FRANSA’NIN TOPUĞUNDAKİ DEVEDİKENİ (2)

Türkiye-Yunanistan dostluk futbol maçında Yunan milli marşı çalarkan seyirci güruhu saygısızca gürültü yapıp ıslık çalıyor. Ağalar ve beyler, başka ulusların  yurduna ve kutsallarına saygı duymayan insan (eğer gerçekten adam gibi adamsa) kendi yurdunu gerçekten sevemez, kendi kutsallarına samimi saygı ve sevgi duyamaz. Bu türden tepkiler tam olarak başıbozuk lümpen güruhuna özgü niteliktir. Ve bu niteliksiz, ahlaksız lümpen yığışımı AKP’nin merdiven altı imalatıdır.

Peki ya “Ya Allah Bismillah Allah u Ekber!” diye nümayiş yapmak da ne oluyor bir milli futbol maçında? Bu çığırtıları duyan insanlar, bunların tamamı radikal İslamcı, IŞİD’çi demez mi? Elbette der! Sonra da sen “Avrupa bizi dışlıyor?” diye dövünürsün.

Bu insanlar AKP’nin yarattığı çarpık ve yalapşap dünyanın ürünü! Aynı dünyanın ürünü olan erkekler son iki ayda tamı tamına 45 kadın öldürmüş.

Fatih Terim Stadyumu’nda bu rezalete Yunanistan Başbakanı Çipras da tanık oldu. Ona ev sahipliği yapan ve yanında oturan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu kim bilir ne kadar utanmıştır?! Utandığını sanmıyorum: Kendi oy deposu! Ustasının  yaratıkları! Hepsi bir gün IŞİD celladı olarak kapılarına dayandığı zaman kaçacak delik arayacaklar!

 ÖZDEMİR İNCE

20 Kasım 2015

***

ZİDANE’IN BABASI BİLE OY VEREMİYOR

 

[9 Kasım 2005 tarihli Hürriyet’tin 21. sayfasında yer alan haber: “Fransa’da OHAL”]

 

Fransa’da, iki Müslüman gencin Paris’te polisten kaçarken elektriğe kapılıp ölmesinin ardından patlak veren varoş isyanını bastırabilmek için 50 yıllık bir yasadan yararlanarak yerel yönetimlere sokağa çıkma yasağı uygulama yetkisi tanındı. İlk aşamada OHAL 12 gün sürecek, gerekirse parlamento uzatabilecek.

Fransa’daki varoş isyanında önceki gün bir kişinin ölmesinin ardından dün hükümet, yerel yöneticilere şiddet eylemlerini durdurabilmek için sokağa çıkma yasağı ilan etme yetkisi verdi.

Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, yerel yetkililere sokağa çıkma yasağı uygulama yetkisi verdiklerini belirtti ve ‘Sükunetin geri dönmesini hızlandırmak için bu gerekliydi’ dedi. Yetki dün gece yarısından itibaren geçerli olurken, sadece hükümetin belirlediği bölgelerde bu önlem uygulanabilecek. OHAL yasanın öngördüğü gibi 12 gün boyunca geçerli olacak, uzatma ihtiyacı duyulduğunda ise parlamentodan izin istenecek.

Başbakan Dominique de Villepin, yetkililerin, gerekli görülen bölgede insan ve araç hareketine sınırlama getirebileceğini söylerken, 8 bin güvenlik gücüne ek olarak 1500 polisin daha göreve çağrılacağını belirtti. Ancak ordu göreve çağrılmayacak.

Hükümetin bu kararının hemen ardından dün Amiens kentinde geceleri sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve reşit olmayanlara petrol ürünlerinin satışı da yasaklandı.

