HALK HALK BURAYA BAK (3)

Bu yazıları iki bölüm olarak düşünmüştüm. Üçe çıktı.                 Son 30-35 yıl süresinde kendimi öylesine limon gibi sıkmışım ki, günümüzü yorumlamak için sanki yeni bir şey yazmama gerek kalmamış.Okuduğunuz yazıları ben de bir kez daha okurken bunu çok iyi görüyorum.

Özdemir İnce                                                                                   8 Ekim 2015

***

HALKIN  AFYONU

Karl Marx şu ünlü “Din halkın afyonudur”  sonuç cümlesini “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı” (1843-1844) adlı kitabının giriş bölümünde yayınlamıştı. Aradan 169-170 yıl geçmiş. “Din halkın afyonu”dur, Marx’ın en önemli ve en çok anılan cümlelerinden biridir ve Avrupa’da değil ama Türkiye de aralarında olmak üzere İslâm ülkelerinde  din düşmanlığının belgesi olarak gösterilir. Marx, dinin olumsuz toplumsal işlevini acımasızca  eleştirmiştir, ama bu eleştiriyi “din düşmanı” kefenine sarmak haksızlık olur.

Karl Marx, din eleştirisinin her türlü eleştiri eyleminin ön koşulu olduğu düşüncesindedir. Marx’ın eleştirel temeli (sadeleştirilmiş özetle) şu görüşe dayanır:

Din insanı yaratmamıştır,  aksine dini insan icat etmiştir. Din, henüz kendi  gerçek varlığını keşfedememiş  ya da kendini çoktan yitirmiş  insanın kendi varlığını algılama biçimidir. Ama insan dünyanın dışında bir yerde yaşayan soyut bir varlık değildir. İnsan,  bir devlet aygıtında  ve  bir toplumda yaşar. Bu devlet ve toplum, dünyayı tersine bilinçle yorumlayan dini üretirler. Din,  bu dünyanın, bu dünyayla ilgili bilgilerin, dünyanın sıradan mantığının, manevi onurunun,  coşkusunun (vecdinin),  evrensel teselli ve kanıtlanışının genel kuramıdır. Din, insan varlığının gerçekdışı gerçekleşmesidir, çünkü dinin tasavvur ettiği insan varlığı hakiki gerçekliğe sahip değildir. Demek ki dine karşı mücadele etmek, dolaylı olarak, manevi aroması  din olan bu dünyaya karşı mücadele etmek anlamına gelir.

Karl Marx,  bu düşüncesini şöyle bağlar: “Dinsel sıkıntı bir bakıma gerçek sıkıntının ifade tarzıdır; bir bakıma da gerçek sıkıntıya karşı bir itirazdır. Din ezilmiş (zulme uğramış, mazlum, susturulmuş) insanın iç çekmesi (yanık türküsü, içli ezgisi), ruhun dışlandığı toplumsal koşulların ruhu olduğu gibi kalpsiz bir dünyanın da ruhudur. Din, halkın afyonu’dur.”

Aslına bakarsanız son paragraf dinin eleştirisinden çok onun övgüsü gibi bir şey. Dinin, mazlum insanın yanık türküsü, kalpsiz ve ruhsuz dünyanın ruhu olduğunu söylemek övgüden başka nedir? Ama din, ezilmiş insana verdiği teselli ile onu tıpkı afyon gibi uyuşturuyor. Onu tepkisiz bırakıyor, ona boyun eğdiriyor. Ne var ki insanın gereksinimi tesellinin verdiği uyuşma değil, tam tersine kendini ezene karşı direnme bilinci ve hakkını alma eylemidir.

Din adamlarına sorarsanız, din, teselli verdiği kadar direnme  bilinci de vermektedir. Dinler ve mezhepler arası ideolojik çatışmalar vardır, ama dinsel  dürtülü toplumsal hak arama hareketleri pek görülmez.

