GERÇEK İKTİDAR

Değerli bilim insanı Ergin Yıldızoğlu Cumhuriyet gazetesindeki sütununda “Tek Parti Egemenliği – Yapışkan Statüko” başlıklı önemli bir yazı yayınladı (09.11.2011). Benim de üzerinde durduğum “Gerçek İktidar” sorununu bilimsel olarak açıkladı.
İşin teorik yanını bir tarafa bırakıp, uygulamalı süreci açıklamaya çalışacağım: 29 Ekim 1923 yılında kurulan Cumhuriyet’in sonuna ilk adım 12 Mart 1971 darbesi ile atılmış, 12 Eylül 1980’de son darbe vurulmuştu. 12 Mart’ta sarsılan cumhuriyetçi “Gerçek İktidar” 12 Eylül’e kadar devam etti. 14 Mayıs 1950 tarihinde Demokrat Parti iktidara geçti ama Mülkiye’den Adliye’ye ve Emniyet’e, oradan Milli Eğitim’e ve öteki devlet kadrolarına kadar bütün devlet örgütü Cumhuriyet’in devrimci potasında eğitim görmüştü. Bu kadronun içinde elbette bu modele muhalif unsurlar da vardı. 14 Mayıs 1950 seçiminde Demokrat Parti’ye oy vermiş olanların çoğunluğu da Cumhuriyet idealine bağlıydı. Bu nedenle önce 1960 kadar Demokrat Parti, daha sonra, 1965’den itibaren Adalet Partisi, cumhuriyet ideolojisine bağlı kadrolarla uğraşmak zorunda kaldı. Bu kadro 65 yaşına ulaşıp emekli oldukça seyrelmeye başladı. Önce 12 Mart bu kadroyu devlette epeyce ayıkladı, 12 eylül öldürücü darbeyi vurdu.
***
Ama bu arada, Ergin Yıldızoğlu’nun Gramsci’ye dayanarak yazdığı gibi: “Pasif Devrim, siyasi iktidarı almadan ilerler, giderek devlet olarak bildiğimiz, siyasi/idari kurumlar, ilişkiler ağının sinir düğümlerine (iktidarın kristalleştirdiği ve dağıtıldığı noktalara) ulaşır. Bu noktaya kadar aşağıdan yukarı, toplumdan devlete doğru ilerleyen süreç, bu noktadan sonra devletten topluma doğru, pasif devrim sürecini hızlandırarak ilerler.”
1923-1950 arasında pasif devrim devletten topluma doğruydu, 1950’den sonra toplumdan devlete doğru süreci başladı. Bu sürecin temel direği ve lokomotifi İmam-Hatipler oldu.(İHL Mezunları ve Mensupları Derneği hazırladığı yeni anayasa raporuyla ne denli cumhuriyet karşıtı olduğunu artık ilan etmektedir.) Bunu öğrenci yurtları, hazırlık kursları ve meslek örgütleri dayanışması izledi. Pasif devrim süreci devleti ele geçirme evresine geldiği zaman bir cemaat önderi “Mülkiyeyi, adliyeyi ve emniyeti ele geçirin” talimatını verdi. .
***
2002 yılına kadar aşağıdan yukarı doğru ilerleyen pasif devrim, o yıl AKP’yi iktidara taşıdı. AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte “devletten topluma doğru süreç”i başladı. Artık tarihe karışmış olan YÖK kavgası, imam-hatip mezunlarının yüksek öğrenim kanallarına kolayca girmesini sağlayacak önlemlerin alınması mücadelesi, üniversiteye giriş sınavlarının imam-hatip mezunlarının lehine düzenlenmesi çabaları, orta ve yüksek öğrenimin özelleştirilmesi politikaları, bunların hepsi, AKP hükümetinin bir “epistemik topluluk” (yani kendine göre yandaş aydın kadrosu) yaratma programının en önemli parçasıdır.
Ergin Yıldızoğlu’nun ilham kaynağı olan Yalçın Doğan 5 Kasım 2011 tarihli ve “Doçentlik jürileri de tamam” başlıklı yazısında hükümet güdümlü pasif devrim’in son örneklerinden birini veriyor: “Üniversitelerarası Kuru, sayısı 170’e ulaşan üniversite rektörleri ile her üniversiteden temsilcinin katıldığı 340 öğretim üyesinden oluşuyor. Son yıllarda kurulan üniversitelere atanan rektörlerin çoğu aynı görüşü temsil ediyor.” Ki şimdilik, her yıl 4 binden fazla öğretim üyesi doçentlik sınavına giriyor. Otuzdan fazla sınav komisyonlarını Üniversitelerarası Kurul” seçiyor. Demek ki doçentler tek bir tornanın ürünü olacak.
Bir başka örnek: Mahmut Lıcalı’nın 04.01.2012 tarihli haberinden öğrendiğimize göre: Türkiye’deki İlahiyat ve İslam İlimleri fakültelerinin sayısı yeni kurulan iki fakülteyle 38’e çıkmış. Bakanlar Kurulu vakıf üniversitelerinin ardından ilk kez bir devlet üniversitesinde İslami İlimler Fakültesi’nin açılmasına izin vermiş. 2007 yılında Türkiye’de toplam 20 ilahiyat fakültesi varmış, bu sayı yeni kurulan fakültelerle birlikte 38’e yükselmiş. 2007 yedi yılında 813 kontenjanı olan ilahiyat fakültelerinin kontenjan sayısı 2011 ÖSYS’de 8 bin 25’e çıkmış. Bu sayının 2012’de 9 bini geçeceği tahmin ediliyormuş. Amaç artık gizli değil: Dine dayalı gerçek iktidarı kurmak ve buna karşı çıkacak bütün engelleri ortadan kaldırmak! AKP’nin yeni eğitim deformasyon taslağı (1+4+4+4) bunun bir başka kanıtı olacaktır!
Bu kadar din adamına, İlahiyat Fakültesine, İslam İlimleri fakültesine gereksinim var mı? Bütün kadroları din eğitiminden geçmiş elemanlar tarafından doldurulmuş bir toplum, sadece kendisi için değil, dünya için de tehlikelidir. 2000’lerde İHL’nin gerçek yüzünü tanımladığım zaman benim bu saplantımla (!) dalga geçiliyordu. Ben sizin geleceğinizi tasvir ediyorum, ister ciddiye alın, ister almayın!