Cezayir savaşı sırasında kabul edilen 3 Nisan 1955 tarihli ve 55-385 sayılı yasaya dayanarak Fransız hükümeti, yerel yetkililere belirli bölgelerde insan ve araç hareketlerini sınırlama yetkisi verebiliyor. Yasa şimdiye kadar 1954 ile 62 yılları arasındaki Cezayir savaşı sırasında uygulandı. 1984 yılında ise Pasifik’teki Yeni Kaledonya’da düzeni sağlayabilmek için dönemin cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın hükümeti bu yasaya başvurmuştu. Herhangi bir yetişkin yasayı ihlal ettiği takdirde iki ay hapis veya 3.750 Euro para cezasına çarptırılacak. Reşit olmayanlarda ise hapis cezası bir aya kadar olabilecek.

Fransa Emniyet Genel Müdürü Michel Gaudin, ‘Şiddetin yoğunluğu düşme sürecine girdi’ dedi. Önceki gece ülke çapında varoş militanları 1.173 araç yaktılar, bir gece önceki sayı ise 1408’di. Tutuklamalarda da bir gerileme yaşandı. Tutuklananların sayısı da 395’ten 330’a düştü.

Varoş isyanının orta yerinde kalan Paris’in kuzeydoğusundaki Raincy’nin Belediye Başkanı Eric Raoult, daha hükümet kararı çıkmadan, önceki gün sokağa çıkma yasağı ilan etti. Ancak yasağı dinleyen olmadı. Raoult, olayları kınamak için gösteri yapanları da evlerine dönmeleri için ikna etmeye çalıştı. Bu arada Le Parisien Gazetesi’ne konuşan gençler OHAL yasalarının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini belirterek, ‘Daha fazla baskı, daha çok yıkım demek… Daha fazla polis, provokasyon anlamına gelir’ dedi.

1955 yılında, o zamanlar öncelikle Fransız toprağı sayılan Cezayir için çıkarılan yasada yer alan bazı maddeler şöyle:

Kamu düzeninin ciddi tehdit altında olması halinde yerleşim bölgelerinde, Cezayir ve deniz aşırı bölgelerde kısmi ya da tam olağanüstü hal ilan edilebiliyor.

Yerel temsilciler (devleti temsil eden valiler), insan ya da araç hareketlerine sınırlama getirebiliyor.

Kamu güçlerinin eylemlerine nasıl olursa olsun engel olmaya çalışan herhangi bir kişi bölgeden uzaklaştırılabiliyor.

İçişleri Bakanlığı, kamu güvenliği ve düzeni için eylemleri tehdit oluşturan kişiler için ev hapsi emri verebiliyor.

Yetkililer, tiyatro, sinema, bar ve tüm buluşma mekanlarını geçici olarak kapatabiliyor.

Düzeni bozması olası toplantılar yasaklanabiliyor.

Silah bulunduğundan şüphelenilen evlere gece ya da gündüz baskın düzenlenebiliyor.

 

09/11/2005

 

Sokakta soru şu: “Zinedine Zidane, Fransa’nın en ünlü futbolcularından biri. Ama onun kırk yıldır Fransa’da yaşayan babasının yerel seçimlerde oy kullanma hakkına sahip olmaması tuhaf değil mi?”

Çünkü Avrupa’da altı ay ya da 1 yıldır yerleşik olanlar, vatandaş olmasalar bile yerel seçimlerde oy kullanabiliyorlar. Zidane’ın, Cezayir vatandaşı kalmayı tercih eden babası ise Fransa’da bu haktan yararlanamıyor.

Fransızlar, varoş isyanını bastırabilmek için 50 yıllık bir yasadan yararlanarak valilere sokağa çıkma yasağı uygulama yetkisi tanıdı.

 

09/11/2005

 

[Hürriyet yazarı Özdemir İnce, Paris Temsilcimiz Muammer Elveren ve Sebati Karakurt ile birlikte, ayaklanmaya sahne olan Paris varoşlarını dolaştı, ilginç gözlem ve analizlerini kaleme aldı.]

 

‘Zinedine Zidane, Fransa’nın en ünlü Fransızlarından biri. Ama böyle bir insanın kırk yıldır Fransa’da yaşayan babasının yerel seçimlerde oy kullanma hakkına sahip olmaması tuhaf değil mi?’ diye soruyorlar.

