GEO MİLEV’İN GÖZÜ

Yirmi yıl sonra, haziran ayında Sofya’ya gidince doğal olarak epece acemilik çektim. İlk tanıdığımda yirmi ve otuzlarında olan insanlar şimdi ellilerinde, altmışlarında, yetmişlerinde geziniyorlardı.
1980’lerin başında açılışına tanık olduğum muhteşem Kültür Sarayı harabeye dönmüştü. Komünist rejimin yıkılışından sonra, kapitalizm ve özgür pazar onuruna kat kat, bölüm bölüm, oda oda kiraya vermişlerdi. Görkemli sarayı gecekondulaştırmışlardı.
Park Hotel Moskva’nın adı değişmişti. Değişsin ama önündeki o görkemli Barış Çanı ortadan kaybolmuştu. Kimbilir nereye atmışlar ya da eritmişlerdi. Oysa üzerinde yüzlerce yazarın, bu arada Aziz Nesin’in, Kemal Özer’in, Ataol Behramoğlu’nun ve benim kabartma imzalarımız vardı.
Alexandre Nevski Kilisesi ve biraz ötedeki küçük Rus Kilisesi yerinde duruyordu ama caddenin karşı tarafındaki Devrim Müzesi yeni düzenin çapulcuları tarafından yerle bir edilmişi. Kolayca korunabilecek bir yeri kapitalizmin yeni kapatması karşı devrim hükümeti korumak zahmetine katlanmamıştı. Tam tersine ilkel tepki ve dürtüleri fışşıklamıştı !
***
Devrim Müzesi’ne, daha doğrusu ondan geriye kalan boşluğa uzaktan baktım. İnsan kendi tarihine karşı nasıl bunca acımasız, nankör, öfkeli, kinli ve düşman olabilirdi ?
Komünizmin yıkılışından sonra Bulgaristan’ın sanayine, tarımına, altyapısına bir dirhemlik bir şey eklememiş insanlar Georgi Dimitrov’un mozelesini havaya uçurmuş, Devrim Müzesi’ni yerle bir etmişlerdi. Devrim Müzesi’ni yerle bir edip, barbarcasına yağmalayıp, Barış Çanı’nı yok edip caddeleri Macdonalds’lar, otomobil galerileri ve Batı’nın marka dükkan ve butikleriyle doldurmuşlar ve Avrupa Birliği ile ödüllendirilmişlerdı.
Devrimi verip yerine bluejeanlerini almışlardı. Genellikle kederli olan Bulgar’ın kederi iyice katmerlenmişti. Kimilerinde hüznün dibi tutmuş, ruh halleri kendim ettim kendim buldum’a dönüşmeye başlamıştı.
***
Devrim Müzesi’nin talan edildiğini duyduğum zaman, birden Geo Milev’in takma gözünü anımsadım. Müzedeydi bir zamanlar. Acaba şimdi neredeydi ?
Şair Geo Milev (1895-1925) “Yazar, halkı neredeyse orada olmalıdır, halkın yanında, halkın ortasında olmalıdır” diyen bir kuşağın temsilcisiydi.
Birinci Dünya Savaşi’nda bir gözünü kaybetti. Yerine bir takma göz koydular.
1925 nisanında faşistler tarafından evinde tutuklandı. Şair Hristo Yasenov ve on iki aydınla birlikte polis fırınında diri diri yakıldı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yakalanan katilleri olayı itiraf ettiler ve ceset kalıntılarının gömüldüğü yeri gösterdiler. Geo Milev’in takma gözü kalıntılar arasındaydı.
***
O Devrim Müzesi’nde Geo Milev’den başka, Hristo Botev’in, Hristo Yasenov’un, Hristo Smirnenski’nin anıları vardı. Bluejean ve Macdonalds meftunları tarafından yok edildi bunlar.
Dostlarım, tanıdıklarım CIA’nın, STÖ (Sivil Toplum Örgütü) denen NGO’ların (Hükümet Dışı Örgüler), Soros’un fesat tezgahlarının yeni yeni farkına varmanın şaşkınlığı içindeydiler.
Ve Geo Milev’in mavi renkli takma gözü ortalıkta yoktu !… Ama karşı devrimciler, ülke halkının yarattığı bütün zenginlikleri bir tek leva karşılığında aralarında paylaşmışlardı.