HALKIN DEĞERLERİNİ NE YAPMALI ?

Bugün Dünya Şiir Günü ! Biliyor musunuz bilmem ama ben şiir falan yazarım. Yirmiden fazla şiir kitabım var Türkçe. Yabancı dillerde yayınlanmış kitaplarım bile var.
“Dünya Şiir Günü”nde şair damarım ağır bastığı için bir “şair” ve “edebiyat adamı”nın sınırsız özgürlüğü içinde yazacağım. Bunu özellikle belirtiyorum, çünkü en özgür ve bağımsız gazete yazıcısı bile, bu bağlamda, şairlerin epeyce gerisinde kalır.
***
Bir şair için ne halk, ne de halkın değerleri denen şey kutsaldır. Halk ve okur şairin kitaplarını para vererek satın alır, alabilir, ama sırf bu nedenden dolayı “müşteri” niteliği kazanamaz. Bu nedenle de halk denen okur ya da okur denen halk şairin “veli nimeti” değildir.
Gazete yazıcılarının büyük bir çoğunluğu için “hâlk” kutsaldır, bilgedir. Falan filan ve fıstık !
Şairler kimi zaman Nâzım Hikmet gibi “halk”ı yücelten dizeler de yazmışlardır. Bu dizeler (cümleler) birer temenni olup “hüküm” ifade etmezler. Ben de yazmışımdır !…
Bir şair ve edebiyat yazarı olarak okurlarımla tanışmak, yüz yüze gelmek istemem. Yazışmam da… Ama gazete yazıcısı olarak her gün e-postalarıma bakıyorum : Gelen mesajların ancak ve sadece yüzde birinde dişe dokunur bir duygu ve düşünceye rastlıyorum.
Halkın değerlerine sahip gazete okurunun en önemli özelliği kendini beğenmişlik, kibir… Beni okuyorsa, kendi düşündüklerini yazdığım için okumaktadır. Aslında fırsat verilse benden iyi yazar ama neyse !
Gazete okuru, gazete yazıcısını kendi tapulu malı sanıyor ve öyle sayıyor ! Ben şair, yazar ve yazıcı olarak kimseyle, hiçbir okurla nikâhlı değilim ! 50 yıllık eşim Ülker’le bile !
***
“Halkın değerleri” siyasiler ve yeteneksiz toplumbilimciler tarafından kullanılan, büyülü ama içi boş bir kavramdır. “Değer”, Türkçede “karşılık olma”yı dile getiren “değmek” kökünden türemiştir. Bu anlamda “Bir şeye biçilen karşılık” anlamına sahiptir. Bundan dolayı “karşıladığı ihtiyaca göre değişen bir nitelik” anlamını içerir.
Buna göre Picasso’nun tabloları kadar, 100 dolarlık ya da 100 liralık kağıt para da değerdir, elmas yüzük kadar bir ton tezek de bir değerdir. Affedersiniz, efendim, hoşgörünüze sığınarak yazacağım: Bir fahişenin hizmetlerinin de bir değer olarak karşılığı vardır.
“Değer” kavramı çok kaypaktır, elde patlayacak bir el bombasına benzer. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler bir Felsefe Ansiklopedisi’nde “değer” sözcük grubuna bakabilirler. Örneğin Orhan Hancerlioğlu’nunkilere !
***
Döviz piyasasında paraların değerleri nasıl günü gününe değişiyorsa, değerler sistemi de kuşaktan kuşağa değişir ve mutlaka değişmelidir, değiştirilmelidir ! “Değer” kavramının uygulandığı alanlarda (matematik, törebilim, toplumbilim, mantık, estetik, ekonomi) veriler ve göstergeler değiştikçe değerler de değişir. 1300 yıl önceki değerler günümüzün değerleri olabilir mi ? Bu nedenle halkın (varsayılan) değerler sisteminin de değişmesi gerekir. Başbakan değişiyor, solcu yazarlar değişip “eski solcu”, “liberal” oluyor, Son Osmanlı Padişahı büyük demokrat (!) I. Recep Tayyip Erdoğan müstebitleşiyor ama halkın değerleri asla değişmiyor. O zaman halkın değerler sisteminin oluşturucularına bakmak gerekir:
Hurafeler, Japon tutkallı töreler, yozlaşmış dinsel safsatalar ! Sandığa oy pusulası olarak bunlar atılıyor. Politik bilince dönüşmeyen değerler, zincirden başka bir şey olamaz !