FETÖCÜLÜĞÜN ANATOMİSİ (2)

20 Ağustos 2015 tarihinde âlim (!) sıfatıyla Cumhurbaşkanı’nın akkondusuna davet edilen Cumhuriyet düşmanı müseccel meczuplardan Kadir Mısırlıoğlu, internete kayıtlı 28.05.2016 tarihli konferansında konuşuyor:

“Keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı, ne şeriat kaldırılırdı, ne medreseler lağvedilirdi, ne hocalar asılırdı. Hiçbiri olmazdı. Bizim gâvurundan daha şiddetli.”

Bu hastalıklı zırvalar Kadir Mısırlıoğlu  ile sınırlı değil. Tarikat mensubu İslamcılara sorun, büyük bir çoğunlukla aynı cevabı alırsınız. Ama bu adamları, vatan sevgisinin ne olduğunu bilen gerçek ve sade müminlerden (îmân etmiş, İslâm dinine inanmış, Müslüman) kesinlikle ayırmamız gerekmektedir. Benim için önemli olan mümin (mü’min) olmaktır. “Dindar” tanımına da “Dinbaz” ve “İslâmcı”  muamelesi yaparım. Önemli olan mümin (inanan) olmaktır. Mümin kişi, din ve imanı kullanarak masa ve kasaya sahip olmayı aklına bile getirmez. İnancı siyasetin güdümüne girmediği için müminin laik devletle ve toplumla hiçbir sorunu olmaz.

Bu açıdan bakınca, Kadir Mısırlıoğlu gibiler mümin sayılmazlar. Bunlar “Seccademi serdiğim yer vatanımdır” derler. Ama Yunan bayrağının dalgalandığı yerde seccadeni sersen vatanın olur mu? Vatan bayrağının dalgalandığı topraktır. Kadir Mısırlıoğlu gibiler İslamcılar, dinbazlar ve yanlış dindarlar arasında çıkar. Tarikat mensupları da kendi çıkar ve rahatları için Yunan bayrağını tercih ederler.

Yunan işgalinde, Kadir Mısırlıoğlu’na benzeyen imamlar-hocalar halka Yunan bayrağı dağıtmıştır ama vatan uğruna can vermiş din adamları hiç de az değildir.

 Anayasayı paspas yapan Başyüce, Kadir Mısırlıoğlu’nu Akkondu yemeğine davet ederken adamın nasıl biri olduğunu bilmiyor muydu? Elbette nasıl biri olduğunu çok iyi biliyordu. Bu özelliği dolayısıyla onu yemeğe davet etmişti.

 FETÖ eğer Fetö olabilmişse bunun tek nedeni yukarıda tasvir ettiğim ilişkidir. Aralarına kara kedi girmeseydi, Akkondu’daki yemeğin baş konuğu Fettullah Gülen olurdu.

Biraz sonra ikinci bölümünü okuyacağınız dizinin ilk bölümünde 2007 ve 2008 yıllarında yazılan yazılar yer almıştı. Bu bölümde 2008’de yayınlanan üç yazıda Gülen hareketini çok yakından tanıyan Dr.M.Hakan Yavuz’un açıklamalarını okuyacaksınız. “İktidar Partisi”nin bu yazıları okumadığını düşünmek mümkün değil!

 ÖZDEMİR İNCE

17 Ekim 2016

***

HAKAN YAVUZ’UN AÇIKLAMALARI  (1)

ABD Utah Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Dr.M.Hakan Yavuz’dan bir mektup aldım. Birkaç ay önce  “Modernleşen Müslümanlar” (Kitap Yayınevi) adlı önemli kitabından söz ederken yazarın Fethullahçı olmasından kuşkulandığımı yazmıştım. 30 Mayıs 2008 tarihli “Fethullah Okulları ve Princeton Üniversitesi,vs.” adlı yazımda, bir kez daha “Fethullahçı” olabileceğini yazdım.