Dört-beş yaşımda ya vardım ya yoktum, bir gün sokakta öğrendiğim hurafe ve safsatalardan birinin doğru olup olmadığını halamın kızına, “Abla, öteki dünyada zenginler fakir, fakirler zengin olacakmış, doğru mu?” diye sormuştum. Feriha ablamın verdiği cevabın hiçbir önemi yok.  Öteki dünyada zengin (mutlu) olunacaksa, bu dünyada yoksul (mutsuz) olmanın ne önemi vardı, ne anlama geliyordu? Sorun bakalım, insanların kaçta kaçı bu dünyada varsıl, öteki dünyada yoksul olmayı seçer?

Bu teselli müdahalesi, dinin, devletin ve egemen sınıfın ideolojik aracı olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıyor mu? Afyon, hükümetin  ve egemen sınıfın elinde, onu dilediği zaman ve yerde dilediği gibi uyuşturucu olarak kullanır.

Din, teselli ve miskinlik aracı olarak kullanılmaz ise afyon etkisi göstermez. Zuladaki afyon gibi yerinde durur. Dini, toplumsal eşitsizlik ve zülüm karşıtı olarak da kullanmak mümkündür ama kim kullanacak, iktidardan yoksun ezilenler mi? Dinin tarafsız olduğunu kabul etsek bile, dinin örgütü (tapınak) ve örgütün görevlileri (din adamları) iktidar adına afyon dükkânını işletirler.

Karl Marx, örneklerini hep Hıristiyanlıktan vermiştir ama çok tanrılı ve  tek tanrılı dinlerde, tapınaklarda ve ruhban sınıfında durum değişmez, afyon dükkânı  işler.

Rönesans, reform ve aydınlanma çağından sonra, Hıristiyan âleminde afyon dükkânları yavaş yavaş kapanmaya başladı. Afyon çekme törenleri kitlesellikten bireyselliğe dönüştü; bireysellik de zaman içinde seyrekleşmeye başladı.

Hıristiyanlığın ve Kilise’nin afyon etkisini yaşamış olan Batı, kimi zaman yasalarla, kimi zaman toplumsal anlaşmalarla afyon olarak kullanılan dini siyasal arenanın dışına çıkardı. Adının önünde “Hıristiyan” sıfatı bulunan partiler bile siyasal mücadelenin laik ortamla sınırlanmasını kabul etmiş durumdalar.

Ama Türkiye örneğinde de görüldüğü gibi Müslüman halkların yaşadığı ülkelerde İslâm dininin afyon olarak kullanması sürdürülüyor.

Anayasa Mahkemesi’nde kapatılmaktan son anda tuhaf bir şekilde kurtulan AKP’nin on yıllık iktidar döneminde yaptığı işler Karl Marx’ın “Din halkın afyonudur sözünü” yadsınmaz bir biçimde doğrulamakta ve kanıtlamaktadır. AKP, yürürlükteki anayasaya karşın ama siyasal partiler ve seçim yasaları sayesinde, İslâmı afyon olarak kullanmayı sürdürmekte ve Cumhuriyeti kuran ve  laik CHP’yi halkın değerlerine karşı olmakla suçlamaktadır. Bu ne biçim utanmaz yasa tanımazlıktır?

“İmam hatipler bizim arka bahçemizdir” diyen Necmettin Erbakan, Milli Görüş partilerine, afyon dükkânlarının hizmetkârlarının yetiştirileceği adresi göstermiştir. İlk, orta ve yüksek öğrenimi afyonhaneye dönüştüren AKP,  son zamanlarda, Cumhuriyet’in yasa ile kapattığı medreseleri büyük keşhaneler olarak tekrar açmak için piyasa araştırması yapmaktadır.

İşin tuhaf ve utançlı yanı şu ki, kimileri, AKP’nin yaptıklarını demokratik açılım olarak adlandırmaktadır.

(AYDINLIK, 5  KASIM 2012)