HANGİ  DEMOKRASİNİN ZAFERİ?

Yakın geçmişte Ergenekon ve Balyoz davaları hakkında Hürriyet ve Aydınlık gazetelerinde  öyle çok yazı yazmadım. Bunların “düzmece” olduğunu başında anladığım için birkaç kez “Bu kadar general ve albay darbe yapmaya karar verecek de  bunu  gerçekleştiremeyecek; bu mümkün değildir!” diye yazdım. Hatırlayalım ki şu anda AKP Genel Başkanı da olan R.T.Erdoğan, açıldıkları zaman, “F(etullah) Tipi” olarak tanımlanan bu davaların savcısı olduğunu ilan ediyordu. Demek ki yargıya yerleştirilen Fetullahçı kadro ile AKP iktidarı şirketi bu davaları bir ortak amaç için açmıştı: TSK’yı yıkmak! Bu amaç ortaya çıktığı için şirketin  bir ortak tarafı (AKP) ikinci tarafı (FETÖ) adliyelerde yargılıyor.

FETÖ darbe girişimine gelince: “Bugün eldeki veriler ışığında,  eğer AKP iktidarı yapılmasına  göz yummasaydı, 15 Temmuz darbe girişimi olmazdı” diyenlerin haklı olduklarını  düşünüyorum.  Ancak pusuya yatmış biri bir darbe girişimini “Allah’ın lütfu” olarak tanımlar. Fırsatı kullanarak ortağından kurtulmak isteyen AKP iktidarı  da FETÖ örgütü kadar suçludur. AKP, tek adamın İmamokrasi  rejimini gerçekleştirmek için  “Allah’ın lütfu”ndan yararlanıyor. Bu nedenle, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi benim gözümde şaibelidir (lekelidir)..

Bu gün, 10 yıl önce (5 Haziran 2007 tarihli)  Hürriyet gazetesine yayımlanan  felsefe temelli bir yazımı dikkatinize sunuyorum. Ardından, dönemin başbakanı R.T.Erdoğan’ın deyişiyle “Allah’ın Lütfu” olan mucizevî (!) fırsatı değerlendiriyorum:

***

PİLİÇ  DEĞİL  BİLİNÇ ![i]

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, her alanda bozulan “oyunun kuralları”na koşut olarak edebiyat alanında da bir tür durum muhasebesi yapmak zorunluluğu duyan  Jean-Paul Sartre, 1946 yılında “Les Temps Modernes” adlı bir  edebiyat, felsefe ve siyaset dergisi yayınlamaya başladı. Jean-Paul Sartre, ilk sayısında, derginin programını ve ilkelerini açıkladığı bir sunuş yazısı yayınladı. Bu  son derece önemli yazıdan iki alıntı yapacağım:

“İnsan bir ‘durumdan’ ibarettir : Bir işçi, bir burjuva gibi düşünüp hissetmekte özgür değildir; ama bu durumun gerçek ve bütün bir insan olabilmesi için, yaşanması ve belli bir amaca doğru aşılması gerekir.”

“Hayır, bir işçi burjuva gibi yaşayamaz; bugünkü toplumsal düzen içinde, ücretlilik durumunu sonuna kadar yaşaması, çekmesi gerekir. Bundan hiçbir kaçış yolu, başvurulacak hiçbir “merci” yoktur. Fakat bir insan bir ağacın ya da taşın var olduğu gibi var olamaz. İşçi, kendi kendini işçi yapmalıdır.”  (“Situations, II”, Gallimard, S.27)

Jean-Paul Sartre, nasıl bir burjuva kendini bir işçi gibi hissedemezse, bir işçinin de kendini bir burjuva gibi hissetmemesi gerektiğini söylüyor. Kendini burjuva gibi hisseden işçi, kendini bülbül sanan kargaya benzer. Fransa’da, İngiltere’de bir işçi burjuvaların gittiği kahve ve meyhaneye gitmez; içtiği tütün de farklıdır.

Ama bizde kaportacı çırağı da, Çukurova’da pamuk toplayan maraba da Amerikan sigarası içer, içmese bile heves eder. Kendini bülbül sanmayan karga ile kendini burjuva sanmayan ve ona özenmeyen işçinin durumunu “bilinç hali”  tanımlar. Peki bilinç nedir ? Bilinç ilkin piliç değildir. Felsefi tanıma gerek yok. Bilinç, insanın nerede, ne ve kim olduğunu bilmesidir. Bilinçli bir tavuk kendini horoz sanamaz; kendini horoz sanan tavuğa sapkın ve sapık denir.

