşkanları arasında o koltuğa en az yakışanı,  o koltuğa hiç oturmaması gereken de Abdullah Gül!

Necip Fazıl Kısakürek’e 19 yaşında kutlama telgrafı çeken kişi ile arasında herhangi bir fark olduğu söylenemez. O yaşlarda öylesine “endoktrine” olmuş ki cumhurbaşkanlığı makam koltuğu onu hiç mi hiç değiştiremedi. Bu nedenle, Necip Fazıl’ın müridi Cumhuriyet’in cumhurbaşkanı olamadı, mürit olarak kaldı.”

2002-2007 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı makamında Ahmet Necdet Sezer’in oturuyor olması bu görmemiş çiftin lehine oldu. Onun vetoları, sıkı denetimleri sayesinde foyaları hemen ortaya çıkmadı. Ama 2007’den sonra heyhat!

Veto hakkını en çok kullanan cumhurbaşkanı olan Sezer (16.05.2000-27.08.2007), görev süresi boyunca toplam 67 yasa, 22 Bakanlar Kurulu Kararı ve 729 müşterek kararnameyi iade etmişti.

2007 yılında o yüce makama, Necip Fazıl dergâhında yetişmiş, Recep Tayyip’in tek yumurta ikizi Abdullah Gül Bey geldi. Hey gidi günler, mürşitleri ah bir hayatta olacaktı ki, onun kestirdiği takım kumaşlarını top top geri öderlerdi. Müridlerinden biri Başyüce, öteki Hakan olmuştu. Hayatta olsaydı ikisini de rahat bırakmazdı. İkisinin de makamına birer mitil sererdi. Elinden ve dilinden kurtulamazlardı.

Unutmayalım: Necip Fazıl, sadece Abdullah Gül & Recep Tayyip ikizlerinin değil, aynı zamanda “Gomonizmle Mücadala” faslında Fethullah Gülen’in de mürşididir.

Ortak hedef: Cumhuriyeti yıkmaktır, ileri!

İşin boku ne zaman çıktı? Sembiyotik ailenin mahremiyetine girdiği için bilemeyeceğiz. Ama kubur taşınca, sokakta rögar kapaklarından dışarı fışkırınca anlaşıldı. İş işten geçmişti artık!

Ama TSK’ya ve devrimci sivillere karşı yürütülen davalar başarıyla sonuçlanınca, galiba işte o zaman öküz öldü ve ortaklık ayrıldı.

AKP Tarikatı da Gülen Cemaati de birbirlerini rahatsız edecek kadar semirmişlerdi. Aynı yatağa sığmıyorlardı. Artık armudun sapı, üzümün çöpü dönemi gelmişti.

Mülkiye, Adliye ve Zaptiyeyi ele geçirmiş olan Gülen Cemaati, artık Askeriye başta olmak üzere Devlet-i Aliye’yi ele geçirmek istiyordu. Maliye’yi, Masa’yı ve Kasa’yı da istiyordu.

Maliye, Masa ve Kasa’yı elinde tutan AKP Tarikatı Mülkiye, Adliye, Zaptiye ve Askeriye’yi de istiyordu.

Ulan gözünüzü Allah doyursun! Cumhuriyet öküzü henüz ölmedi ki mirasını paylaşıyorsunuz! Cumhuriyet öküzü o kadar öküz değil ki bre gafiller!

Ne olduysa oldu bir yerleri çarşafa dolandı, basiretleri bağlandı.  Aslında doğal bir durumdu: Kırk haramiler sonunda ganimet paylaşımında birbirine düşerdi. “Açıl ya susam!”ı herkesin bilmesi artık çok tehlikeliydi.

Binbir Gece Masalları’nda da, Hollywood filmlerinde de böyle olur. Bir vesile ile çete ortakları birbirine düşer.

Bunlarda da böyle oldu: AKP Tarikatı’ndan birinin ağzından “TSK’ya da bunlar kumpas kurmuştu!” diyerek ortakları Gülen Cemaatini suçladılar ve onu Paralel Devlet adıyla tesmiye ettiler.

Bir paralel devlet öteki paralel devleti ele geçirip tekleşecekmiş.

Kirli çamaşırlar ortaya dökülünce kızgın sacın üzerinde zıplamaya başlayan AKP Tarikatı’nın reisi R.T.Erdoğan, eski ortaklarının sözlü ve görüntülü düzmece belgelerle kendilerini tuzağa düşürdüğünü haykırmaya başladı. Ardından, hukuk olarak, adalet olarak memlekette ne kaldıysa tamamını zimmetine geçirdi. Güya kendini temize çıkartacak.