Çünkü değişik Avrupa ülkelerinde altı ay ya da bir yıldır yerleşik olanlar, vatandaş olmasalar bile yerel seçimlerde oy kullabiliyorlar. Zidane’ın, Cezayir vatandaşı kalmayı tercih eden babası ise Fransa’da bu haktan yararlanamıyor.

Böyle bir soru soranlar kuşkusuz haklı. Fakat işin aslını bilmeyenler, ya da işin aslını inceleme fırsatı bulamayanlar, Paris’in bazı banliyölerinde başlayan şiddet olaylarını da açıklamaya kalkışırlarsa çok yanılırlar.

Niyetimizi anlattıktan sonra inmek zorunda kaldığımız birçok taksiden sonra kiraladığımız taksinin kara Afrikalı şoförü:

‘Bunlar resmi polis üniformasını sevmezler, bu yüzden artık polisler sivil çıkıyorlar göreve, bu nedenle olaylar azalmaya başladı’ diyor.

‘Sadece üniforma mı, yani İspanyol boğaları gibi?’ diye soruyoruz.

‘Hayır, hepsi serseri bunların, araba, motosiklet hırsızları, bu yüzden polis sevmiyorlar, kontrol ettikleri sitelere polis ve devlet memuru sokmuyorlar.’

Şoföre, bu şiddet olaylarında, (Türkiye Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ın sandığı gibi) türban yasaklarının etkisi var mı, diye soruyorum. Çünkü kendisi de güney banliyölerinden birinde oturuyor. Şoför:

‘Yok öyle bir şey, çoğu işsiz güçsüz, hırsız bunların!’

Bu arada yerinde duramayan arkadaşımız Sebati Karakurt’un aklı nerede bir olay varsa tehlikesini bile düşünmeden bir an önce oraya ulaşmaktaydı.

Muammer Elveren, ‘Abi’ diyor, ‘Fransa Başbakanı türban yasası ile bu olayların arasında herhangi bir bağlantı olmadığını açıkladı TF 1 televizyonunda.’

Müslüman/Hıristiyan karşıtlığı da söz konusu değil. Bu daha çok Fransız devleti ile Cezayirli bir grup insanın çatışması. Eğer bu olayların türbanla ilgisi olsaydı yasa çıkarıldığı vakit araç yakma tepkisini o zaman gösterirlerdi, oysa o günlerde sadece kanunu pasif gösterilerle protesto ettiler.

2003 sonlarında yayınladığımız, olay çıkartan türban yasasıyla ilgili haberlerden tanıdığımız gençler söz konusu.

Hani şu toplu konut sitelerini denetim altında tutan, vurduğu vurduk, kırdığı kırdık, kılık-kıyafet yüzünden site kızlarını döven, hatta öldüren mahalle kabadayıları. Dizi yazı ve haberlerimizde bu insanların yarattığı büyük tehlikeye değinmiştik. İşte, aradan daha iki yıl geçmeden işi bu noktaya vardırdılar.

Gece yarısından sonra Paris banliyölerinde taksi ile dolaşırken, telefonla uykusundan uyandırdığım Cezayirli arkadaşıma soruyorum: ‘Sizin banliyö asilerinin herhangi bir talebi var mı, yani şunu verirseniz, şunu yaparsanız, biz de bu işten vazgeçeriz gibilerinden?’ Arkadaşım: ‘Hayır herhangi bir sosyal ya da siyasal talepleri yok. Böyle bir şey açıklamadılar.’

‘Peki, devletin muhatap alacağı ya da almayacağı bir lider kadroları, sözcüleri var mı?’

‘Böyle biri çıkmadı ortaya. Varsa bile bunlar bin kişilik ilk tutuklamaların arasında olabilirler.’

Tek bilinen Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sar¬kozy’yi kesinlikle sevmiyorlar. Bunun nedeni onun eski usul disiplin devleti temsilcisi olarak ortaya çıkması.

