DEMOKRASİSİZ HALK (6)

İmgelem gücü zayıf, metafora yabancı dinleyiciyi, okuru, okurcuları zorlayan düşünceler ileri sürdüğümü, cümleler yazdığımı biliyorum. Hürriyet gazetesi dönemimde AKP’nin CHP’nin 7.kongresine kurulduğunu yazmıştım; Ahmet Kekeç adlı bir dinbaz silahşör  beni cahil ilân etmişti; AKP’nin gerçekten de resmen o gün kurulduğunu ileri sürdüğümü yazmıştı. Cümlem, CHP’nin o kurultayda  dinbazlığa taviz verdiği anlamına geliyordu. 

Geçenlerde AKP’in ilk Dört Halife döneminde kurulduğunu yazdım. Bununla, AKP’nin sahip olduğu bütün kötü özellilerin (rüşvet, yolsuzluk, vurgun, soygun, adam kayırma, nepotizm, son örnekleri Suriye’de görülen cihat ve yağmacılık) ona bu dönemden miras kaldığını işaret ediyordum. Böylece Dört Halife’nin ektiği kötülük tohumlarının bütün İslâm ülkelerinde ürün verdiğini de söylemek istiyordum. İslâm tarihi dinbazların okuttuğu (iki anlamda) tarih değildir.

Adı “sol” olmasa da o dönemde “sol” hareketler de vardı: Toplumda hak ve adaletin sağlanması ve ahlâkî yapının sağlıklı olabilmesi için, İslâm’ın iyiliği emredip, kötülüğü yasakladığını savunan Mutezile hareketi; Karmati ayaklanmasını (868) başlatan “Zenc” kareketi; Şeyh Bedreddin hareketi; bir yönüyle Celali isyanları… Hepsi dinbaz sağcı iktidarlar tarafından püskürtüldü. Hepsinin amacı eşitlik, kardeşlik, sömürü karşıtlığı idi. Yani ve o ki “sol”u Karl Marx icat etmedi. İlk insandan bu yana bütün gelenek karşıtı, yenilikçi, eşitlikçi, kardeşlikçi, hak arayıcı  hareketler “solcu”dur. Hüsrana uğrasalar da bunların yenilgileri insanlığın ilerleme motoru  olmuştur. Şimdi buyurun 2006 yılında yazılmış eski bir yazının sofrasına:

                                                                        ***

[SOL  MU,  VUR  ABALIYA ![i]

Bu yazıyı yazarken 60’lı yılların ikinci yarısındaki Paris günleri geldi aklıma: Kahvelerde konuşurken “komünist” ve “sosyalist” sözcüklerini sağa-sola  bakıp sesimizi alçaltarak söylerdik.  Tanımadığımız ve çevremize sokulmak isteyen kimseler “MİT Ajanı” muamelesi görürdü[ii].

İçinde “İşçi, emekçi, işçi sınıfı, yoksulluk, sömürü” gibi sözcüklerin bulunduğu şiirler, öyküler ve romanlar savcılar tarafından kovuşturulur, savcıların atladığı metin ve kitapları Komünizmle Mücadele Derneği üyeleri, milliyetçi-muhafazakar dergiler ve yazarlar jurnal ederlerdi. [Yılmaz Pütün’ü (Güney’i)  Onüç adlı dergide yayımlanan bir öyküsünden dolayı, Toprak adlı dergide İlhan Egemen   Darendelioğlu  adlı bir müseccel bir anti-komünist ihbar etmiş ve Yılman Pütün (Güney) hapse mahkum olmuştu]. Mahkum olmuş ve yıllarca hapis yatmış şair ve yazarların dava dosyalarını bulup okuyabilseniz, solun 1920’lerden 2000’lere kadar yaşadığı zulüm dünyasının şiddetini biraz anlayabilirsiniz.  Sol partilerin ve siyasetçilerin başına gelenleri hesap dışı tutuyorum.