Bunun üzerine, Dr.M.Hakan Yavuz bugün, yarın ve öbür gün okuyacağınız açıklama metnini gönderdi. Çok ilginç ve tartışma çıkartması olası, hatta tartışma çıkartması gereken bir yazı. Birlikte okuyalım:

[“Daha önceki yazılarınızda da bazı çalışmalarımı ele almıştınız. Konu şahsımla ilgili olunca iki konuda size açıklama yapmak zorunda olduğumu hissettim. Söz konusu açıklamalarıma yer vermenizi özellikle rica edeceğim.

1-Ben, hiçbir zaman Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ne talebesi, ne de takipçisi oldum. Şimdiye kadar bu anlamda tüm cemaatlerden uzak durdum. Kısacası ben kendimi cemaat mensubu olarak görmedim. Bazı cemaatler beni kendi mensupları şeklinde algılamış olabilirler. Kişisel görüşüm, Türkiye’de bir cemaate mensubiyetin büyük oranda “yükselme” veya “belli kazanımlar elde etme” amacı taşıdığıdır. Benim bunlara hiçbir zaman ihtiyacım olmadı. Öte yandan ben cemaat karşıtı bir insan da değilim. Bu bir çelişki gibi görülebilir. Ancak, bir sosyal bilimci olarak böylesine etkili bir olguya karşı da ilgisiz kalamazdım. Ne var ki söz konusu cemaatin bugünkü “konumundan” ciddi şekilde hem demokrasimiz açısından hem de toplumsal barış açısından kaygı duyuyorum. Bir akademisyen olarak bu kaygılarımı Reuters Ajansı’nda ve çeşitli gazetelerde dile getirdim. Rahatsızlık nedenlerim şunlar: 1) Cemaat samimi değil; cemaatin içerde ve dışarıda geliştirdiği birbirine zıt iki ayrı dili var;

2-Cemaat bir siyasi proje peşinde ve bu Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine uygun bir proje değil;

3-Cemaatin gerek içeride gerekse uluslararası alanda meşruiyet arayışı, dış aktörler karşısında zayıflığı, onu  edilgen bir konuma sokmuş, bu nedenle işbirliği yaptığı uluslararası aktörlerle ilişkisi sorgulanmalıdır.  (4) Cemaat özelde  Saidi Nursi’nin Risaleyi Nur’unu, genelde ise İslam’ı “araçsallaştırmıştır.” Gittikçe İslam’sız bir İslam anlayışı hakim olmakta ve güce odaklanmış bu İslam anlayışı ahlaki çekirdekten uzaklaşmaktadır. 

 Bunları görebilen biri olarak benim herhangi bir cemaat yapısına aidiyetimin olması mümkün  değil. Cemaatler bana göre özgür düşünceye yer veremezler. Ayrıca, cemaatler doğaları gereği  farklılıkları değil “aynileşmeyi” savunur. Bu bağlamda her zaman farklılıkların zenginlik kaynağı, ve hayatın olağan yapısı olduğunu savunan, sosyal olguları anlamaya odaklanmış, düşüncelerle dans etmeyi seven biri olarak benim şu veya bu cemaatin “talebesi” olduğum iddiası doğru değildir.”]

(HÜRRİYET, 13 HAZİRAN 2008)

***

HAKAN YAVUZ’UN AÇIKLAMALARI  (2)

Dr.Hakan Yavuz’u okumaya kaldığımız yerden devam edelim :