Yaptığı abrakadabralara muhalif milletin de inanmasını istiyor. Öylesine bencil ki kendinden başka hiçbir şey görmüyor.

Paralel Devlet diye tesmiye ettiğin Gülen Cemaati’nin Askeriyeden sonra sana da katakülli yaptığını mı iddia ediyorsun? Güzeeel, o zaman, aynı cemaatin TSK’ya ve devrimcilere kurduğu kumpası piyesin birinci perdesinde çözeceksin ki muhalif millet ikinci perdeyi de seyretsin!

Gerisi laf-ı güzaftır molla!

Dinlemeler yasal değildir diyorlar. Cinayete tanıklığın yasalı yasal olmayanı olmaz,  her türlüsü yasaldır!

(AYDINLIK, 5 MART 2014)

***

BİR KEZ DAHA AMİRLER VE ABİLER

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, TÜBİTAK’ta yeniden yapılandırmaya ilişkin, “Maalesef bu paralel yapının sızma noktasında en fazla sızma girişiminde bulunduğu kurumlardan bir tanesi. Bu konu ile bizde hassasiyet ile çalışıyoruz. Burada kesinlikle devletin güvenliği ile noktalarda devletin kendi hiyerarşisi içinde ‘amirden emir almayıp, kendi abisinden emir alan’ bir yaklaşımı asla kabul edemeyiz. Bu noktada yaptığımız tespitlerin gereğini yaparız” demiş. (Haberler .com, 26.02.2014)                                                                                                                               Geçmiş ola!

Neden geçmiş ola? 1 Ekim 2006 günü Hürriyet gezetesinde yayımlanan “Demokrasinin Önündeki En Büyük Engel: Tarikatlar” başlıklı yazımı okuyalım:

[Üstat Abdülbaki Gölpınarlı ilk basımı 1969 yılında yapılan “100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatler” (Gerçek Yayınevi) şöyle bitiriyordu:“Tarikatler kalkmıştır; fakat gene de yer yer, tarikatlerin bulunduğunu, tarikatçilerin faaliyetlerini duyuyor, öğreniyoruz. Bunu bir irfan yahut bir bilgi, bir inceleme ve eleştirme yapanların, bunu bir zevk ve neşe halinde yaşayan ve yaşatanların toplumumuza zararları değil, faydaları dokunur. Fakat şeyhliği, bir gericilik vesilesi, bir sömürme, bir nüfuz sağlayış aracı olarak yürütmek, inananları rüsuma, şekle bağlamak, onları ayrı bir sınıf haline getirip bağnazlaştırmak, şüphe yok ki zararlı bir şeydir.”

“Bizce tarikatler ve tasavvuf, bugün bir irfan zevkidir; devrini yaşamış, artık gönüllere mal olmuş, tarihe intikal etmiştir; son sözümüz ancak budur.”

Bir tarikat ehli olması nedeniyle, üstat Abdülbaki Gölpınarlı’nın kitabının son paragrafında,  içten olduğu kanısında değilim. Gölpınarlı düzeyinde birinin  1969 yılında tarikatların çalışmalarından habersiz olduğuna inanmak saflık olur.

Ama tarikatların tehlikelerini haber vermekten de geri durmuyor. Fazla uzatmadan şunu yazacağım: Cumhuriyet’ten yana, Cumhuriyetçi olan bir tek Sünni tarikat bulamazsınız. Gelenekleri ve misyoner ilişkileri dolayısı ile Cumhuriyet karşıtıdırlar.

Cumhuriyet,  geçmişte arada bir askıya   alınmış da olsa demokrasiyi kurmayı ve yaşatmayı amaçlamıştır. Oysa tarikatlar için demokrasi bir küfürdür !

Nedense gizlenmek istenir ama çok partili düzene geçtiğimizden bu yana cemaat ve tarikatların siyasetin göbeğinde yer aldığı biliniyor. 1950’den önce de CHP ve Cumhuriyet’e karşı muhalefet halindeydiler. Nakşibendiler, Nurcular, Süleymancılar ve Fethullahçılar politikanın içinde olacaklar da ötekiler olmayacak, olur mu ?

