“GÜLÜN İÇİNDE BÜLBÜL SESİ VAR”

Haftalardır insanın midesini bulandıran işlerle, fitne ve fesatlarla boğuşuyorum. Bugün hamama girip temizlenmek niyetine, insanlığı onurlandıran bir yazara söz vermek istiyorum:
***
[“Adam, pencerenin önünde dikilmiş, yağan karı seyrediyor. Apartmanın sekizinci katında pencere. Sadece kar görünüyor, aralarda savrulan koyu duman renkleri, karın içinde bir görünüp bir kaybolan gökyüzü parçaları. / O dumanların arasında, küçük toprak evden bir kadın çıktı. Omuzlarını kısarak hırkasının önünü kavuşturmuştu. Üşüyordu. Koşarak evin kapısının yanındaki küçük ahşap kapıya geldi. Aceleyle kapıyı açtı. Ağzından, burnundan buram buram beyaz dumanlar çıkıp karlar içindeki çevreye yayılıyordu. Kapıyı açınca, ayaklarının dibine yuvarlanan tezekleri, aceleyle elindeki sepete doldurup kapıyı kapamasıyla koşup evin kapısından girmesi bir oldu. Pencerenin önünde kar yağışını seyreden adamın omuzlarından bir titreme geçti, birden uyanıverince, gördüğü düşü anımsayamayanın tedirginliğine benzeyen bir titreme. Gözlerini yumdu, ama tutturamadı. Yanaklarından süzülen gözyaşlarının ıslaklığına şaştı, elinin tersiyle silerken. Gözlerini açmadı. İmgeleminde yarım kalanı, düş gücüyle kurmaya çalışıyor.
Sonsuz bir kar dünyasının bembeyazlığı içindeki o toprak ev, Türkiye’nin uzak, çok uzak, Doğu illerinden birindeydi. Yıllardan 1930’ların sonu, 1940’ların başı. Kadın bir odaya girdi. Oda sıcacıktı. Orada bir maşinga yanıyor, üzerinde çaydanlık, etrafa kızgın sular fışkırtarak fokur fokur kaynıyordu. Kadın çaydanlığın kapağını araladı. Maşingaya bir iki tezek attı. Yandaki kapağı açıp kızaran böreğe bakarak kapadı. Köşedeki muslukta ellerini yıkarken güzel gözlü küçük oğlanın sesi duyuldu: “Anneeeee!” / Kadın sedire doğru seslendi:
“Yavrum! Uyandım mı sen?” / “Borek oldu mu?” / Kadın sedire oturup oğlanı kucağına aldı. Yanağından, boynundan koklaya koklaya öperek güldü. / “Olmaz mı?” dedi. “Borek değil kuzum. Börek de bakayım.” / “Borek!” / “Borek diyen ağzını seveyim senin. Borek oldu. Az bekle, baba da gelsin, abiş de gelsin, ablaş da gelsin, çay demlensin…” Küçük oğlan, kollarını annesinin boynuna doladı. Hayalinde kurulan sofra için gülümsedi.
Bu öyle güzel bir manzaraydı ki, kar dayanamadı, lapa lapa yağmaya başladı. / Pencerenin önünde dikilen adam gizlice içini çekti. Tam o sırada, yanına gelen karısı, ona arkasından sarıldı. / “Oo! Kar amma da hızlandı,” dedi. Adam yanıtlamadı. Kadın, başını onun sırtına dayayarak: / “Kar böyle yağınca ben hep dağ yıllarında sefer yapan kamyonları düşünürüm biliyor musun?” dedi. “Onlar için için hep üzülürüm. Dua ederim.” Adamdan ses gelmedi. Kadın bir önseziyle eğilip yandan, ses çıkarmayan kocasının yüzüne baktı. Gözyaşlarının izini görünce yanağında, ellerini onun pantolon cebindeki ellerinin yanına sokarak, usulca ensesinden öptü. Öpücük ona dedi ki : “İyi ettin : Çok hüzünlendi.” Kadın da öpücüğe dedi ki : / Hiçbir zaman dünyayı bilemeyeceğim.” O sırada adam onun ellerini tutarak cebinden çıkardı. Döndü onu omuzlarından sarsarak: “Sen maşinga nedir bilmezsin. Bak sana anlatayım…” dedi.”] ***
Öykünün adı : Maşinga. Kitabın adı : Gülün İçinde Bülbül Sesi var. Yazar: Nezihe Meriç. Yayınevi: YKY. 114 sayfa. Bir başyapıt, bir baş yapıt, bir şaheser, bir şah eser !
***
ÖZEL NOT: Cumhurbaşkanı’nın Anayasa değişikliğini TSK’nın Irak harekâtına başladığı gün onaylaması yakışıksız bir fırsatçılıktır.