[“ 2.) Bugün ülkemizdeki sosyal ve siyasi dönüşümün nüanslarını kaçırmadan okumak zorundayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi “laik ve modern bir ulus devlet” kurmayı amaçladı. Bu proje büyük ölçüde de başarılı oldu. Ne söylendiği gibi öğretmen kaybetti ne de imam kazandı. Aslında ortada birbirini sürekli yoran ama “maç” ettikçe birbirini dönüştüren iki farklı yapı var. Kısacası, 2008 Türkiye’sindeki Allah anlayışı 1920 veya 1950’lerden cok farklı. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinde de ciddi dönuşümler oldu. Birbirini dönüştüren bu yapı aslında son derece sağlıklı. Burada son yıllardaki kaygı verici gelişme bence ahlak anlayışımızın temelini oluşturan İslam’ın (onun adına hareket ettiği iddiasında olanların elinde) ciddi bir erozyona uğramasıdır. İslami dayanışma (ki cemaatin gücünü oluşturan yapının temel taşı budur)  yapıları bugün hem demokratik sistem, hem de liberal ekonomik düzende sistem içinde bir “sosyal/siyasal/ sermaye ağına” dönüşmüşlerdir. Kısacası, ahlaki değerlerden soyutlanan tamamen “şekle” indirgenen bir İslamileşme süreci yaşıyoruz. Şerif Mardin Hoca’nin dediğinin tersine bence en büyük yenilgi “imam”da olmuştur. Bugun siyasi ve gündelik yaşamı ağ gibi ören yapılanma dini kökler taşısa da aslında tamamen “güç” peşinde ve ahlaki kaygıları büyük oranda dışlamıştır. Ülkemizdeki krizin ana nedeni bence Cumhuriyet felsefesi değil; çünkü cumhuriyet kendisini hiç bir zaman din karşıtı bir şekilde tanımlamadı; krizin ana nedeni dinsel değerleri Cumhuriyet karşıtı seklinde yorumlanarak siyasi alanda araçlaştırılması oldu. Ülkemizdeki kültür savaşını (cultural war) kazanan veya kaybeden taraf şeklinde okumak zor. Kültür savaşları (ki savaşlar rakibi yok etme/teslim alma  üzerine kuruludur) klasik, askeri savaşlardan farklı gelişiyor. Çünkü dinamikleri daha farklı. Konuya kazanan veya kaybeden mantığı ile bakmak yerine, asla çıkış noktasında durmayan, zaman içinde sürekli biçim değiştiren, karşılıklı olarak bir birini etkileyen açık sistemlerle karşı karşıya olduğumuzu unutmadan “dönüşüm” kavramına odaklanmamız gerekir.”]

 Dr.Hakan Yavuz açıklamalarının dün okuduğumuz bir bölümünde “Cemaatler bana göre özgür düşünceye yer vermezler” diyordu.

Ben o cümledeki “Bana göre”yi kaldırıyorum ve cümlenin olması gereken biçimini yazıyorum: “Cemaatler özgür düşünceye yer vermezler.”

Cemaatler, tarikatlar özgür düşünmek için değil, bireysel düşünme özgürlüğünü ortadan kaldırmak için kurulurlar; bireyler de özgür düşünmemek için bunlara katılırlar. Aslında dinsel cemaatlerin birer tarikat olduğunu bilelim. Nurculuktan kökten bir sapma olan Fethullahcılık gerçekte bir tarikattır. “Tarikatlar”ın devrim yasalarına göre yasak olması nedeniyle, bu yeni oluşumu (oluşumları) cemaat adı altında sunuyorlar.

İster cemaat, ister tarikat olsun herhangi bir dinsel topluluğun demokrasiyi, dini demokrasi ile uzlaştırmayı amaçladığı yalandan başka bir şey değildir. İslamcı Fethullahçı’nın yolu demokrasi değil Tanrı’nın yolu şeriat düzenine göre yaşamaktır.