Saatlerdir o banliyö senin, bu banliyö benim girip çıkıyoruz. Sokaklarda kimseler yok. Polis de yok. Sadece Aulnay Sous Bois’nın girişlerinden birinde bir polis ekibi durduruyor arabamızı. Tanıştıktan sonra, ‘Basın da artık şu olayları kaşımaktan vazgeçse iyi olacak’ diyorlar. Ayrıca polis akredite gazetecileri bile olay yerlerinden uzak tutmaya çalışıyor. Peki bu durumda yayınlanan görüntüler nereden geliyor? Söylentilere bakılırsa, görüntüleri olayları çıkartan yangıncılar çekip gazetecilere satıyorlar ya da gazetecilerin kameraları ile kendileri görüntü alıyorlar. Tabii para karşılığında. Söylentilere göre bazı görevliler de işin içindeymiş.

***

LAİK GENÇLERİN İSYANI

10/11/2005

 

[Paris’te varoşları dolaşarak nabız tutan Hürriyet yazarı Özdemir İnce, Fransa’da Müslüman cemaatin en üst otoritesi olan İslam Konseyi Başkanı Dalil Boubakeur ile isyanın perde arkasını konuştu. Boubakeur şöyle dedi: ‘Bu olayların dini bir kaynağı ve nedeni yoktur. Ve bunu İslamcılar organize etmemişlerdir. Bu bir toplumsal patlamadır, laik gençlerin patlamasıdır.’]

Paris Camii Rektörü, Fransa İslam Konseyi Başkanı, Cezayir asıllı Fransa vatandaşı Dalil Boubakeur banliyö ayaklanmasının yatıştırılması için önemli rol oynayan kişilerden biri. Fransa’nın deniz aşırı topraklarından Reunion adasına hareketinden önce vakti dar olduğu için, telefon görüşmesi yapabildik. Boubakeur anlatıyor:

‘Bizim Paris banliyölerinde, sitelerde meydana gelen olaylarla ilgili görüşlerimiz şöyle: Bu olaylar çözümsüzlükten, ekonomik sorunların çıkmazlarından, konut sorunlarından ve yaşama amaçlarından kaynaklanmaktadır. Gençlerin içinde bulundukları durumu bildiğimiz için, biz zaten bunun her an olabileceğinden korkuyorduk. Bu isyan, Fransa’da yaşayan, Fransız vatandaşı olan, kendilerini Fransız kabul eden gençlerin kendilerini aynı zamanda toplumdan dışlanmış ve yüzüstü bırakılmış hissetmelerinden kaynaklanmaktadır.

Fransız hükümeti denetim altına alınması çok zor olan durumun önemini anlamış durumda. Sizden biraz önce Başbakan Dominique de Villepin ile bir telefon görüşmesi yaptım. Bu konuşmadan anladığıma göre, onlar da işin zorluğunu anlamış bulunuyorlar. Bu nedenledir ki bugün (önceki gün) bakanlar kurulu kararı ile hükümete sokağa çıkma yasağı koyma yetkisi verildi. Polisi güçlendirecekler ama banliyö geneliyle ilgili bir çözüm programı uygulamaya da başlayacaklar. Bu, eğitim ve istihdam destekli olacak, yani Fransa bu gençlerin maruz kaldıkları gecikmeleri telafi etmeye çalışacak.

Bu olayların dini bir kaynağı ve nedeni yoktur. Ve bunu İslamcılar organize etmemişlerdir. Bu bir toplumsal patlamadır, laik gençlerin patlamasıdır.

‘Fransa İslami Kuruluşlar Birliği’ (UOIF) bir fetva yayınlayarak İslam ile vandalizm arasında bir amalgama yol açtı. Bu doğru değildir, yanlıştır. Banliyö olaylarını İslama bağlamak yanlıştır. Problemi sosyal planda görmek, değerlendirmek gerekir. Doğrudur, bu gençler ara-sında Müslüman gençler olduğu gibi gayri müslimler, kara Afrikalılar da vardır. Bu bir gençlik patlamasıdır. İslama bağlamak son derece yanlıştır. Olaylara İslamla bağlantı kurmadan uygun bir çözüm bulunması gerekiyor.

