FISTIKÎ YEŞİL (KARŞI) DEVRİM

Kimi İslamcı ulemâ, üdebâ ve muharrirâna bakarsanız cumhuriyetin laiklik illeti(!) Batı’nın zorlamasıyla Cumhuriyet’e yamanmıştır. Bu nedenle tez elden terk edilmeli. Onlara göre laiklik ilkesi, İkinci Cumhuriyet’in yeni anayasasında kesinlikle yer almamalıdır. Çünkü
laiklik Batı’nın Cumhuriyet’e dayatmasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş ve yaratıcı geleceğini Fransız başbakanlarından ve meclis başkanlarından Edouard Herriot gibi aydın siyasetçi ve yazarlar görmüştü.
Ama Cumhuriyet, devrimlerini yapıp, yapısal olarak bir batılı devlet olmaya ve sanayileşmeye başlayınca içlerine kuşku düştü. Sanayileşirse işçi sınıfı oluşacak, batılı bir demokrasi gelecekti. Hele Köy Enstitüleri bilinçli ve çağdaş bir kitle yaratırsa, al başına belâyı! Onlar, adı ve sıfatı Cumhuriyet olan Osmanlı toplumunun devam etmesini isterlerdi.
***
1923 Cumhuriyeti’nin sona ermekte ve İkinci Cumhuriyet’in anayasasının hazırlanmakta olduğu günümüzü anlamak için, 1950’li Soğuk Savaş yıllarına dönmeliyiz. ABD’nin CIA’sı USAID (ABD Uluslar arası Kalkınma Ajansı) aracılığıyla, CHP’nin son yıllarında Türkiye’ye girmişti bile. İlk yerleştiği yer de Milli Eğitim Bakanlığı idi. CHP ile Demokrat Parti’nin Köy Enstitüleri’ni tasfiye etmeyi kendileri mi düşündü? 1950’den sonra neredeyse her bakanlıkta bir USAID temsilciliği vardı. Geleceğin sağlam temellerinin atıldığı CHP dönemi, sağcıların iddia ettiği gibi bir “fasafiso dönemi” değildi. Ülkeyi yönetecek bir kadro bile kurulmuştu. Cumhuriyetin ana kadrosunda da yer alanların kurduğu Demokrat Parti kendi başına mı karşı devrim partisi oldu?
***
Batı ve emperyalist sermayenin renkli karşı devrim planı ilk kez 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980’de Türkiye’de uygulandı. Bu iki darbe ile ülkenin bütün sol kadroları yok edildi, işçi sınıfı ve sendikaları tarumar edildi, partisi (TİP) kapatıldı, üniversiteler ve öğrencileri depolitize edildi, Kemalist kadro kırılıp parçalandı, Türk-İslam sentezi programı içinde İslam dini yeniden topluma yutturulan afyon haline getirildi. İmam-hatipler bu afyon politikasının komiserleri ve toplum mühendisleri oldu. Bu programı uygulayabilmek için imam-hatip mezunlarına üniversiteye girme hakkı verildi.
28 Şubat 1997 müdahalesi, dışardan köktenci İslamcılığı hedefliyor görünse de AKP’nin iktidara tam olarak gelebilmesi için mıntıka temizliği yapmıştır. Renkli karşı devrimi planlayan derin devlet(ler) Erbakan İslamcılığının millici yanını törpülemeyi amaçlıyor ve dizginleri elden bırakmak istemiyordu. Bu temizlik yapıldıktan sonra AKP iktidara getirildi. Peki bu operasyona vasî ve muktedir derin devlet nasıl izin verdi acaba? Doğu Bloku’nun dağıtılmasından sonra, Doğu Avrupa ülkeleri NATO’ya ve Avrupa Birliği’ne alındı. Bu süreç içinde, dengesiz hareketler yapmaya başlayan Sırbistan, Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkelerde renkli devrimler yapıldı, yaptırıldı. Ardından günümüzün Arap Baharı hareketleri geldi.
***
Ergenekon, Balyoz ve benzeri yapıntı (fiction) davalara gelince: Yeni rejim için engel oluşturacağı düşünülen Avrasyacılık ve Avrasyacıların tasfiyesi içindir. AKP kendisi için biçilen rolün dışına çıkamaz. Şimdi sırada yeni rejimi meşrulaştıracak anayasa var.
Bu anayasa ile laikliğin evrensel anlamı ve içeriği boşaltılacak ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın arzu ettiği gibi (Milliyet, 14.10.11) laiklik İslamileştirilecek! Böyle bir şey olur mu? Olduğunda görürsünüz!
Cumhuriyet devrimlerini tamamen yok etmek için mevcut anayasanın koruyucu 174.maddesi kaldırılacak, ortaöğretimin tamamı imam-hatipleştirilecek ve böylece harp okullarına girişteki en büyük engel kaldırılarak imam-subay döneminin önü tamamen açılacak.
Türban mı? Ne türbanı? “Çağdaş Müslüman kadına yakışmaz türban!” Bu cümleyi dünün türbancılarından duyacağız. Hedefe varıldıktan sonra türbanın lafı mı olur!?
İşte bu nedenle, yeni İslami rejimi meşrulaştıracak anayasadan önce, ülkenin gerçekten demokratikleşmesi için yürürlükteki yasal engellerin ortadan kaldırılması, ortamın temizlenmesi gerekmektedir.