Politik bilinç de böyle bir şeydir. Politik bilincin mülkiyetle, üretim araçlarıyla, artı değerin paylaşılmasıyla sıkı sıkıya ilişkisi vardır. Hiçbir köylü toplumunda demokrasi olamaz ve yaşayamaz. Demokrasinin var olması ve yaşaması için emekçinin kendini işçi yapması zorunludur. Bunun gerçekleşmemesi durumunda ait olduğu katmanı ve safları bulamaz.

Arthur Koestler’in “Darkness at Noon” adlı romanının sonuna doğru yürek paralayıcı sayfalar vardır. Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında işçi olmayı kavramamış köylüler yüksek fırını kömürle doldurduktan sonra kafayı vurup yatarlar ve işleri berbat ederler. Çünkü saat bilinçleri yoktur. Bu yüzden sabotaj suçlamasıyla idam edilirler. Roman kahramanlarından biri bir saatin 60 dakika olduğunu 16 yaşında öğrendiğini söyler. Tarım insanlara mevsim  bilincini verir. Sanayi ise saat, dakika ve saniye bilincini.

Varoş insanın siyasal bilinci olsaydı oyunu küçük bir erzak paketine satmazdı. Bu nedenle Sovyet devriminin ölüme mahkum ettiği, işçi olamamış köylülere benzerler. Marifet AKP’de değil Müslüman Kardeşler yönteminde, Milli Görüş tuzağında. Kim daha fazla verirse o  kazanır. İnsanın bedeninde demokrasi bilinci salgılayan bir organ yoktur. Bilinç pankreas gibi bir salgı organı değildir. Zihinde  sınıfsal deneyimle oluşur. Ama  okuduğunu anlamaktan aciz medya zifoslarının bu gerçeği anlaması elbette olanaksız !

(Hürriyet, 5 Haziran 2007)

***

Sınıf bilinci olmayan bir toplumun ülkesinde demokrasi olmaz. Ve bunun en çarpıcı örneği de Türkiye’de görülür. 15 Temmuz 2017 tarihli gazetelerin manşetinde FETÖ darbe girişiminin bozguna uğratılması işaret edilerek “Demokrasinin Zaferi'” diye işkembeden manşetler atılmış. Dört sorum var:

1-15 Temmuz 2016 günü Türkiye’de demokrasi var mıydı ki kurtarıldı?

2-15 Temmuz zaferinden sonra Türkiye’de demokrasi, Hürriyet’in manşetinde (“İlelebet Demokrasi”) olduğu gibi, bir “İlelebet”lik (sonsuzluk) mu kazandı?

3-Demokrasinin, AKP iktidarında bu sıfatı kazanma ihtimali var mı?

4-Son Başkanlık Referandumu ile Demokrasi mezara gömülmedi mi?

Bu kadar gerçek düşmanlığı ayıptır. Ne FETÖ Darbesi’ni bozguna uğratan TSK’nın ne de sokağa çıkan sivillerin kafasında “Demokrasiyi Kurtarmak” amacı vardı. TSK ve siviller sadece vatanı kurtarmak için FETÖ darbesine direndiler. Bu da elbette her türlü saygı ve övgüye değer!  AKP’ye gelince:  Kendi iktidarını korumaktan başka bir derdi yoktu. Yoktu ki var olan eksikli demokrasiyi ebediyyen mezara gömdü! Bu nedenle de Muhalifler amacı demokrasi olan Adalet Yürüyüşü yaptı.