Türkiye solunun tarihini sol karşıtı gelenekten ve Komünist Partisi tarihinden ayrı tutamayız. Türk solunun aşması gereken en büyük engeli ve yaratıcısını bir kez daha anacağım. Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk’ten (1018-1092) ve “Siyasetname” adlı kitabından söz ediyorum. Kitabın  Dergah Yayınları tarafından 2003 yılında yapılan 5. baskısının 217. sayfasından bir alıntı yapacağım:

“Bu arada Mazdek ‘Karılarınız sizin malınızdır. Onların da mallarınız gibi herkese mübah olması, kim hangi kadını dilerse kimsenin engel olmaması, helal sayılması gerekir. Bizim dinimizde kıskançlık ve acıma yoktur. Kimse lezzetlerden, zevklerden ve mallardan yoksun kalmamalı. İstek ve arzuların kapıları herkese açılmalı’ dedi. Malın ve kadının ortak sayılması, Mazdek dininin taraftarlarının artmasına sebep oldu,  Mazdek dini kaidesince, bir adamın evine yirmi kişi misafir olsa ekmeğini, şarabını, çalgısını hazırlar, yeyip içerler ve kalkıp teker teker karısına sahip olurlar, onlarca bu ayıp sayılmazdı. Diğer adet de şu idi : Bir adam bir eve gelip evin kadını ile uyuşursa, külahını kapıya asıp içeri girerdi. Evin erkeği gelip kapıda külahı görünce evinde bir adamın meşgul olduğunu anlar, iş bitinceye kadar eve gelmezdi.”[iii]

 Nizamülmülk’ün 1000 yıl önce kaleme aldığı bu metin Süleyman Demirel’in Adalet Partisi tarafından 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’ne karşı kullanıldı. “TİP’e oy verirseniz, millet gelip kapınıza külahını asacak” denildi. Hiç kuşkunuz olmasın, bir sol parti palazlanacak olsun köy ve mahalle kahvelerinde aynı yalan tekrarlanacaktır.

Lise sosyoloji ve felsefe derslerinde solla ilgili en küçük bir bilgi verilmezdi.  Üniversitelerin felsefe ve iktisat bölümlerinde ciddi ölçüde Marksist felsefe öğretilmezdi. 1965’ten önce Sosyalist ve Marksist literatürün temel yapıtlarının Türkçelerinin bulunmamasına karşın kimi yazarların Marksizme reddiyeleri yayınlanırdı.

Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142 maddeleri yüzünden kimler hapis yatmadı ki… Bu maddeler işçi sınıfının (henüz sınıf sayılamayacak işçi kitlesinin) kendi partisini kurmasını engellemek için çıkartılmıştı. Çok partili düzene geçilince birkaç kez ağırlaştırıldılar ve 1952 yılında, Demokrat Parti iktidarında 141.madde ile ölüm cezası getirildi.

Cehennemden geçen sola hakaret etmek için utanma duygusundan yoksun olmak gerekir!]

                                                                       ***

Müslüman ülkelerin topraklarında sol ve demokrasi neden kök salamıyor, kusur ya da suç sol ve demokrasi de mi? İronik anlamda öyle ye da böyle olabilir. Ama bence bunun cevabı hazır: Feodal düzenin ilkel aşiret yapısı ve bizzat İslâm dini bulundukları toplumu izole ediyor ve ona geçirimsizlik (empermeablık) özelliği yüklüyor. Tıpkı bir yapının mantolanması, ısı ve suya karşı izolasyonu gibi. Evler için çok iyi olan mantolama ve izolasyon toplumlar için ölüm anlamına gelir.

Türk toplumu, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden itibaren (1946), antikomünist siyaset, Komünizmle Mücadele Dernekleri ile ABD tarafından mantolandı ve izole edildi. Bizim köylünün Mareşal Fevzi Çakmak’ın hatırı için yapıldığını sandığı ABD’nin  Marshall Yardımı Planı[iv] uygulanmasına Türkiye de alındı.Türkiye ve Yunanistan’ın komünizme karşı bağışıklık kazanması bu planın en önemli amaçlarından biriydi. 1946 yılına 10 yayımdaydım. “Mareşal Yardımı”nı o yıllarda duymaya başladım. “Mareşal Yardımı”na parelel olarak ülkede MHP tabiatlı ırkçı milliyetçilik de yükselmeye başladı.

14 Mayıs 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti, kuruluşundan itibaren antikomünizmi başlıca besin olarak kullanmaya başladı. Bu sırada Nizmülmülk’ün “külah” masalı emekçi ve köylü sınıfına iyice kök salıp yaygınlaştı.Köylüler şaka yollu “Eyidir, bizim karılar  tezek kokuyor, şeherli karılar esans kokuyor” deyip gülüşürlerdi, ama “külah” martavalına inanıp tezek kokan karılarını kıskanırlardı.

