GÖRDÜĞÜNDEN GÖZ KİRASI İSTEMEK

 

Northrop Frye’ın Eleştirmenin Anatomisi  (Ayrıntı Yayınları) nihayet yayınlandı. Kitap Anatomy of Criticism, Four Essays adıyla taa 1957 yılında yayınlanmıştı. Bendeniz adı geçen kitabı 1980-90’larda benim dört kuramsal  kitabı (Şiir ve Gerçeklik;  Tabula Rasa; Yazınsal Söylem Üzerine, Şiirde Devrim)  yazarken Gallimard Yayınevi tarafından yayınlanan Fransızca çevirisinden (Anatomie de la critique) okumuştum.  Kitap yayınlandığı zaman 21 yaşımdaymışım, birkaç ay sonra seksenime gireceğim.

Northrop Frye, bir-iki kitabı yayınlandı ama bizim memlekette neredeyse hiç bilinmez. Bu durumda, Türkiye’de yayınlanması bunca gecikmiş kitabın yazarının neyin nesi kimin fesi olduğunun kitabın başında yer alması gerekirdi, ama yazar hakkında her hangi bir bilgi yok.

İnternette yayınevinin tanıtım broşüründen alındığını sandığım şöyle bir metin var:

“Dünya edebiyat eleştirisi literatürüne önemli katkılarda bulunan Northrop Frye’ın, bugün artık “kült” kabul edilen eseri Eleştirinin Anatomisi artık Türkçe’de. Bu eser, Frye’ın kendi deyimiyle, “edebi eleştirinin kapsamı, kuramı, prensipleri ve tekniklerine toplu bir bakış sağlama olasılığı üzerine, sözcüğün tam anlamıyla bir deney ya da tamamlanmamış bir girişim”dir. Özellikle eleştirmenlerin ve edebiyat öğrencilerinin “uygulamalı bir fayda” sağlamalarını hedefleyerek kaleme aldığı bu dört büyük denemesinde Frye edebiyat eleştirisinin sadece edebiyatla kısıtlı düşünülemeyeceğini ortaya koyuyor. Frye, edebiyat eleştirisini “Yaratma ve bilgi, sanat ve bilim, mit ve kavram arasındaki kopmuş ilişkileri yeniden üreten bir faaliyet” olarak görüyor. Kitabın, “Dört Deneme”yi kavrayan ve düşünsel bağlamına yerleştiren önsöz ve sonuç bölümleri, Frye’ın bu anlayışını tüm derinliğiyle ortaya koyuyor. Eleştirinin Anatomisi, edebiyat uzamının tüm sakinlerine, özellikle de Türkiye’deki edebiyat eleştirisi çalışmalarına ilham verecek bir armağan olarak görülebilir. Frye, dâhi olup olmadığı meselesini bir yana bırakırsak, beni etkilemeyi sürdürüyor. Frye’ın, Sanatın Büyük Şifresi’ni kırmak için sonsuz bir zamana sahipmişçesine yazdığını gördüğümde, istemeyerek de olsa duygulanıyorum.Âlimler, Frye’ın yazdığı sayfalarda, yalnızlıklarını hafifleten faydalı nasihatler ve emsaller bulacaklardır.-Harold Bloom-Eleştirinin Anatomisi dünya eleştiri tarihinin ‘klasik’lerinden biridir. Frye’ın bu kitabında kurduğu ya da kurmaya çalıştığı sistematiği benimsemeseniz dahi, kitap birçok şey düşündürecek, zihin açacak, kısacası, edebiyata bakışınızı zenginleştirecektir.”

Galiba metnin bir bölümü Harold Blomm’dan alıntı. Kitabın yayınlanmasına son derece sevindim, mutlu oldum. İnsan beyninin her türlü bilgi, sanatsal yaratı salgıladığına inanılan bir ülkede bu türden kitapların insanları hizaya getirmesi gerekir.