Şimdi lafı uzatmadan, durumun iyice anlaşılması için, CHP’nin yayınladığı bir raporu aktaracağım:

OLAĞANÜSTÜ  HAL DEĞİL OLAĞANÜSTÜ YASAKLAR:[ii]

[CHP olağandışı yasaklarla bir yılın bilançosunu açıkladı. 22 Temmuz 2016’dan itibaren başlatılan  yasakların sıralandığı CHP Raporu’nda; Suruç, Uludere, 10 Ekim katliamlarına anma, Alevilerin inanç yerlerine, tiyatroya, alkole, aşureye, pilav gününe, türkü söylemeye avukat görüşüne kadar OHAL gerekçesiyle yasaklanan eylemden panele, bunların yanında KHK’ler ile kış lastiğinden lazer epilasyonlara kadar yaşamın her alanına müdahil olunduğu vurgulandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edi-le OHAL’in 1 yıllık bilançosunu çıkardı. OHAL’in, anayasada tamlanan ölçülülük, gereklilik, yerindelik gibi ilkelerin hiçbirine uyulmaksızın hürriyeti kısıtlayıcı bir hal aldığına dikkat çelen raporda kronolojik sıralarayla özetle şunlar kaydedildi:

22 TEMMUZ: Avcılar’da 3 Mayıs tarihinden itibaren haklarını arayan belediye işçilerinin direniş çadırı kurmasına izin verilmedi.

30 TEMMUZ: Suruç katliamında yaşamını yitirenleri anmak için İstanbul’da yapılmak istenen etkinlik valilik taralından yasaklandı.

1 AĞUSTOS: Tunceli’de kutsal mekânlardan sayılan “Reye Haq”, OHAL ve özel güvenlik tedbirleri gerekçesiyle ziyarete kapatıldı.

2 AĞUSTOS: Hükümet, son yıllarda hızla artan iflas erteleme taleplerini OHAL süresince yasakladı. Son dönemde tanınmış ve ISO 500 listesinde de yer aln birçok firma, iflas erteleme başvurusunda bulunmuştu.

5 AĞUSTOS: Roboskili ailelerin her hafta perşembe günü yaptığı ektinliğe OHAL gerekçe gösterilerek izin verilmedi.

8 AĞUSTOS: Genco Erkal’ın uyarlayıp yönettiği “Güneşin Sofrasında Nazım Hikmet İle Brecht”  adlı oyunun gösterimi yasaklandı.

13 AĞUSTOS: Tedi Discouıt Tekstil Mağazacılık işçilerinin direnişi 10. gününde İstanbul valiliği tarafından yasaklandı, Tedi’nin Tuzla’daki deposu önüne çevik kuvvet polisi ve TOMA getirildi. Depo önüne barikat kuran polisler işçilerin içeriye girişlerine izin vermedi.

8 EYLÜL: Bursa’da yapılması planlanan toplaantı, gösteri yürüyüşleri ve basın açıklaması gibi faaliyetler OHAL kapsamında yasaklandı.

12 EYLÜL: Aydın’m Didim ilçesinde turizm amaçlı olarak gezi teknelerinin uğradığı 7 koy, gezi teknelerinin kullanımına kapatıldı.

18 EYLÜL: Artvin Cerattepe’de madencilik faaliyetine karşı açılan davanın karar duruşması öncesi Artvin ve Rize valilikleri bir ay eylem, miting ve basın açıklaması yasağı getirdi.

29 EYLÜL: Yozgat Valisi Kemal Yurtnaç, il genelinde faaliyet gösteren, pavyon, gazino, bar gibi alkol satışının olduğu mekânların OHAL süresi boyunca kapatılmasına karar verildiğini açıkladı.

14 EKİM: Ankara Valiliği, cemevlerinde yapılacak ‘aşure etkinlikleri’ni yasakladı.

23 EKİM: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde düzenlenmek istenen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ilgili bir açık oturum, OHAL gerekçesiyle yasaklandı.

25 EKİM: Hopa’da 10 Ekim anması yasaklandı. Amaya katılanlar gözaltma alındı ve haklarında soruşturma açıldı.

9 ARALIK: Mersin’den sonra KESK’in İzmir’de OHAL’e ve ihraçlara karşı yapacağı miting de yasaklandı. 11 Aralık Pazar günü yapılacak miting, valilik tarafından OHAL kapsamında yasaklandı.

11 ARALIK: İstanbul Valiliği, 5 Kasım 2016-31 Aralık 2016 arasında her türlü açık ve kapalı toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, çadır kurma, stant açma, benzeri eylem- etkinlikler yasaklanmıştır” şeklinde açıklama yaptı.

30 OCAK: YSK, referandum öncesi seçim yasaklarını açıkladı ancak bu yasaklara siyasi partiler uymak zorundayken anayasada ettiği yemine hukuksuzca uymayan Cumhurbaşkanı bu yasaklara uymak zorunda olmayacak.