Günümüzde tarikat ve cemaatler artık sadece inanç toplulukları değiller, aynı zamanda holding nitelikli sermaye grupları halinde örgütleniyorlar. Amaçları demokrasinin olanaklarından yararlanarak toplumu kendi  İslamcı anlayışlarına göre yeniden inşa etmek. Müslüman Kardeşler gibi paramiliter alana kaymaları da her an mümkün.

Ancak inanç olarak bir şeyhe tamamen teslim olmuş bir müridin özgür iradesi ile politik yönelim göstermesi de beklenemez. Çünkü tarikat ve cemaatlerin kendi yapıları  demokrasiyi kabul etmeyen totaliter bir örgütlenme biçimi. Tarikat ve cemaatlerin kendi hiyerarşileri her türlü hiyerarşinin üzerinde. Bir devlet dairesinde evrak memuru olarak çalışan tarikat ileri geleninin görev yerindeki üstlerine, şeflerine, müdürlerine  hükmettiği görülmemiş bir şey değil. Şeyhin başkan olduğu prototipi çağdaş demokrasi yıkamıyor.

Tarikat ve cemaatlerin egemen olduğu bir toplumda, siyasal yapı içinde gerçek demokrasinin yerleşmesi mümkün değil. Bu nedenle, sol partilerin cemaat ve tarikatlara karşın ve onlara karşı ve onlarla birlikte nasıl politika yapabileceklerini çok iyi düşünmeleri gerekiyor.

1978’den bu yana oy kullanmayan Alevilerin 16 Ağustos 2005’te yayınladıkları ortak deklarasyondan sonra önümüzdeki ilk seçimde oy kullanmaları bekleniyor. Aleviler kitle halinde oy kullanırlarsa Türkiye’de çok şey değişebilir.

Son olarak: İlk yazımda tarikatların Sivil Toplum Örgütleriyle en küçük bir ilişkisi olmadığını yazmıştım. Önce dernekler yasasına uygun, seçime dayalı  demokratik dernek olmaları gerekmiyor mu ? Tarikatları bir şeye benzetmek gerekirse, mafyalara benzetebiliriz.]

“Bir devlet dairesinde evrak memuru olarak çalışan tarikat ileri geleninin görev yerindeki üstlerine, şeflerine, müdürlerine  hükmettiği görülmemiş bir şey değil. Şeyhin başkan olduğu prototipi çağdaş demokrasi yıkamıyor.”

Okuduğunuz cümle 1 Ekim 2006 günü Hürriyet gazetesinde yayımlanmış. Sekiz yıl önce. AKP iktidarı bu durumu o tarihte bilmiyor muydu? Domuzuna biliyordu. Bana bu durumu anlatan arkadaşım, Fethullah Cemaati’den söz etmişti. Ama ben bu ters ilişkinin bütün cemaatler ve tarikatlar için geçerli olduğunu bildiğim için “Tarikatlar” sözcüğünü tercih etmiştim. Fethullah Cemaati’nin  yardımıyla TSK’yı çökertmeyi amaçlayan AKP o dönemde her şeyin kendi denetimi altında olduğunu sanıyordu.

Evdeki pazarlık çarşıya uymadı.

Fakat dikkat! Tarikatçılığın TSK’da assubaylar arasında yaygın olduğu, tarikat hiyerarşisinde üst düzeyde bulunan assubaylara ve abilere subayların biat ve itaat ettikleri bilinir. Artık askeri disiplin hak getire!

Gülen Cemaati, Nurculuktan türedi; Nurculuk Nakşibendilikten türedi; Nakşibendilik Sünniliktan türedi; Sünnilik İslamdan türedi.

Herbiri yan kollar üretti ve türetti. Gülen Cemaati, Nurculuk’un 13 alt kolundan biri. Dallar, alt kollar falan bu ıstakoz sepetinde en azından yüz ıstakoz vardır.

İslam’da bir Vatikan olmadığı, Mekke de Vatikan sayılmadığı için İslam’da hiyerarşik bir disiplin yoktur. Her cami, her hoca neredeyse bir derebeyidir.

İslam, mezhepleri, tarikatları, cemaatleri önünde sonunda siyasallaşır ve kıyamet o zaman kopar. Aralarından birinin iktidara gelmesiyle daha büyük kıyamet kopar.

Şu anda AKP’nin temsil ettiği kadim Nakşilik ile onun bir türevi olan Gülen Cemaati boğuşmaktadır.

(AYDINLIK, 12 MART 2014)