Northrop Frye 14 Temmuz 1912’de Québec’te doğdu 23 Ocak 1991’de 78 yaşında öldü. Victoria (Toronto) Üniversitesi’nde okuduktan sonra Emmanuel College’de teoloji dersleri aldı.  Kanada Birleşik Kilisesi’ne rahip olmadan önce Saskatchewan ve Merton College’de (Oxford)  eğitimini tamamlayarak Toronto’ya geri döndü.

1939-1991 yılları arasında zaman zaman Toronto Üniversitesi’nde İngilizce profesörlüğü yaptı. 1974-1975 yıllarında Harvard Üniversitesi’nde konuk profesör idi.

Kanada Kraliyet Jandarması’na bağlı gizli servislere göre Vietnam Savaşı’na ve  ırk ayrımcılığına karşı  militanlık yapmıştı.

Saygın bir insan, saygın bir âlim ve değerli bir eleştiri kuramcısı. Ancak benim çeviri konusunda bir itirazım var. Çevirmen ve yayına hazırlayan kişi çeviride kavramlar konusunda çok titiz davrandıklarını yazıyorlar. Çok iyi!  Ama atladıkları çok önemli bir şey var. En azından kitabın 29.sayfasında geçen “korelasyon” sözcüğünün Murat Belge’nin önsözünde geçen “Nesnel Karşılık” arasındaki uyumsuz ve çelişik  bağlantıyı görmeleri gerekirdi.

Biraz sonra 1997 yılında bu konuda Varlık dergisinde yayımladığım bir inceleme yazısı okuyacaksınız.

Kavramı 1960 dolaylarında yanlış çeviren Akşit Göktürk sıradan biri değildi, ama çok gençti. Duruma DE Yayınevi’ nin müdahale etmesi gerekirdi.

[Akşit Göktürk (d. 27 Aralık 1934, Van – ö. ö. 26 Şubat 1988, İstanbul), edebiyat eleştirmeni, çevirmen, yazar ve dilbilimci.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü‘nü bitirdi (1960). 1961’de aynı fakülteye asistan olarak girdi. 1965’te doktorasını verdi; 1972’de doçent, 1978’de profesör oldu. İngiltere’de Nottingham Üniversitesi‘nde (1964-65) ve Almanya’da Konstanz Üniversitesi‘nde (1970, 1974-76) araştırmacı olarak çalıştı. Uppsala ve Batı Berlin üniversitelerinde çeviri kuramları ve yöntemleri konulu seminerleri yönetti.

Robinson Crusoenun Türkçedeki ilk tam çevirisiyle 1969 Türk Dil Kurumu (TDK) Çeviri Ödülü‘nü kazandı. 1975-83 arasında TDK Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu.

1958’den sonra Varlık, Yeni Dergi, Türk Dili, Yeni Ufuklar, Çağdaş Eleştiri, Yeni Edebiyat gibi dergilerde inceleme yazıları ve çeviriler yayımlayan Göktürk, eleştirilerinde dil çözümlemelerine ve üslup sorunlarına ağırlık verdi. Denemelerinde yazar-metin-okur arasında kurulan iletişimin hangi dilbilimsel süreçlerle gerçekleşmeye çalıştığını göstermeye çalıştı; edebiyat yaşantısının ancak okurla bir bütünlüğe ulaşabileceği görüşünü savundu.

Steinbeck, Lady Gregory, Bertrand Russell, Walter Kaufmann, Samuel Beckett, Friedrich Dürrenmatt, Maksim Gorki, Juan Ramon Jimenez, Mark Twain, Francis Bacon, Friedrich Christoph Förster, John Connell, Erich Kästner, Robert Louis Stevenson, D. H. Lawrence ve T. S. Eliot gibi yazarlardan yaptığı çevirilerle tanınır.] (Vikipedi)

Ana rahmine bir âlimci ve edebiyat düşünürcüsü olarak düşmüş olan Murat Belge, bir yanlış çeviri olan “Nesnel Karşılık”ın yerine artık en azından 15 yıldır “Nesnel Bağlılaşım” kavramının kullanıldığının farkında bile değil. Yukarıda andığım “korelasyon (korölasyon)” , “bağlılaşım” anlamına gelir, her hangi bir şey ya da nesnenin karşılığını işaret etmez.