(HÜRRİYET, 14 HAZİRAN 2008)

***

HAKAN YAVUZ’UN AÇIKLAMALARI (3)

Dr.Hakan Yavuz’un ilginç ve uyarıcı açıklamalarının son bölümünü birlikte okuyalım:

[“Kişisel olarak Türkiye’deki dönüşümün “yönünden ” kaygılıyım. Çünkü gittikçe cemaatleşen bir yapı ortaya çıkıyor. Bu yapı, maalesef umut edilen uluslaşmanın önünde engel. Öte yandan,  kucaklayıcı, dayanışmacı, sağlıklı sosyal  kontrol  mekanizmalarına dayalı mahallenin fonksiyonlarını da gerçekleştirmekten uzak. Sadece güce ulaşmayı hedefleyen cemaatlerden oluşan, iğreti, yapay, şekilci, sağlıksız bir sosyal yığın ortaya çıkartıyor. Dramatik ve kaygı verici olan ise birbirini dengeleyecek cemaatlerin yokluğu

ve alanın tamamen tek bir cemaatin (Gülen cemaati) tekeline girmesidir. Hem eğitim sistemi, hem güvenlik sektörü (emniyet) hem de medya ve finans alanında tek hakim gücün bir cemaat olması kaygı verici. Mesleki profesyonelliğin, tecrübe ve liyakatin önemli olduğu yargı ve ordu gibi kurumlarla kavganın asıl nedeni bu kurumların tarihinin cemaat tarihinden uzun olmasıdır. Bu gün cemaatin üst düzey bir generalden yandaş bulması için kırk beş yıl beklemesi gerekir ancak buna sabrının olmadığını biliyoruz. Türkiye gibi “birey” kültürünün henüz yerleşmediği, hayatın tüm alanlarında ve özellikle ekonomide kayıt dışılığın yaygın olduğu bu ortamda cemaat baskıları ve cemaat tahakkümü siyasi alanı kıskaç altına almıştır. Bu durum ülkemizdeki kutuplaşmanın ana nedenlerinden biridir. Burada Nur hareketi ile Gülen hareketini ve yine İslamileşme süreci ile Gülen hareketinin kendine özgü araçlaştırılmış İslamileşme süreçlerini birbirinden ayırmak gerekir.  Bu konuları daha geniş sekilde ele alan çalısmam Ekim 2008’de yayınlanacak (Secularism and Muslim Democracy, Cambridge University Press, 2008).

En içten dileklerimle, selamlar.

Hakan Yavuz”]

 Dr.Hakan Yavuz’un “Çağdaşlaşma ve İslam Demokrasisi” başlıklı çalışmasını merakla bekliyorum. Dilerim Türkçesi de aynı günlerde yayınlanır.

Yazarın, Nurcular, Nakşiler, Milli Görüş ve AKP üzerine yazdığı, Kitap Yayınevi tarafından yayınlanan “Modernleşen Müslümanlar” (Islamic Political Idendity in Turkey) adlı kitabını okuduğum zaman gerçek bir korkuya kapılmış ve insanlar bu türden örgütleri neden kursunlar, para ve iktidar istemelerinin amacı ne, diye sormuştum. İnsanlar siyasal ve ekonomik güce sahip olmak için  dinsel örgüt kurabilirler, ancak bu pek başarılı olamaz. Dinsel amaçla bir araya gelen insanlar yapısal olarak biat ve itaata dayanan bir örgüt kurduktan ve sermaye birikimini sağladıktan sonra kurulu düzeni (müesses nizamı) kökten değiştirmek için siyasal iktidarı da isterler. İşte o zaman “Kanlı mı, kansız mı olsun ?” sorusunu  sormaya başlarlar. Şu anda “Kansız olsun!” evresindeler !

Dr.Hakan Yavuz’un açıklamalarını dikkatinize sunuyor ve onları nadasa bırakıyorum. Açıklamaları onaylayıp-onaylamadığım çok önemli değil. Kuşkusuz büyük ölçüde onaylıyorum. En azından büyük bir yalanın kör perdesini aralıyorlar.Ek olarak : Durup durup  reklam jargonuyla sosyoloji konuşan Şerif Mardin’e  şöyle bir dokundurması da önemli !

 (HÜRRİYET, 15 HAZİRAN 2008)