GENÇLİK NE İŞE YARAR ?

Paul Nizan, “Aden Arabie” adlı kitabının başında “Ben de yirmi yaşımda oldum, hayatın en güzel döneminin yirmili yaşlar olduğunu söyleyenin alnını karışlarım” diye yazar.
Kuşkusuz, ilk gençlikle ilgili bir yığın gerçek dışı safsatalar vardır. Babam beni eleştirmek için “Senin yaşında olayım bir milyon borcum olsun!” derdi, dönemin babaları gibi. Böylece gençliğin önünde sınırsız olanaklar bulunduğunu söylemek isterdi.
Babamı dinlerken dişlerimi gıcırdatırdım. Gözümün önüne işlerini miras yoluyla halledecek zengin arkadaşlarım gelirdi.
***
Eskiden felaketler bireyseldi, aileseldi, sınıfsaldı! Ama Cumhuriyet, eğitim ve öğretim alanında bu üçlü felaketi aşmak için leyli meccani (parasız yatılı) gibi kurtuluş olanakları sunardı. Öğretmenler orta okullarda parasız yatılı sınavlarına gireceklerin taramasını yaparlardı. İlkokullardan sonra Öğretmen Okulları sınavları vardı. Askeri liseler ilkokuldan ve ortaokuldan sonra iki kez öğrenci alırlardı.
Sadece bunlar değil birçok meslek dalında ortaöğretim düzeyinde parasız yatılı okullar vardı. Başta Süleyman Demirel olmak üzere milyonlarca insan bu sistemden yararlanmıştır. 1910, 1920, 1930, 1940 doğumlular arasında bir tarama yapın, parasız yatılı tezgahından geçmiş yüzlerce, binlerce vali, doktor, mühendis, general, gazeteci, sanatçı, öğretmen ve maliyeci bulursunuz. Bunların hepsi çok ciddi sınavlardan geçmişlerdir. Üstelik hazırlık kurslarına gitmeden. Sınav kazanana saygı gösterilirdi. Çünkü kalite kontrol belgesiydi.
***
Ciddi zamanlardı! Günümüzün cıvıklıkları, sapkınlıkları söz konusu değildi.
Sözü “ÖS YEME götümü ye!” rezilliğine getirmek istiyorum. Bu rezillik meğer Türk gençliğinin hislerine tercüman oluyormuş. Bu “Tercüman” aracılığıyla Türk gençliğinin hislerine ulaştım. Bu gençlik “Ekmek elden su gölden” gençliği, avantacı ve köşe dönmeci gençlik, bağımsız düşünemeyen, olgu ve gerçekleri yargılayıp değerlendiremeyen bir gençlik. 1940 ve 50’lerde parasız yatılı sınavlarına girmek isteseler okulları aday göstermezdi, aday olsalar bile sınavı kazanamazlardı. Ama sınav sistemine küfretmek akıllarına bile gelmezdi.
Parasız yatılılık bir örneklik konumuydu. Modeldi!
***
Rezilliğin sözleri “Bütün sene uğraştım kurtarmak için hayatımı” diye başlıyor. Hayatı kurtarmak için bütün sene uğraşmak değil ömür boyu uğraşmak da yetmez. Herkes bu rezilliği ağzı açık ayran delisi tepkisi göstererek, alkışlayarak dinliyor. Ana-babaların içi ferahlıyor, inandıkları, ürettikleri yalanların üstü örtüldüğü için.
Bayanlar ve Baylar, gençliğin tragedyasının sorumlusu ne YÖK ne de ÖSYM. Sorumlular 1950’den bu yana gelip geçmiş bütün hükümetler ve Milli Eğitim Bakanları, sizler…
***
Biri gençlere gerçekleri söylemeli. Gençlik “kendisi” olarak hiçbir işe yaramaz. O kadar haksızlık etmeyelim, “kendisi olarak” yatakta ve sporda işe yarar, ama bu durumda da yetenek ve teknik önemlidir.
Sınavı kazandıran, hazırlık kursları değildir. Sınavı yetenek ve emek kazandırır. ÖSYM sınavı yüz kez yapılsa gene aynı kişiler kazanır.
Baylar, Bayanlar, Gençler ! Aynı kişiler neden kazanırlar acaba ? Düşünelim biraz !