Murat Belge gibi beşik kertmesi düşünürcü, T.S.Eliot’tan söz ederken “nesnel karşılık” (s.14) kavramını kullanıyor ki bu yanlış çeviri 1961 yılından sonra Türk şiirini zehirlemiştir. Murat Belge’nin olan bitenden uzun süredir haberi yok.

Murat Belge, edebiyat ve siyaset bağlamında gördüğünden göz kirası isteyen biridir. Çoğu zaman istediğini almıştır ya da ona verilmiştir. Ancak, her ilgilendiği şeyin de içine tükürmüştür.

Siyasal sapmaları hakkında yazdıklarımı Hürriyet gazetesi arşivinde ya da kitaplarımda okuyabilirsiniz.

Bu konuda Şiir ve Gerçeklik (İmge Yayınları, 4.baskı. 2011) adlı kitabımda “Yapısalcılık Konusunda Zorunlu Alan Savunması” adlı yazımı okuyabilirsiniz.

“Nesnel Bağlılaşık”, “Nesnel Bağlılaşım” kavramları sadece edebiyat için değil gündelik yaşam için de son derece önemli bir kavram. Bu son derece önemli kavramı “Nesnel Karşılık”  olarak anlayıp kullananlar her şeyi hercümerç ederler, ki bugüne kadar etmişlerdir.

“Nesnel Karşılık” gibi yanlış bir kavram tekrar ortaya çıktığı için aşağıdaki yazının bir kez daha yeniden yayınlamak gerekli oldu.

 Özdemir İnce

28 Mayıs 2015

 ***

NESNEL KARŞILIK DEĞİL NESNEL BAĞLILAŞIK[i]

1978    yılında, Kedros Yayınevi’nin (Atina) editörlerinden Ninetta Makrinikola’dan bir mektup aldım. 1 Mayıs 1979     tarihinde Yannis Ritsos’a Armağan adlı bir kitap yayımlamayı düşündüklerini, Ritsos’un yetmişinci doğum yıldönümünde yayımlanacak bu kitaba bir yazı ile katılmamı istediklerini yazıyordu. “Kastania ve Halk Ozanı Yannis Ritsos” başlıklı yazım Türkiye Yazıları dergisinin Mayıs 1979 sayısında yayımlandıktan sonra Şiir ve Gerçeklik[ii] adlı kitabımda yer aldı.

Kastania adlı şiir, içsavaş sırasında Samos Adası’ndaki Kastania adlı köyde kurşuna dizilen kırk komünist militanla ilgilidir. Ritsos bu olağanüstü şiirinde bu olayı yeniden üretmez, ne hamasi ne de duygusal tellere dokunur; lirizmi derin yapıya inen tuhaf bir betimleme şiiridir. Ritsos’un bu şiir yoğuruş tarzı ile T. S. Eliot’un ünlü “objective carrelative” kavramı arasında bir ilişki olduğunu fark ettim ve yazımı bu eksen üzerine oturtmaya karar verdim. “Objective carrelative” kavramına “Hamlet ve Sorunları” başlıklı makalesinde kısaca değinen T. S. Eliot, huyu gereği, yeterince ve örnekleyerek açıklamaz bu kavramı. Sanki “Arif olan anlasın!” der gibidir.

