FRANÇOIS FILLON : KOYU KATOLİK AMA DERİN LAİK

29 Kasım 2016 tarihli Hürriyet gazetesinde Güven Özalp (Brüksel) imzalı uzun bir haber var. Fransız Merkez sağının cumhurbaşkanı adayı François Fillon (Fransuva Fiyyon)’la ilgili. Yazının manşetine göre Monsieur Fillon’un en büyük özelliği “TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNE KARŞI” olmasıymış.

Neden karşıymış acaba? Cevabını geçelim. Çünkü yazımın konusu bu sorunun cevabı değıl.

İlk iş olarak, doğrusuna yanlışına bakmadan Güven Özalp’ın haberini (bilgi olarak) aktaracağım:

[“Fransa’da ilkbaharda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde merkez sağı temsil etmesi kesinleşen François Fillon, eski İngiltere Başbakanı Thatcher hayranı. Fillon, radikal İslam ve göç karşıtı fikirleriyle biliniyor, ayrıca Türkiye’nin AB üyeliğine de şiddetle karşı.

FRANSA’da birkaç hafta önceye kadar, kendi partisi Cumhuriyetçiler (LR) içindekiler de dahil, kimsenin şans tanımadığı François Fillon (62), parti içi ön seçimlerin ikinci turunda rakibi Alain Juppe karşısında yüzde 66.5 gibi ezici bir oy aldı. Fillon, Fransa’da nisan ve mayıs 2017’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde merkez sağın adayı olmayı başardı. Anketler Fillon’nun ikinci turda aşırı sağcı Marine Le Pen’e karşı yarışıp seçimleri kazanabileceğini ortaya koyuyor. Beş yıl başbakan, yedi yıl bakan ve 26 yıl parlamenter

olarak görev yapan ve çok sayıda yerel görev üstlenen Fillon, etkileyici bir siyasi kariyere sahip olmasına karşın liderden çok ‘iyi bir ikinci adam olarak’ olarak nitelendirildi.

Zafer konuşmasmda, “Sol başarısız oldu, aşırı sağ ise iflas anlamına gelir” ifadelerini kullanıp görevinin Fransa’yı değiştirmek olduğunu belirten Fillon, siyasette muhafazakâr, ekonomi alanında ise liberal olarak nitelendiriliyor. Siyasi etiketlere fazla aldırış etmeyen Fillon kendisini ‘sadece pragmatik’ olarak tanımlıyor.

TÜRKİYE’YE BAKIŞI: Türkiye ile AB müzakerelerinin sürdürülmesini ‘ikiyüzlülük’ olarak gören Fillon’un Türkiye bakışı açık: “Türkiye’nin AB’ye girmesi ne mümkün ne de arzulanan bir durum. Türkiye, AB’ye hiç giremeyecek.”

EKONOMİDE RADİKAL YAKLAŞIM: Fillon’un ekonomi alanındaki vaatleri arasında iş yasasını değiştirme, varlık vergisini kaldırma, şirketlere yönelik vergileri düşürme, emeklilik yaşını 62’den 65’e yükseltme, haftalık 35 saat çalışma uygulamasını uzatma, kamu personelini 500 bin kişi azaltma ve bütçede yüz milyar euro düzeyinde düşüş sağlama yer alıyor.

İSLAM’A SIKI KONTROL: Fransa’da son dönemin en tartışmalı konuları arasında bulunan radikal İslam ile mücadele de Fillon’un net tavır sergileyerek oy topladığı alanlardan. ‘İslamcı Totalitarizmi Yenmek’ adlı bir kitabı da bulunan Fillon, radikal İslâmî görüşte olanları Nazilerle kıyaslarken Fransa’da İslam’ın sıkı bir idari denetime tabi olmasından yana. Fransa’mn İslam bağlantılı bir sorunu olduğu da François Fillon’un sıkça yaptığı vurgular arasında yer alıyor.

DEĞERLERE DÖNÜŞ: Fransa’nın çok kültürlü bir ülke olduğu tezini reddeden Fillon, son konuşmalarından birinde, “Fransa’nın doğal olarak dışarıdan zenginleştirilmiş bir tarihi, dili ve kültürü var” dedi.

FAVORİSİ RUSYA: Fransa Cumhurbaşkanı olma ihtimali yüksek olan Fillon’nun dış politikadaki favorisi ise Rusya. Fillon bu ülkeyle çok sıkı siyasi ve ekonomik bir ortaklıktan yana. Her ne kadar Fransa, Suriye’de DAEŞ’e karşı oluşturulan uluslararası koalisyonun aktif üyeleri arasında yer alsa da Fillon, bu konuda Moskova’nın yaklaşmana yakın duruyor.

ŞATODA YAŞIYOR, KOYU KATOLİK: Fransa’mn Sarthe bölgesinden siyasete atılan ve 1981 seçimlerinde en genç (27) üye olarak parlamentoya giren Fillon, sıkı bir Katolik olarak tanınıyor. Derin şekilde laik olduğunu belirten, bununla birlikte dini angajmanı olduğunu gizlemeyen Fillon, otuz yılı aşkın süredir Galli Penelope Clarke ile evli. Beş çocukları bulunan çift, Le Mans şehri yakınlarında, 12’nci yüzyıldan kalma bir şatoda yaşıyor.

Fillon, otomobil sporlarına yönelik tutkusuyla dikkat çeken ve zaman zaman yarışlara katılmaktan geri kalmayan bir isim. Eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’a hayranlığından ötürü ‘Fransa’nın Thatcher’ı olarak da nitelendiriliyor. Le Monde gazetesine verdiği röportajda, tesettür mayosunu tamamen yasaklayan bir kanun istediğini dile getiren Fillon, konunun yalnızca bölge belediye başkanlarının inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli olduğuna vurgu yapmıştı.”]

