HAKAN YAVUZ’UN AÇIKLAMALARI (2)

Dr.Hakan Yavuz’u okumaya kaldığımız yerden devam edelim :
***
[“ 2.) Bugün ülkemizdeki sosyal ve siyasi dönüşümün nüanslarını kaçırmadan okumak zorundayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi “laik ve modern bir ulus devlet” kurmayı amaçladı. Bu proje büyük ölçüde de başarılı oldu. Ne söylendiği gibi öğretmen kaybetti ne de imam kazandı. Aslında ortada birbirini sürekli yoran ama “maç” ettikçe birbirini dönüştüren iki farklı yapı var. Kısacası, 2008 Türkiye’sindeki Allah anlayışı 1920 veya 1950’lerden cok farklı. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinde de ciddi dönuşümler oldu. Birbirini dönüştüren bu yapı aslında son derece sağlıklı. Burada son yıllardaki kaygı verici gelişme bence ahlak anlayışımızın temelini oluşturan İslam’ın (onun adına hareket ettiği iddiasında olanların elinde) ciddi bir erozyona uğramasıdır. İslami dayanışma (ki cemaatin gücünü oluşturan yapının temel taşı budur) yapıları bugün hem demokratik sistem, hem de liberal ekonomik düzende sistem içinde bir “sosyal/siyasal/ sermaye ağına” dönüşmüşlerdir. Kısacası, ahlaki değerlerden soyutlanan tamamen “şekle” indirgenen bir İslamileşme süreci yaşıyoruz. Şerif Mardin Hoca’nin dediğinin tersine bence en büyük yenilgi “imam”da olmuştur. Bugun siyasi ve gündelik yaşamı ağ gibi ören yapılanma dini kökler taşısa da aslında tamamen “güç” peşinde ve ahlaki kaygıları büyük oranda dışlamıştır. Ülkemizdeki krizin ana nedeni bence Cumhuriyet felsefesi değil, çünkü cumhuriyet kendisini hiç bir zaman din karşıtı bir şekilde tanımlamadı, krizin ana nedeni dinsel değerleri Cumhuriyet karşıtı seklinde yorumlanarak siyasi alanda araçlaştırılması oldu. Ülkemizdeki kültür savaşını (cultural war) kazanan veya kaybeden taraf şeklinde okumak zor. Kültür savaşları (ki savaşlar rakibi yok etme/teslim alma  üzerine kuruludur) klasik, askeri savaşlardan farklı gelişiyor. Çünkü dinamikleri daha farklı. Konuya kazanan veya kaybeden mantığı ile bakmak yerine, asla çıkış noktasında durmayan, zaman içinde sürekli biçim değiştiren, karşılıklı olarak bir birini etkileyen açık sistemlerle karşı karşıya olduğumuzu unutmadan “dönüşüm” kavramına odaklanmamız gerekir.”] ***
Dr.Hakan Yavuz açıklamalarının dün okuduğumuz bir bölümünde “Cemaatler bana göre özgür düşünceye yer vermezler” diyordu.
Ben o cümledeki “Bana göre”yi kaldırıyorum ve cümlenin olması gereken biçimini yazıyorum: “Cemaatler özgür düşünceye yer vermezler.”
Cemaatler, tarikatlar özgür düşünmek için değil, bireysel düşünme özgürlüğünü ortadan kaldırmak için kurulurlar, bireyler de özgür düşünmemek için bunlara katılırlar. Aslında dinsel cemaatlerin birer tarikat olduğunu bilelim. Nurculuktan kökten bir sapma olan Fethullahcılık gerçekte bir tarikattır. “Tarikatlar”ın devrim yasalarına göre yasak olması nedeniyle, bu yeni oluşumu (oluşumları) cemaat adı altında sunuyorlar.
İster cemaat, ister tarikat olsun herhangi bir dinsel topluluğun demokrasiyi, dini demokrasi ile uzlaştırmayı amaçladığı yalandan başka bir şey değildir. İslamcı Fethullahçı’nın yolu demokrasi değil Tanrı’nın yolu şeriat düzenine göre yaşamaktır.
Dr.Hakan Yavuz’u okumayı yarın da sürdüreceğiz.