Türkiye bu kavramla 1961 yılının Eylül ayında tanışmıştır.  Bu kitapta “Hamlet” başlığıyla yer alan yazının söz konusu kavramla ilgili bölümü şöyledir:

“Heyecanı sanat biçiminde dile getirmenin tek yolu, ona bir nesnel karşılık’ bulmaktır. Başka bir deyimle, o belirli heyecanın örneği olabilecek bir nesneler dizisi, bir konum, bir olaylar zinciri bulmaktır. Öyle ki, duygusal yaşantının dışında kalan o olguların verilmesiyle heyecan birdenbire uyandırılmış olsun.” [iii]

Yazımı yazdım, Ioanna Kuçuradi’nin Yunancaya çevirdiği metni Kedros Yavmevi’ne gönderdim. Birkaç hafta sonra Ninetta Makrinikola’dan bir mektup aldım: T. S. Eliot’tan yaptığım alıntının İngilizce aslını istiyordu. Bu sayede söz konusu bölümün İngilizce aslını ilk kez görmüş oluyordum. Ülker İnce ile, Akşit Göktürk’ün çevirisini İngilizce aslıyla karşılaştırdık. Ülker, “Objective correlative’in çevirisinin ‘nesnel karşılık’ olmaması gerekir,” dediği zaman yüreğimin cız ettiğini, ayağımın altından bir şeylerin kaydığını hissettim. Nasıl hissetmeyeyim, Türk edebiyatı bir kavramı daha yanlış kullanıyordu, tam on yedi yıldır. Bu kavramı, yanlış çevirisi ya da yorumu ile kendisine kılavuz seçmiş nice eleştirmen ve yazar, nice şairin nice şiirini eleştirip değerlendirmiş, övmüş ya da yermişti. Yazarlar, şiirdeki imgelerin gerçek dünyadaki denk ve eşit karşılıklarını aramışlardı. Tıpkı bir döviz bürosuna gidip, yüz dolar verip karşılığında Türk parası almak gibi. Yanlış çevirinin ya da yorumun şartlandırdığı yazarlar, şiirlerde geçen her imgenin karşılığını ya da eşitini gerçek dünyada bir nesne olarak aramışlardı. Karar vermişlerdi: Karşılığı var ya da yok! Sanki banka çeki gibi. Karşılığı yoksa yandın, ama varsa da yandın, çünkü hesap yanlış.

“Kastania…” yazımda nesnel karşılık’ı (daha sonra değiştirdim) kullanmış olmama karşın, T. S. Eliot’un sözünü ettiği olgu ve ilişkiyi doğru algılayıp, doğru yorumladığım görülür. 1980 yılından sonra kendi yazılarımda “nesnel bağlılaşık” deyişini kullanmış olmama ve gerektiği yerde kısa açıklamalar yapmış olmama karşın, bunun neden ve gerekçesini ayrıntılı olarak açıklamadığım için tuhaf bir tedirginlik duydum, sorumluluğumu yerine getirmediğimi düşündüm. Şiirin yapısal sorunlarıyla ilgilenenlerin sık sık kullanmak gereksinimi duydukları objektive correlative kavramının Türkçesi olarak, “nesnel karşılık” yorumunun yerine neden “nesnel bağlılaşık”ı önerdiğimi bu yazımda elimden geldiğince enine boyuna açıklamaya çalışacağım:

OBJECTIVE: Nesnel. I. Nesne ile ilgili, nesneye değgin. 2. fels. Öznenin düşünce ve duygusuna değil, nesnelerin gerçekliğine dayanan.

Ancak, nesnelin, “objektifin karşılığı olan bir başka anlamı da var. Yansız, yan tutmayan.

  1. S. Eliot’un yazısından çıkardığımız anlama göre, onun nesneli, “yansız, yan tutmayan” anlamında değil “nesne ile ilgili, nesneye değgin” anlamında. Yani gerçeklik, somutluk, somut varlık söz konusu.

CORRELATIVE: İngilizce anlamları şöyle: related (ilişkili, bağlantılı, akraba); corresponding (mutabık, uygun, karşılıklı) reciprocally related (karşılıklı ilişkisi olan).

Sözcüğün (corrélatif, ive) Fransızca anlamı şöyle: Correspondant (uygun düşen, uyan); relatif (ilgili, iliş­kin, bağıntılı).