Demokrat Parti iktidarı başı sıkıştıkça Komünist tevkifatı yapardı. Askeri garnizonlarda her 1 Mayıs’ta “komünistler mutlaka ayaklanacaklar” diye teyakkuzda beklenirdi. Helalarda orak-çekiç simgeleri bulunur, sigara paketlerinde orak-çekiç keşfedilir, orak-çekç resmi yapan işçi yakalanırdı; “Kızıl badanalı Tekel deposu” sorgulanırdı. Neşelenmek için Derya Çağlar’ın  Hayali Komünizm [v]  adlı kitabını okumanızı salık veririm. Adı geçen kitapta 1950’lerin başında bir gazetede yayınlanan, gülmekten insanı altına işetecek türden  asparagas olduğu kesin bir haber [vi] var. Okuyalım:

[“Komünistlerin, çok fazla ehemmiyet verdikleri, iç ve dış işlerimiz üzerindeki meseleler hakkında bilgi sahibi olmak arzuları, türlü teşebbüslere kendilerini sevk etmektedir.

Bundan sekiz ay önce, göçmen olarak memleketimize gelen ve tıp fakültesine talebe olarak kaydedilenler arasında dişi bir kızıl ajanın da mevcudiyeti tespit edilmiştir.

Kendi memleketlerindeki casusluk mekteplerinde, her türlü casusluk mekteplerinde, her türlü casusluk hilelerini, vazifeleneceği memleketlerin örf ve adetlerini öğrenen ve o memleketlerin lisanlarını ana lisanı gibi bilen, sosyete icaplarını  en yüksek dereceye kadar tatbik eden, bu arada nişan talimleri yapan, uçak otomobil deniz vasıtaları kullanan bu casuslardan biri olan tıbbiyeli kız…”

Bu şekilde Amerikan filmlerinde çizilen casus tipine uygun resmedilen kişinin, sonraki satırlarda fiziki özellikleri, her sözcük bir öncekinin kuvvetlendiricisi olarak sıralanarak şu şekilde ifade edilmektedir:

“Casus sarışın, şahane güzel ve Türk ırkının bütün hususiyetlerini vücudunda toplayan kızıl bir ajan olarak tanınmıştır.

Bulgaristan’daki adı (Kamçılı kız) olan bu ajan, oradan Türklere karşı zulmiyle tanınmış ve himayesiz bırakılan nice genç Türk kızlarını hata ve sevabına bakmadan kamçılamıştır.

Bulgar Dahiliye Nazırı’nın hususi katibesi olan “Kamçılı kız” Türkiye’ye kendisi ile beraber sevkedilen göçmen kisvesi altındaki kızıl ajanlara şef tayin edilmiş ve Türkiye’de göçmenlerden mürekkep bir kızıl şebekeyi teşkil etmekte vazifelendirilmiştir.

Milli Emniyet teşkilatının kuvvetli elemanları, bu sinsi faaliyeti hissetmekte gecikmemiş ve Kamçılı kız bir zaman sonra yakalanarak Ankara’ya sevk edilmiştir.”] [vii]

Ne fotoğraf vardır ne de devamı. Sadece bit atılmıştır!

Türkiye’nin en büyük gazetelerinde bu türden haberler yayınlanır, Anadolu gazeteleri de birbirinden aktararak  bu asparagas haberi kar topu gibi büyütürlerdi. Havuz medyası ile şimdi durum çok daha yavuz.

Acıyan “sol”a acısın ama kimse utanmıyor! Sol’a akıl verenler ilkin sol için bir şey yapmalı.

Özdemir İnce

19 Mayıs 2018

——————————————–

 [i] Hürriyet, 24 Ekim 2006

[ii] Ülkeden yurt dışına götürdüğümüz alışkanlık, paranoya.

[iii] Bu metni mümkün olsa bütün yazılarımda alıntılayacağım. Tekrarı lütfen bağışlayın.

[iv] ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, 5 Haziran 1947’de Harvard Üniversitesi’nde verdiği bir söylevde, daha sonra kendi adıyla anılacak olan Avrupa’ya yardım planının ilk işaretlerini verdi. Marshall konuşmasında özetle, Avrupa devletlerinin iktisadi kalkınmalarını planlamak için bir araya gelmelerini istedi ve ortak bir plan hazırlanırsa Amerika Birleşik Devletleri’nin destek ve yardımını esirgemeyeceğini söyledi. 

[v] Berfin Yayınlari

[vi] Zaman, 22 Ağustos 1951

[vii] Derya Çağlar, Hayali Komünizm, Berfin Yayınları, s.80