GEL DE İNAN !

Politikacılarla yapılan söyleşileri önemserim. Zihinsel ve ruhsal durumlarını, durumlardaki kıvrımları ve boşlukları bu söyleşilerde görürüm. Aramama gerek kalmaz. Serseri bir top gibi gelip kafama çarpar. Benim için cevaplar kadar sorular da önemlidir. Hatta daha önemlidir. Cevaplardan soru çıkartmayan sorgulayıcılara bir saniye bile dayanamam.
***
16 Nisan 2007 tarihli Milliyet’te Devrim Sevimay’ın Başbakan’ın Siyasi Başdanışmanı ve Adana Milletvekili Ömer Çelik ile yaptığı bir söyleşi yayınlandı.
Devrim Sevimay, Türkiye’de çok önemsenip Nirvana süreci gibi sunulan “Değişim” mavalıyla ilgili ilginç bir soru soruyor:
Devrim Sevimay : “Niyetim sizi geçmişle taciz etmek değil, ama şu hafızalardaki bütün cümleleri konuşalım: ‘Elhamdülillah şeriatçıyız’, ‘Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır’, ‘Demokrasi amaç değil, ancak bir araçtır’, ‘En üst belirleyici İslamın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir’, ‘Ya Müslüman olacaksın, ya da laik.’ Bunları diyen başbakan…”
Ömer Çelik : “Peki, ben şimdi size söylüyorum, bu sözlerin hepsi yanlıştır. Yanlıştır, yanlış sözlerdir bunlar. Zaten Başbakan da çıkıp ‘Hayır, ben o gün doğru söyledim, bu sözlerin arkasında duruyorum ve bugün siyaset yapmaktaki amacım bu sözlerimi hayata geçirmektir’ demiyor. Önemli olan beş yıl içerisinde Başbakanlık yaparken bu sözlerini haklı çıkartacak bir iş yapmış mıdır ? Hayır.”
Sevim Demiray kül yutmuyor ve cevaptan soru çıkartıyor : “Kabul, tebliğ edilene inanmak değişime inanmak, hepsi tamam. Ama peki başbakan bu sözlerini unutturacak bir şey yaptı mı ? Yani en son söylediği ‘Hitler de laikti’ demek amacına uygun bir benzetme miydi ?”
***
Şu değişim işinin felsefesine gelelim : Bir laiklik karşıtının laik düşünceyi benimsemesi, anayasayı referans almayı kabul etmesi Franz Kafka’nın Değişim’indeki Gregor Samsa’nın hamam böceğine dönüşmesine benzer. İdeoloji ve felsefe değiştirmek bir kıyafet balosundan önce Arap Şeyhi kıyafetini çıkartıp Japon Samuraisi kıyafeti giymeye benzemez.
Bir komünist devrimcisi şairin 1971’den sonra İslamcılığı seçmesi üzerine yazarken, şairin R.T.Erdoğan’ın pişkinliğine benzer gamsızlığını şöyle eleştirmiştim: “Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye geçen futbolcu en azından bir yıl bunalım geçiriyor, ama bizim şair bana mısın demiyor !” Değişimin etüvünden geçmemiş olan R.T.Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve şürekası İslamcılığın bit ve pirelerinden kurtulmuş değil !
Bir aydır zulada duran bu yazıyı, Abdullah Gül’ün 29 Mayıs tarihli Hürriyet gazetesindeki sözlerini okuyunca yayınlamaya karar verdim. Sorun Abdullah Gül’ün eşinin türbanı değil, Abdullah Gül’ün kafasının içindeki Müslüman Kardeşler’den mülhem Milli Görüş ! İlle de Cumhurbaşkanı olacağım diyen biri halk huzurunda özeleştiri etüvünden geçmek zorunda !
Abdullah Gül ideolojik geçmişinin hesabını verecek, vazgeçtiği düşüncelerinin yanlış olduğunu itiraf edecek ve onların yerine doğruların ne olduğunu söyleyecek.
Bunları yapmadan Cumhuriyet’e bağlılığına kimseyi inandıramaz ! Tabii Rice hanım dışında !