Sözcüğün Redhouse sözlüğündeki karşılığı şöyle: Karşılıklı ilişkisi olan (mütekabil münasebeti olan), mü­tekabil (karşılıklı); Tahsin Saraç’m Fransızca-Türkçe söz­lüğündeki anlamı ise şöyle: Aralarında bağlantı bulu­nan, bağlılaşık, bağlantılı.

Bu sözcük açıklamalarından sonra ve Türkçede kendisine bir karşılık bulmadan önce “objective correlative“in ne olmadığına bir bakalım. Şiirden dış dünyaya yönelik ilişkide “objective correlative”:

  1. Bir sözcüğün sözcük olarak imlediği, işaret ettiği, gösterdiği nesne değildir;
  2. Fotoğrafı çekilmiş bir nesne değildir ya da fotoğrafın negatifi değildir;
  3. Şiirin tümünü, bir bölümünü, bir dizesini ya da bir imgesini tam anlamıyla (döviz değiştirme işleminde olduğu gibi) temsil eden bir nesne ya da olay değildir.

Bu tür örnekler (daha iyileri de gösterilerek) çoğal­tılabilir. Buna göre, tam bir vekâlet, eşitlik, denklik gös­terdiği, böyle bir şeyi temsil ettiği için “karşılık” sözcü­ğüyle “correlative” sözcüğünü karşılamamız doğru ol­maz. Çünkü şiir ile dış dünya arasındaki ilişkiyi kuran “correlative” kavramının eyleminin bir çeviri eylemiyle ya da doğrudan doğruya temsil eylemiyle bir ilişkisi yoktur. Bu kavram şiirin yapısıyla, biçimsel yapısıyla, bu yapının birbirinden bağımsız olarak birlik sağlayan ancak biri değiştiği zaman ötekileri de değişime zorla yan ögeleriyle de ilgili değildir. İlişki dışardadır, metin dışındadır. Sanat yapıtının yarattığı duygu, heyecan, dü­şünce ve kısacası tinsel ve zihinsel coşkunun kaynağıyla ilgilidir. Peki ama nedir bu ilişki?

  1. S. Eliot’un cümlesine, bir kez de Halit Çakır’ın çevirisiyle “Hamlet ve Sorunları” başlıklı yazıya döne­lim:

“Coşkuyu bir sanat biçimi olarak anlatmak, ancak bir ‘nesnel bağlılaşım’ (objective carrelative) bulmakla olur bir başka deyişle, bu tikel coşkuyu formülleştiricek bir nesneler dizisi, bir durum, bir olaylar zinciri bula­rak. Öyle ki, duyusal deneyimde son bulan dış gerçekler bilinir bilinmez coşku hemen anımsansın. Shakespeare’in daha başarılı tragedyalarından birini incelerseniz, bunun tıpatıp eşitini bulursunuz. Göreceksiniz ki Bayan Macbeth’in uykuda gezerken akıl durumu, betimlenmiş duyusal izlenimlerin ustaca birikimi ile size iletilmiştir. Karısının ölümünü öğrenen Macbeth’in sözleri, olaylar zincirinin son halkasında kendiliğinden boşanmış gibi bir etki altında kalırız. Sanatsal kazınılmazlık’, dış gö­rünüşün coşkuya tıpatıp uygun olduğunda yatar. “[iv]