***

François Fillon’un hayatı kitap (tabak) gibi açık. Merkez sağın bütün oluşumlarında 35 yıldır var. Bakanlıklar, başbakanlık yapmış. Hakkında, bilinen kadarıyla, herhangi bir şaibe yok. Bir Fransız olsaydım, bir  marksist solcu olarak ona oy vermezdim. Fransa’da, birinci turda seçilen bir aday olmaması durumunda, bütün seçmen ikinci tura kalan adaylar arasında yeni bir seçim yapar.  Aşırı sağ, ikinci tura kalsa bile, merkez sağın ya da solun adayı karşısında herhangi bir şansı olamaz. Komünistler de aralarında olmak üzere aşırı sağa karşı merkez sağın adayına oy verirler. Cumhuriyetçi seçmen ahlakı böyledir Fransa’da.

Türkiye sağında ciddi bir cumhuriyetçi seçmen ahlak ve bilinci olmadığı için cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda MHP’liler  CHP adayına değil AKP adayına oy verirler. Çünkü MHP’nin cumhuriyetçiliği “palavra”dan ibarettir. Türkiye sağında demokratik seçmen yok. Tarikat tekkesi  müdavimi, şeyh müritliği var. Uygar ülkelerde MHP türünden partiler olmaz.MHP, demokrasimizin önündeki en büyük engeldir.

Benim için François Fillon’un en önemli özelliği hem koyu bir Katolik hem derin bir Laik olması! Fransa gibi uygar ve demokratik ülkelerde bütün siyasal partiler, en sağdan en sola, cumhuriyetçi ve laiktir. Hiçbir Koyu Katolik, Fransa’nın Hıristiyan (Katolik) şeriatına göre yönetilmesini ve yeryüzü egemenliğinin Hıristiyan Tanrısında olmasını kabul etmez. İktidara gelince Fransa Anayasası’nın Birinci Maddesi’ni  değiştirmeye kalkışmaz: “Fransabölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir cumhuriyettir.  Kökenine, ırkına ya da dinine bakmaksızın bütün vatandaşların yasa karşısında eşit olmasını sağlar. Bütün inançlara saygı duyar [Article premier. — La France est une république indivisible, laîque, democratique et sociale. Elle assure I’egalité  devant la loi de tous les citoyens sans distinction d’origine, de race ou de religion. Elle respecte toutes les croyances.]

Recep Tayyip Erdoğan, bir Müslüman kişinin asla laik olamayacağını iddia eder. Güya devlet laik olurmuş amma ve lakin insan (vatandaş) laik olamazmış. İnsan böyle bir iddiada bulunmadan ya bir ansiklopedik sözlüğe bakar ya da bir bilene sorar. Bakın internetteki Vikipedia’da  ne yazıyor: “Laik kelimesi Yunanca ‘laos’ ismi ve ‘laikos’ sıfatından gelir, Latincesi laicus’tur. Laos; halk, kalabalık, kitle demektir ve zıddı kleros’tur. Laikos ise halktan olan, ruhbandan olmayan veya dinsel olmayan anlamında sıfatlaşmış biçimidir.” Bu tanıma göre, Türkiye’de imam ve vaizlerin dışında herkes, insan ve vatandaş olarak, laiktir. Yani bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, kendisine R.T.Erdoğan’ı örnek almayıp, hem Müslüman olup hem de laik devletten yana olabilirmiş. Bunun anlamı şudur: Laiklik, iddia edildiği gibi, dinsizlik  değildir.

Bildiğim kadarıyla Fransa’da adında “Hıristiyan” sözcüğü olan bir siyasal parti yok ama Almanya’da ve başka ülkelerde var. Ancak bunlardan birinin yasalarını Hıristiyan şeriatına göre yapmaya kalkıştığı ve bütün laik okullarını Papaz (imam-hatip) okullarına dönüştürdüğü görülmedi. Böyle bir parti zaten iktidara gelemezdi. İktidara gelse bile Kurulu Anayasal Düzen’i asla değiştiremezdi. Hukuk, değiştirmesine izin vermezdi.

François Fillon, Anayasası’nın ikinci maddesinde Cumhuriyeti’nin “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğu yazan Türkiye’nin, sadece Müslüman olduğu için, Avrupa Biriği’ne alınmasına karşı olamaz. Ama, kendi anayasasının başta ikinci maddesi olmak üzere tamamını ayaklar altına alan bir cumhurbaşkanı ve hükümet  tarafından yönetilen  AKP Türkiye’sinin AB’ye alınmasına karşı çıkarsa yanlış bir şey yapmış olamaz.

Avrupa, R.T.Erdoğan’ın İslamcı siyasetiyle yönetilen ortaçağ artığı bir Türkiye’yi değil, 1923 Türkiye’sini istiyor. O halde 1923 Türkiyesi, kendi esenli geleceği için, AKP ve R.T.Erdoğan yükünden kurtulmak zorunda. Çünkü İslamcılık AKP ve R.T.Erdoğan’ın üzerinden çıkartacakları bir  gömlek değil, çıkartılması olanaksız bir manda derisi. 14 yıl içinde kendini kanıtlayan bir gerçek!

2017 nisan ayının tamamında Paris’te olacağım. François Fillon’un seçimi solun adayı karşısında kazanmasını istemem ama seçimi kazansa bile Montparnasse kahvelerinin teraslarında Calvados, Pernot, Şarap ve Bira içmeme engel olmayacağından eminim.Tanışmış olsaydık belki de birlikte içerdik.

ÖZDEMİR İNCE

30 KASIM 2016