DEMOKRASİSİZ HALK  (7)

Bu yazı dizisinin artık sonuna geldik. “Halksız Demokrasi”nin tersi olan “Demokrasisiz halk” da aynı kapıya çıkar. Benim kuşağımdan olanlar, 1950’den bu yana, en azından şunu öğrendi: Demokrasi ancak laik düzende yaşar. Demokrasi olmadan laik düzen yaşamaz, laik düzen olmadan demokrasi yaşayamaz.  Demokratik ve laik düzenlerde siyaset adamları. hükümet ve devlet erkânı “Honnête Homme”dur, centilmendir, çelebidir, paranoyak ve psikopat değildir. Siyasette “ağzı bozuk” değildir.

Bu dizi yazılarımda “soyut” ve “olması gereken” bir solu savundum. Marx’ın “Fransa’da Sınıf  Mücadeleleri”nde kullandığı “Düzen Partileri” kavramını günümüzde kullanmak son derece tehlikelidir. Örneğin CHP  hem düzen partisidir hem değildir. CHP, Cumhuriyet ve Demokrasi için bir düzen partisidir; diktatoryaya ve Başyücelik rejimine karşı olduğu için düzen partisi değildir. Kamusal ekonomiyi savunduğu için düzen partisi değildir. Laik ve  Parlamenter  Demokrasi’yi restore etmek için İyi Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ile işbirliği yapması onu düzen partisi yapmaz. Çünkü hedefi Laik ve  Parlamenter  Demokrasi’yi restore etmektir. TKP’lerin ve öteki sol partilerin CHP’yi bu hedef yolunda desteklememesi çocukluk hastalığının tezahürüdür. Sol psikiyatri kliniği olmamalıdır.

Bu “ağabey” uyarısından sonra zuladan çıkan yazıyı okuyabilirsiniz.

***

KIRK  KATIR  MI  KIRK  SATIR  MI ?[i]

 [Halkı tanımamakla ve beceriksizlikle suçlanan solun tarihinden ayıramayacağımız için birkaç yıl öncesine kadar yasaklı olan Türkiye Komünist Partisi tarihçesinin önemli satır başlarını anımsayalım:

10 eylül 1920’de Bakü’de kuruldu. Kabul edilen programında, Anadolu’da işgalcilere karşı mücadelenin sürdürülmesi, bağımsızlığın kazanılmasından sonra “İşçi ve Köylü  Sovyet Cumhuriyeti’nin kurulması ve sosyalizme geçilmesi öngörülüyordu. Mustafa Suphi ve arkadaşları Ankara’ya gitmek üzere 28 aralık 1920’de Kars’a geldiler. Ancak Erzurum’a girişte kitlesel protestoyla karşılaştılar. Bakü’ye dönmek üzere geldikleri Trabzon açıklarında teknelerinde öldürüldüler. Bu olaydan sonra Ankara hükümeti TKP’yi yasakladı ve parti yöneticileri tutuklandı. 1922’de yasal olarak çalışma girişiminde bulunan parti, bunun gerçekleşmemesi üzerine yer altına inerek gizliliği seçti.

Cumhuriyet tarihinin ikinci muhalif partisinin başkanı Ali Fethi bey Cumhuriyet (11 ağustos 1930) gazetesine verdiği demeçte “Partim, Halk Partisi’nin sol tarafında, liberal ve laik Cumhuriyetçi bir parti olarak çalışacaktır. Sola yönelimin ölçüsü halkın düzey ve eğilimine kamuoyunun karşılayış ve yükselişi olacaktır” demektedir.

Komünist Partisine yaşama hakkı tanınmamasına karşın sol kavramı o günlerde pek korkutucu görülmüyor, özgürlükçü bir düzeni tanımlamak için kullanılıyordu. Ancak Atatürk’ün ölümünden sonra, İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye bulunduğu yerden giderek sağa kaymaya başladı. İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın başını çektiği bir grup, “komünistlerle işbirliği içinde” göstererek İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ile Dışişleri Bakanı Dr.Tevfik Rüştü Aras’ı tasfiye etti. Bu olay cadı avının başlangıcıdır.

4 Aralık 1945’te İstanbul’da Tan gazetesi yıkıldı. Türkiye o yıl  Uluslararası Para Fonu’na katıldı. Ve bir süre sonra Türkiye’nin yeni müttefikinin adı belli oldu: ABD. Onun düşmanı olan Sovyetler Birliği Türkiye’nin de düşmanıydı. Zaten Kars ve Ardahan’ı istememiş miydi?