  1. S. Eliot, 1919 yılında kaleme aldığı bu makalede, genellikle çoğu denemelerinde olduğu gibi epeyce sav­ruktur. Bu savrukluğu 1897 ile 1919 arasındaki süreye ve bu sürenin bize şiir bilgisi bağlamında verdiği arma­ğanlara bağlayabiliriz. Kanımca, T. S. Eliot “objective correlative” kavramını ve bu kavramın temsil ettiği iliş­kiyi çok iyi saptamış, ancak bunu yeterince açık-seçik açıklamamıştır (açıklayamamış ya da bunu gerekli gör­memiştir). Öte yandan, Hamlet oyununa karşı önyargılı olduğundan, Hamlet’in deliliğinin “objective correlative”i olarak, Hamlet’in annesi ile amcasının cinsel ilişki­lerini ve iktidar tutkularını yeterince ve nesnel olarak değerlendirememiştir.[v]
  2. T.S. Eliot temel olarak ne diyor? “Coşkuyu bir sa­nat biçimi olarak anlatmak, ancak bir ‘objective corre­lative’ bulmakla olur.” Bu cümleyi yorumlayacak olur­sak -benim kanım ve yorumuma göre- coşkuyu coşku­nun kendisiyle anlatamazsınız, bu nedenle söz konusu coşkuyu sanatsal bir ifadeye dönüştürmek istiyorsanız, dış dünyada bu coşku ile ilişkisi olan bir gerçeklik (bir nesneler dizisi, bir durum, bir olaylar zinciri) bulmak zorundasınız. Bu noktada bir yazınsal tehlike de var: Söz konusu olaylar dizisini, durumu, olaylar zincirini betimlersek sadece bir betimlemeyi gerçekleştirmiş ve bir tür insani duygu yaratmış oluruz. Bu insani duygu­nun içinde bir ölçüde sanatsal coşku da olabilir. Ama T. S. Eliot’un söylediği bu değil. Onun dile getirdiği ilişki­nin en iyi örnekleri olarak Kavafis’in şiirlerini gösterebi­liriz. Örneğin: Mart’ın Idus’u; Tanrı Antonius’a Sırt Çe­viriyor, İtaki; Che Fece… Il Gran Rifiuto[vi].

Ben, “Objective correlative”i kendimce anlatmak için Yannis Ritsos’un bir şiirinden yararlanacağım:

HAZIR OLAN[vii]

 Ha, muhakkak, bir hileydi, ölümü de; -ölmüş gibi yapıyordu

kurtulmak için karşı koymalarımızdan. Uzanmış oraya, yatağa,

o iyi giysileri içinde, elleri ka­vuşmuş, gözleri kapalı,

öylesine kapalı ve unutulmuş, kulağı kirişte. Ama  

çalsa biri kapı zilini, ya da bir kuş gagalasa camı,

ilk o fırlardı açmak için; titriyordu par­makları

ayakkabının içinde, tam hazırlık içinde (görü­lüyordu)

belki de tam bu yüzden giymişti iyi giysisini.

Diş fırçasını da iç cebine saklamıştı.

