GÖRÜLEN LÜZUM ÜZERİNE

Bir zamanlar, özellikle 70’li yıllarda, “Görülen lüzum üzerine bakanlık emrine al(ın)ma” diye bir yöntem vardı. Bakanlık, herhangi bir gerekçe göstermeden, hoşlanmadığı bir memuru “görülen lüzum üzerine” bakanlık emrine alırdı. Bakanlık emrine alınan memura, galiba, maaşının üçte biri kadar maaş ödenirdi. En çok da öğretmenler bakanlık emrine alınırdı.
Bu memurlar Danıştay’a dava açar ve genellikle kazanırdı. Ama bu kez olmadık bir yere atanırdı. Bu yöntemin günümüzde de ibretlik örnekleri var.
***
Ben de “görülen lüzum” üzerine bugünden itibaren, haftada bir gün, bu sayfada yazacağım. Ne zamana kadar? Bunu bilemem. Ancak, eski konum ve yerime geri dönmek için dava açacağım bir Danıştay yok. Olsa da dava açmazdım! Açmam, çünkü bir gazetede yazan kişi, zekâ ve bilgisiyle orantılı olarak, özgürce yazı yazılabilir ama yönetimin iradesinin aksine “danıştay kararı ile” yazı yazmak mümkün değil. Yazı sayısını ne yazık ki yönetim belirler!
İlk yazım 1 Ocak 2000 günü Hürriyet Pazar’da yayınlanmıştı. Haftada bir. Bir süre sonra haftada üç gün Hürriyet Avrupa’da yazmaya başladım. Birkaç yıl sonra bu sayfada haftada iki güne çıktı yazı sayım. Beş yıl kadar sonra, haftada beş gün yazı yazar oldum.
Yazmaya başladığım tarihte 64 yaşında, Türkiye’de ve (dünyada demeyeyim ama) Avrupa’da tanınan, şiir ve düzyazı olarak yüz kadar kitabı olan, birkaç yabancı dilde kitapları yayınlanmış, Mallarmé Akademisi’nin Avrupalı olmayan tek üyesi bir edebiyat yazarı idim.
Hürriyet’e tepeden inme gelmedim. Bulunduğum yere gelebilmek için beş yıl kadar uğraştım. Uğraştırdılar! Kayrılmadım, acemi muamelesi gördüm ve denendim! Bundan dolayı gücenmedim, yüksünmedim! Birkaç ay önce, 1 Eylül 2016 günü Hürriyet’e yazmayı bırakacağımı ilân etmiştim. Yeni bir “terslik” olmaz ise, o tarihe kadar yazmayı sürdüreceğim.
***
Alınan kararı bana tebliğ eden Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu’nun yanından ayrıldıktan sonra evime döndüm. Yazı masama geçtim. Yeni bir sayfa açtım ve üzerine “Seyir Defteri” başlığını yazdım. “Seyir Defteri” bir kitap adı. Yazmaya 4 Mart 2011 günü başladım. “Seyir Defteri”ne her gün bir şeyler yazacağım. Çarşamba günleri Hürriyet’te yayınlanan yazılarım da girecek kitaba. Bana gönderilen küfür, hakaret ve ölüm tehdidi mesajları da girecek.Tıpkı şu (cenkildemir@ymail.com) imzalı e.posta gibi. Bu türden küfürnâmeler nedense hep “ymail.com” aracılığıyla geliyor.
[Haberturk’teki haberde yazilarinin haftada bire indirildigini okudum, hahahah. Yazilarinda bahsettigin karin Ulker’le oglun Tanbey’in (bu ne bicim isim lan, cok ugrastin mi) kucagina kosup ziril ziril agladin mi ihtiyar kopek? Bence de dogru bir karar olmus, zaten son gunlerde medya camiasina yeterince maskara olmustun. Zurnanin son deligisin, deligin de giderek kuculuyor haaa… Hahahahahah…
Haa, su kotu edebiyatci odulunu duzenlemezlerse merak etme, sen yilin maskarasi odulunu “gonullerde” kazandin artik… Ihtiyar kopek…] ***
Bu türden talimatla gönderilen iletilerin hepsi, 2012 yılında yayınlanacak olan kitabımda, gönderenlerin adları, soyadları ve adresleriyle birlikte yer alacak ve benim sayemde Efes Kütüphanesini yakan “yaratık” gibi tarihe geçecekler. Doğal olarak gelen ölüm tehdidi mesajlarını unutmayacağım. Şikâyetnâmeyi alan Cumhuriyet Savcısı bakalım ne yapacak?