Bu tarihten sonra Türkiye’de her taşın altında komünist ve solcu aranmaya başlandı. Demokrat Parti’nin kurulmasına izin veren İnönü rejimi Türkiye Emekçi ve Köylü Partisi’ni, Türkiye Sosyalist Partisi’ni ve bu partilerin yayın organı gazete ve dergileri kapattı.

Behice Boran, Niyazi Berkes ve Pertev Naili Boratav sosyalist oldukları gerekçesiyle Ankara Üniversitesi’nden uzaklaştırıldılar.

Türkiye, Kore’ye asker gönderdikten sonra 18 Şubat 1952’de NATO’ya girdi. Bunun için klasik yöntemi seçmişti. 26 ekim 1951’de başlayan Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyelerine yönelik 167 kişilik büyük tevkifat bu gelişmenin doruk noktasıdır. Türkiye’yi kaşla göz arasında komünist yapacak kişiler yakalandı. Tehlikenin büyüklüğü (!) karşısında 141 ve 142. maddeler değiştirildi. Ölüm cezası getirildi.

Bundan sonra, ta 1980’lerin sonuna kadar Batı’ya şantaj yapmak için sol aslanların önüne atıldı. Bu ava İlim Yayma Cemiyeti, Komünizmle Mücadele Derneği, Aydınlar Ocağı, Ülkü Ocakları ve Türk Talebe Birliği gibi öğrenci dernekleri de katıldı. En son 12 Eylül’de bütün sol kadrolar yok edildi. Sol temizlendikten sonra, kaderin cilvesine bakın ki CHP hedef tahtası oldu. Bu koşullar altında sol ile alay eden sağ takımını “sadik”, günah çıkartan eski solcuları da “mazoşist” sıfatlarıyla  taçlandırmak zorundayız!]

                                                                       ***

12 Eylül’den sonra liberalleşen kimi solcuların kurulu düzenin emrine girdiğine tanık olduk. Benim “Ana rahmine haklı düşenler” adını taktığım bu kesim daha çok “Liboşlar” takımı olarak tanınır. Bu kesim hakkında düşüncelerimden habersiz değilsiniz.

Bu “son deyiş”i 13 mayıs 2018 günü yazıyorum.24 Haziran 2018 gününe kadar birkaç yazı daha yazarım. Gördüğüm şu: Yaşayıp tanık olduğumuz günler,  ilk çok partili genel seçimin yapıldığı 21 Temmuz 1946 ve Demokrat Parti’yi iktidara getiren 14 Mayıs 1950 genel seçim günlerine benziyor. Birincisinde 10, ikincisine 14 yaşımdaydım. Her iki seçimde de Demokrat Parti flamasını sallamıştım. Bu sarhoşluk ne yazık ki çook kısa sürdü.

24 Haziran 2018 günü, büyük bir olasılıkla, AKP’nin Başyücelik Rejimi sona erecek. Sona ermez ise 21 Temmuz 1946 seçiminin tekrarı olur. Bundan sonraki seçimde 14 Mayıs 1950’de olan olur ve bir  şerli mitos sona erer: Dine ayarlı bir devlet düzeni Türkiye’de yaşayamaz; yoksulluğun ve açlığın dini imanı yoktur. Din hırsızlık ve uğursuzluğa engel değildir. Aksine en büyükleri din adına yapılır. Ve artık bu gerçek öğrenildi. Başyücelik rejimi artık dikiş tutmaz!

***

N.B: İnternette bir “Özdemir İnce Facebook”u var ama benimle ilgisi yok. Kim olduğunu bilmediğim bir hayır sahibi yapıp duruyor. Bunu bilmeyen insanlar facebook üzerinden benimle ilişki kurmak istiyorlar ama bu mümkün değil. Özellikle mesaj gönderen eski arkadaşlarım, okul arkadaşlarım için çok üzülüyorum.

Lütfen beni bağışlayın!

ÖZDEMİR İNCE

24 Mayıs 2018

***

Şair ve poetika yazarı Metin Cengiz benimle ilgili bir inceleme kitabı yayımladı: Özdemir İnce,  Türk Şiirinde Bir Mihenk Taşı.  (Şiirden Yayınları, 13 tl) Bilgi ve İlginize….

 

———————————————————————-

[i] Hürriyet, 25 Ekim 2006