Şiirin ipucu başlığında (Hazır Olan) başlıyor. Ritsos, “hazır olan” birini betimliyor. Betimlemenin kap­samı içinde, “hazır olan”a ait, betimlemeyi yapana ve “biz” diye konuştuğundan anladığımıza göre, bir toplu­luğa ait herhangi bir duygu, düşünce ya da heyecanı be­timlemiyor. Görsel konumlar (şimdiye ya da yakın gele­ceğe yönelik) saptanıyor. Kim bu “hazır olan”? Bir ey­lemde bulunmuş ve bunun tahmin ettiği sonuçlarını, yaptırımlarını bekleyen biri. Hazır ve bekliyor. Şiir do­kuz dizeden oluşuyor, bu dokuz dizenin sekizi, “objective correlative”i gösterecek olan son dizenin ön hazır­lıkları: “diş fırçasını da iç cebine saklamıştı.” Bu dize ile (Yannis Ritsos’un kısa şiirlerinde son dize ya da son iki-üç dize bu görevi yüklenir) “objective correlative” patla­tıyor. Okur bu son dizeyi okur okumaz, sekiz dizeyi bir şimşek hızıyla yeniden okuyacak ve “hazır olan”m neye hazır olduğunu keşfedecektir. “Hazır olan”, kendi yazgısıyla, yaşamıyla ilgili olan trajik bir anı beklemektedir. Beklediği polis olabilir, jandarma olabilir, işkenceciler olabilir. Bütün bunları iç cebe saklanmış olan diş fırçası dolaylı olarak anımsatmakta, çağırmaktadır. Okur bunu kendi deneyimlerinden, yakınlarının deneyimlerinden, sinemadan, tiyatrodan ya da başka sanat yapıtlarından anımsar ve bilir. Bilinen şeyin nasıl yaşandığı ya da nasıl anlatıldığı önemli değildir. Okur gözünün önüne getirir ya da imgelem dünyasında yeniden kurar “hazır olan”ı: “Hazır olan” bir turistik geziye çıkmamaktadır, bir dü­ğün evine de gidecek değildir; belki de dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkmadan önce beklemektedir ve diş fırça­sını iç cebine gizlemiştir. İç cebine sakladığı bir tabanca olsaydı, T. S. Eliot’un sözünü ettiği sanatsal coşkuyu ya­ratamazdı. “Hazır olan” savunmasızdır ve bir tek savun­ma aracı ya da gereci vardır: Diş fırçası. Bu nesne “hazır olan”ın kimliğini ve bu kimliğin niteliklerini de çağır­maktadır. Yannis Ritsos’un şiirinde coşku olarak tanım­layabileceğimiz bir eylem yok, bu coşkuyu (duyguyu) ifade eden herhangi bir sözcük ya da sıfat da yok; ve diş fırçası, bir nesne olarak şiirin hiçbir fotoğrafının aslı ya da nesnesi değil. Diş fırçası hiçbir şeyi temsil etmiyor, göstermiyor, daha doğrusu hiçbir şeyin “karşılık”ı değil, ama şiirin derin yapısında oluşan duygu, düşünce, coş­ku, vb. ile doğrudan ilişkili; şiirin derin yapısında olu­şan “şey”in gerçek dünyadaki “impulsion” (tepi, itki) odağı, oluşturucusu, üreteci (jeneratörü).

Görüldüğü gibi Hazır Olan’ın okurun zihninde, yü­reğinde yarattığı coşku (duygu ve düşünce) ile bunun üreticisi olan nesne (diş fırçası) ve olay zinciri (betim­leme) arasında herhangi bir denklik ya da döviz boz­durma ilişkisi söz konusu değil. Önümüzde, biri şiirin içinde, öteki şiirin dışında iki olgu var; bu olgulardan biri ötekine bağlı. Özetlersek, iki olgu ve bu iki olgu arasında bir ilişki söz konusu. Gerçek Türk Dil Kurumu’nun 1975 yılında yayımladığı Felsefe Terimleri Söz­lüğü, T. S. Eliot’un cümlesinden yola çıkarak irdeledi­ğimiz, kendisine bir Türkçe anlam bulmaya çalıştığımız iki sözcüğü şöyle açıklıyor. Bağlılaşım (Alm. Korrelativ; Fr. Corrélatif; İng. Corrélative; mütenasip, mütenazır): Biri ötekine bağlı olarak var olan, biri olmadan öteki düşünülemeyen iki şeyin, bu ilişki yönünden durumu.

Bu ilişkiyi dikkate alarak 1980’den bu yana Nesnel Karşılık yerine daha doğru olduğunu düşündüğüm Nes­nel Bağlılaşık’ı kullanıyorum. Ancak, Bağlılaşık sözcü­ğünün felsefi bir kavram olduğu ve şiirsel bağlılaşıkla tam anlamıyla örtüşmediği ileri sürülebilir. Ama karşı çıkmadan önce felsefenin şiire kambiyo ve ticaretten daha yakın olduğunu düşünmek; ayrıca, Karşılık’ın da daha çok kambiyo ve ticaret dünyasına yakın olduğunu unutmamak gerekiyor.

