GÖRÜNEN KÖYÜ GÖRMEK

BİRGÜN gazetesi yazarı Ahmet Çakmak, “Geçen gün arkadaşlarım söylediler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ‘ebeveyn çocuklarını istediği gibi yetiştirme hakkına sahiptir’ diye bir madde varmış. O zaman bunun da günümüzden bakarak yeniden yorumlanması gerekir” diyor (20.02.08). Sonra ekliyor : “Bu aslında bizi bir yanıyla eğitim konusuna getirir. Eleştirel düşünmeyi öğreten bir eğitim sistemi sosyalistlerin başlıca amaçlarından biri olmalıdır.”
***
Eleştirel düşünceyi öğreten sistem sadece sosyalistleri değil bütün çağdaş insanlığı ilgilendirir. İlgilendirmesi gerekir.Ama ben İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin çocukların eğitimiyle ilgili maddesiyle daha sonra ilgileneceğim. Bu madde her ülkenin eğitim sistemiyle çelişebilir. Eğitimin alabildiğine liberal olduğu ABD’de bile çocukların ailelerin insafına bırakıldığını sanmıyorum. Bu yazıda bunu tartışmayı düşünmüyorum.
Ahmet Çakmak, yazısında, “Bir insanın kafasının gerisindeki gizli niyetler varsayımı üzerinden politika yapılmaz” diyen Murat Belge’yi de bir ucundan eleştiriyor. Bilindiği gibi Murat Belge eleştirel düşünceyi öğrenmekle kalmamış, bu düşünceyi öğreten biri de olmuştu aynı zamanda. 06.05.08 tarihli yazısında “Ilımlı İslam”ı tavsiye eden Murat Belge bu cümleyi, AKP’yi, türbancıları, İslamcıları savunmak için söylemiş. Doğru, “Bir insanın kafasının gerisindeki gizli niyetler varsayımı üzerinden politika yapılmaz”, ama bir atasözü de “Görülen köy kılavuz istemez!” diyor. AKP’yi ve dünyasını eleştirenler, gördükleri köy manzaralarından hareket ediyorlar.
***
Çetin Altan, 1960’ların başında, özellikle Akşam gazetesinde yazdığı yazılarda, sol birikimle ilgili gözlemlerini bir metaforla anlatırdı: Bir bardak suya bir damla mürekkep damlatırsınız, su mürekkebi yutar, belli bir damlaya kadar su mürekkebi yutar ama sıra öyle bir damlaya gelir ki o damla suya düşünce su masmavi kesilir ! Çetin Altan’ın kuramı doğrudur ama sol birikim bağlamında söyledikleri ne yazık ki temenni evresini aşıp gerçekleşemedi.
***
12 yaşımdan önceki çocukluğumda, yazları dedemin Mersin Torosları’ndaki Demirışık köyüne giderdik. Köyün kadınlarının birlikte çalışırken “Hadımlı Hoca dimişkine…” diye cümleye başladıklarını duyardım. Hadımlı hoca 1940’ların sonunda Mihrican yaylasının camisinde hocaydı. Derin olduğu söylenirdi. Hadımlı Hoca, “Kadınlar kısa kollu giymesinler..” demiş olabilirdi. Demirışık kadınları giymiyordu nasılsa “Seyilli şeer gadınları” (Sahilli, şehir kadınları) giyiyordu.
Günümüzde, “Bir insanın kafasının gerisindeki gizli niyetler varsayımı üzerinden politika yapılmaz” diyen entelektüel Hadımlı Hocalar var.
Türban fesadının, imam-hatip okulları fesadının sahnelendiği köyü görmüyorlar. 25 Şubat tarihli Milliyet gazetesinin 16.sayfasında yayınlanan manzaraları (hastaneleri ve devlet dairelerini baskın yaparcasına dolduran türbanlı görevliler, ilköğretim okullarını ve liseleri dolduran türbanlı öğrenciler) görmüyorlar, sonra “ilim ve bilim” adına ahkâm kesiyorlar.
Doğrudur (pek doğru olmasa da), varsayımlar üzerinden politika yapılmaz, somut veriler ve belgeler üzerinden yapılır. Bunları görmeyene de ya kör ya da kötü niyetli denir !