GENE AYNI PÜSKÜLLÜ BELA

Geçen ay, Kahire’de Pyramisa Oteli’nin Piano Bar’ı önündeki lobi masasında oturuyorum. Bizimkileri bekliyorum. İki-üç basamak daha çıkıp içerde oturmak istemiyorum. Çünkü biraz “Arapşa tekellüm” ettiğimi bilen garsonlar kendilerini göstermek için bir duble buzlu Jameson getirme yarışına giriyorlar. Biri bitmeden bir başkası !… “Şükran ya ahi !”
***
Lobide bunca yer varken bir adam gelip yanı başıma oturdu. Ben gelip geçene bakarken bir süre sessiz kalan adam bana Arapça bir şeyler söyledi. Ben “Mabaarif Arabi”, Arapça bilmiyorum diye cevap verdim. Yüzüme inanmadan baktı.
“İsterseniz Fransızca, İngilizce, Türkçe konuşabiliriz” dedim. “Ben Türküm!”
Adam hemen İstanbul’un güzelliklerini saymaya başladı İngilizce: Beyoğlu, Tarabya, Adalar.
Ne iş yaptığımı sordu.
Edib olduğumu söyledim ve uyduruk Arapçamla ekledim : “Muharrirün ceride!” dedim.
Kendisi de araştırmacı ve tarımcı imiş. Zamane gençlerinde iş olmadığını söyledi hemen, bütün amaçları bir kağıt parçası olan “şahadetnâme” almakmış. Diploma yani.
***
İş sonunda geldi Arap ülkelerinde karşılaştığım tehlikeli soruya dayandı. Adam adımı sordu.
“Özdemir İnce!”, dedim. Adam anlamayarak aval aval yüzüme baktı.
“Sizin bir Müslüman adınız yok mu?”
“Yok !” dedim. “Fakat babamın adı Ahmet Şükrü, annemin adı Nasibe. (Adam “Ahmet” ve “Nasibe”yi benden sonra tekrarladı.) Onlar Osmanlı vatandaşı olarak doğdular, ben laik Cumhuriyet vatandaşı olarak doğdum.”
“İyi de gene de bir Müslüman adınız olmalı eğer Müslümansanız ! Peki neden Arapça bilmiyorsunuz, Arapça öğrenmiyorsunuz ?”
“Peki siz neden Türkçe öğrenmediniz Osmanlı döneminde, şimdi siz neden öğrenmiyorsunuz ?”
“Kuran Arapça olduğuna göre bütün Müslümanlar Arapça öğrenmeli !”
“Kuranı Türkçe ve Fransızca tercümelerinden okuyorum. Peki siz Kuran Arapçasını yüzde yüz anlıyor musunuz ?” Bu soruyu domuzuna sordum !
“Hayır, ama büyük müfessirlerin tefsirleri var, onları okuyorum” dedi.
“Benim müfessire ihtiyacım yok. Bütün müfessirler felakettir. Kuran tefsircileri de, Marx tefsircileri de, Freud tefsircileri de… Ben kendi kendimin tefsircisiyim !”
“Ama müfessirler âlimdir” diye itiraz etti.
“Aziz dostum karşınızda oturan bendeniz de bir âlim sayılırım!”
***
Tartışma karışık sohbet bu minval üzere devam edecekti ki Titos Patrikios, Ülker ve Tanbey geldiler ve beni bu engizisyon işkencesinden kurtardılar.
Ey AKP’ye oy veren ve verecek Ayçalar, Tansular, Gülümsünler, Ertuğrullar, Oktaylar, Doğanerler, Tufanlar, Yalçınlar! Kendinize hemen bir Müslüman adı da bulun ve bir zulaya saklayın !
Milliyet ceridesi muharriri Hasan Cemal’in böyle bir mesele-i kebiri yok ! Talibanî cumhuriyette de dört ayak üzerine düşecek. Gene işi iş !