19 ŞUBAT: Gaziantep’te, valilik tarafından şubat ayında yasaklanan basın açıklaması yapma, bildiri dağıtma, stant kurma, imza kampanyası gibi faaliyetler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı miting için kaldırıldı.

3 MART: İstanbul 8 Mart Kadın Platformu’nun 5 Mart’ta Bakırköy’de gerçekleştirmek istediği 8 Mart mitingi valilik tarafından yasaklandı.

17 MART: Anayasa değişikliğine karşı çıkanların “Hayır” toplantıları OHAL gerekçesiyle yasaklanmaya başlandı. Boğaziçi Üniversitesi, Selin Sayek Böke’nin, Bilgi Üniversitesi, Aylin Nazlıaka’nın, Niğde Valiliği ise Meral Akşener’in konferanslarını iptal etti.

18 MART: İzmir Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı, OHAL sürecinde cezaevinde Kuranıkerim, İncil, Tevrat ve Zebur kitapları dışında kalan kitap, dergi, gazete ve benzeri kitapların kabul edilmemesi kararı aldı. _

26 NİSAN: 100 yaşındaki Erenköy Kız Lisesi’nin geleneksel pilav gününe genelge yasağı geldi.

4 MAYIS: 8-12 Mayıs tarihleri arasında düzenlenmesi planlanan MSGSÜ Sanat Festivali yasaklandı.

5 MAYIS: Tunceli’de, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için düzenlenmek istenen anma etkinliği, Tunceli Valiliği tarafından OHAL bahanesiyle yasaklandı.

8 MAYIS: ITÜ’de yapılacak LGBTİ Onur Yürüyüşü, OHAL gerekçesiyle yasaklandı.

22 MAYIS: Açlık grevindeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nm gece yarısı operasyonu ile gözaltma alınması protestoları sırasında çok sayıda kişi darp edilerek gözaltma alındı.

26 MAYIS: Ankara Valüiği, güneş battıktan sonra yapılan şarkılı türkülü protestoları “terör örgütlerinin eylem yapanlara yönelik bombalı saldırı yapma riski’’ olduğu gerekçesiyle yasakladı.

3 HAZİRAN: Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği’nin (ÇİM- . DER) Şakran Çocuk Cezaevi raporunun kamuoyu ile paylaşılması, Adalet Bakanlığı tarafından, OHAL gerekçesiyle engellendi. ] (Cumhuriyet 15 Temmuz 2017, Ankara)

***

Tek Adam Rejimi’ni kuran şaibeli 16 Nisan 2017 Referandumu ile ardından gelen Kanun Hükmünde Kararname (KHK) darbelerini saymazsak “İlelebed” ya da “Ebediyyen” dediğin demokrasi işte böyle olur Hacivat’ım Hacı Cavcav!

Demokrasi bir sözcük değil bir hukuk ve yaşama sistemidir. Soyut değil somut bir eylemdir.

Bu eylemi engelleyen her karşı eylem antidemokratiktir, despotiktir.

Tavırlarına bakarsanız: Şaibeli FETÖ darbe girişimini tek başına R.T.Erdoğan bozguna uğratmış ve ödül olarak kahraman tek adam ünvanını kazanmıştır. AKP de olağanüstü hal (OHAL)  ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) hamamının göbek taşında keselenerek bütün kirlerinden arınmış; hesap ödemeden hamamın  arka kapısından sıvışmıştır.

Bu işin masal kısmı. Gerçeğe gelince: FETÖ darbe teşebbüsünü, Ergenekon ve Balyoz davalarının hedefi olan subaylar ile Cumhuriyet’e bağlı subaylar ve polis  engellemiştir. Engellemişdir çünkü FETÖ darbe teşebbüsü başarıya ulaşsaydı hiçbiri hayatta kalmayacaktı. Gerçek budur! Gerisi, AKP’nin rol kapma gayretinden ibarettir!

ÖZDEMİR İNCE

21 Temmuz 2017

***

EK OKUMA: 15 TEMMEZ ÖNLENEBİLİRDİ[iii]

Bugün toplumun tepkisi sayesinde akim kalmış olan 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü.

Başarıya ulaşmadığına şükrettiğimiz darbenin savuşturulmuş olmasına herkes gibi sevinirken, bir kez daha hepimize geçmiş olsun diyorum.