Türk edebiyatı elli-altmış yıldır güncel’i (actuel), gündelik (quotidien) ile karıştırarak; üstgerçekçilik’i (sürrealizm) gerçeküstücülük sanarak; sav güderiin (angaje) güdümlü, bağımlı anlamına geldiğine inanarak; imge’yi de görüntü ile sınırlayarak düşündü, düşünüyor. Bu yanılgıların hepsi sanatsal düşünce ve eleştiri için bi­rer tuzak olmuştur. Bu tuzaklardan biri de Nesnel Karşı­lık: Şairler, eleştirmenler ve okurlar nesnel karşılık ola­rak çevrilmiş olan kavramı imgenin ya da şiirsel düşün­cenin metindışındaki (gerçek dünya) birebir karşılığı ol­duğunu sanmışlar ve bu sanıya göre düşünmüşlerdir. Yazarların, şairlerin doğru ya da yanlış kavramlara göre yazmadıklarını, hiç değilse yazmamaları gerektiğini, yaz­ma eyleminin oluşturucularının ve bu oluşturucuların “impulsion”unun başka yerlerde aranması gerektiğini bi­liyoruz. Ama yanlış kavramlarla düşünmeye alıştığımız zaman, değerlendirme ve eleştiri bakımından aynı oran­da rahat olamayız, olmamamız gerekir.

Daha önce de belirttiğim gibi, 1980’den bu yana Nesnel Karşılık’ın yerine Nesnel Bağlılaşık kullandım gerektiği yerde düzeltmeler yaptım (kendi yazılarımda da) ve kendi bulduğum karşılığı önerdim. Bu kez, bir özel ve bağımsız yazı ile bir önerimi tekrarlamak istiyo­rum. Bu önerimi benimseyenlere, Şiir ve Gerçeklik adlı kitabımda yer alan “Şiir İçin Önsözler”, “Kastania ve Halk Ozanı Ritsos” başlıklı yazılarımı okumalarını salık veririm. Belki eski yazılarımı bu göz ve bu bilginin bakış açısı içinde bir kez daha okumam benim için de yararlı olacaktır.

Türk yazınının her zaman gündeminde olan T. S; Eliot son aylarda değişik nedenlerle bir kez daha öne çıktı. Bu nedenle, okurların bağımsız düşünebilmeleri için, başta Denemeler olmak üzere yazarın bütün kitap larını okumalarını bir kez daha öneririm.

KASTANİA

Yukarda, tıpkı yarın gibi, kurşuna dizdiler kırkını.

Yirmi yıl geçti. Kimse ağzına almadı adlarını.

Anlıyorsun hayatımızı. Her yıl,

böyle bir gün, titrek kavakların altında buluruz,

kırık bir kiremit, iki sönmüş kömür, bir parça günnük,

bir sepet üzüm, bir balmumu

siyah (itilli. Biraz yanmış, rüzgâr hemen söndürmüş.

İşte bu yüzden, akşam vakti, eski ikonalar gibi

oturur kapı eşiklerinde yaşlı kadınlar,

işte bu yüzden çabucak irileşti çocuklarımızın gözleri,

bu yüzden başka yere bakarmış gibi yapıyor köpeklerimiz, geçerken jandarmalar.                                                                                                                 (Çeviren: Ö.İnce)

————————————————-

iVarlık Dergisi, Şubat 1997

ii Son baskı: İmge Yayınları

iiiT.S.Eliot, Denemeler, Çev:Akşit Göktürk, De Yayınevi, 1961

iv T.S.Eliot, Denemeler, Çev:Halit Çakır, Remzi Kitabevi, 1988

v Bkz. Özdemir İnce, Bu Ne Biçim Memleket, Telos Yayıncılık, “Bir Hamlet Olarak Althusser” başlıklı yazı. Mahşerin Üç Kitabı, Doğan Kitap 2005.

vi Konstantinos Kavafis, Bütün Şiirleri, Türkçesi: Herkül Millas-Özdemir İnce, Varlık Yayınlan, 2005.

viiYannis Ritsos, Şiirler, Çev: Özdemir lnce-Ioanna Kuçuradi-Herkül Millas, Varlık Yayınları, 2005.