Fransa’da olan bu olaylar Avrupa toplumunun öteki ülkelerinde de olabilir. Zengin anakent ile fakir banliyöler arasındaki çelişki her ülkede giderek büyümektedir.’

Fetva yayınlayan Fransa İslami Kuruluşlar Birliği’nin, Müslüman Kardeşler’in görüşlerini savunduğu biliniyor. Banliyö olaylarına İslamı karıştırmasının nedeni kendilerini hükümete muhatap kabul ettirmek. İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’nin bu birliği muhatap olarak tercih ettiği söylentileri çok yaygın.

Bir başka söylenti de Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Başbakan Dominique de Villepin ikilisinin İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’ye karşı banliyö ayaklanmalarını koz olarak kullanmak istedikleri yönünde. Olayların onuncu gününden sonra, gecikmeyle müdahale kararı almalarını da bu çekişmeye bağlayanlar çoğunlukta.

Müslüman gençlere hitaben sükunet fetvası yayınladığı için eleştirilen Fransa İslami Kuruluşlar Birliği’ne (UOIF) yakın Müslümanlar geceleri olayları yatıştırmak için özellikle Rosny-sous-Bois’da ekipler halinde dolaşıyorlarmış. Le Monde’un yazdığına göre bu ikna seferlerine katılanlardan biri (Bachir Guerrad) ‘Gençlerle tartışıyoruz, grupları dağıtmaya çalışıyoruz. Evlerine götürüyoruz. Pazar günü, bir grubu, bir okulu ateşe vermekten caydırdık’ diyor. Bununla birlikte, yangıncı gençlerin camiyle ilişkilerinin hiç de sıkı olmadığını itiraf ediyorlar. Çoğu Müslüman değil. ‘Selamünaleyküm’ dendiğinde ‘İyi akşamlar’ (Bonsoir) yanıtı veriyorlar. Aralarında Magribli’den çok kara Afrikalı var. Bu ayaklanmada dinin hiçbir rolü yok. Çoğu, burunlarının dibinde bir cami olduğunun farkında bile değiller.

 

(Hürriyet, 9-10 kasım 2005)

 

***

NOTA BENE:

 

Özel e-mail adresimi nereden buldularsa bulmuşlar ve bana aşağıdaki mesajı göndermişler, kendilerini savunayım diye:

 

[GASP EDİLEN HAKLARIMIZ İÇİN EYLEMDEYİZ

 

TOKİ’nin  verdiği ihaleyle Sultanbeyli Devlet Hastanesi inşaatını yapan İlci Holding’e bağlı olarak çalışan yüz inşaat işçisi arkadaşımızın ücret ve hakları verilmiyor.

İnşaatı yarım bırakan İlci Holding hak edişlerini alarak sırra kadem basarken, gece gündüz demeden alın teri döken inşaat işçisi ise sefalete mahkum edilmiş durumda.

 

Hak gaspları, emek hırsızlığı doğrudan başbakanlığa bağlı bir kurum olan TOKİ’nin bilgisi ve gözetimde yaşanıyor.

 

Emek hırsızlığına izin vermeyeceğiz.

 

İşçi arkadaşlarımızla birlikte hakkımız olanı almak için TOKİ önünde buluşuyoruz.]

 

Emekçiler, emekleri ile oyları arasında akıllı bir ilişki kurdukları zaman bütün holdingler ve hükümetler karşılarında tir tir titrer. İlkin AKP’ye oy veren 49.5 arkadaşlarımndan hesap sorsunlar.

“Emek hırsızlığına izin vermeyeceğiz”  diyorlar. Hadi bakalım!

 

Ö.İ. 19.11.15