İktidar blokunun (AKP- MHP) olayları yanlış okuyan, bu yanlışları düzenlediği törenlere ve hatta Meclis konuşmalarının kısıtlanmasına kadar taşıyan tutumu darbe karşısındaki tavrımızı ve toplumun bütün kesimleriyle ona karşı durmasına desteğimizi etkilememelidir               Aynı şekilde darbe karşısındaki net tavrımız, kamuoyunun çok yaygın bir bölümünün yanıtını bulmaya çalıştığı soruları ve tereddütleri görmezden gelmemize de neden olmamalı.   Fethullah Gülen’in, yollar ayrıldıktan sonra, FETO’ye dönüşen örgütü ile AKP’nin yıllar süren kol kola yol arkadaşlığını görmezden gelerek, Türkiye’de 15 Temmuz darbesiyle ilgili sağlıklı bir tanıda bulunabilmek mümkün değildir.                                                                  Bu, çok meşum sonuçlar verdiği sonradan herkesçe görülecek olan, yol arkadaşlığı olmasaydı, 15 Temmuz girişiminin de olamayacağı çok yazıldı çizildi.                                                    

★★★

Bugün eldeki veriler, “eğer iktidarın göz yumması olmasaydı, 15 Temmuz darbe teşebbüsü de olamazdı” diyenleri doğrulamaktadır.

Kısaca görelim:

Değerli gazeteci yazar Sedat Ergin son dönemlerde 15 Temmuz’a doğru giden yol, 15 Temmuz başarısız girişimi ve FETÖ ile ilgili olarak zihinlerde yeni soru işaretleri yaratan birtakım yazılar kaleme aldı ve belgeler sundu.

Bunlardan 5 ve 6 Temmuz tarihini taşıyan ikisinde 24 Haziran 2004’te toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nda Gülen cemaatinin oluşturduğu tehdit ve dış bağlantıları konusunda MİT ile Genelkurmay’ın yaptığı sunumlardan söz etmekteydi. MIT’in başında Şenkal Atasagun’un, Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda ise Hilmi Özkök’ün bulunduğu bu toplantı sırasında, Genelkurmay Başkanlığının sunumu şu ifadelerle son buluyordu:

“F. Gülen grubunun bu gelişmeler paralelinde mevrut  sistemle barışık görünerek, Devletin tüm kademelerinde kadrolaşıp, sistemi içten içe ele geçirmek suretiyle laik, demokratik, sosyal hukuk devletini yıkarak, yerine dini esaslara dayalı bir devlet düzeni kurma amacını gerçekleştirmek yönündeki faaliyetlerini hiçbir önlem alınmadığı takdirde arttırarak devam ettireceği değerlendirilmektedir…”

★★★

Laik, demokratik, sosyal, hukuk devletini bu nitelikleriyle korumak ve savunmak amacını taşıyan bir iktidar, Genelkurmay’ın, içeriği MİT’in aynı toplantıda heyetin bilgisine arz ettiği 9 sayfalık sunumunda yer alan hususlarca da doğrulanan uyarıları karşısında ne yapar, daha doğrusu ne yapmalıdır?

Her iktidarın, meşrebine, ciddiyetine ve amacına göre içeriğinin niceliği değişken olmakla birlikte, niteliği yani özü değişmeyen, yapılması gerekenler listesini bir an için bir yana bırakalım da dönüp bugün de işbaşında olan iktidarın ne yaptığına bakalım. Bu konuda açıklamayı aynı soruyu merak edip de dönemin Başbakan Yardımcısı Ömer Dinçer’in 2015’te yayımlanan “Türkiye’de Değişim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?” kitabının 123 ve 124._ sayfalarında bulan Ertuğrul Özkök’ün 6 Temmuz 2017 tarihli yazısında görüyoruz. Özkök, Dinçer’in MGK’nin bu konuda önlem planı hazırlanması kararına karşı yaptıklarını aynen şöyle anlattığını belirtiyor:

“- Tavsiye kararı Başbakanlığa bildirildikten sonra Başbakanımıza açtım ve gelen yazıyı DOSYASINA KALDIRMAYA karar verdik.

– Bu karar metni Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmadı ve hakkında hiçbir işlem yapılmadı.

– Konudan MGK toplantısına katılan bakanlar dışında kimsenin haberi olmadı ve onları endişeye sevk edecek bir sonucun doğmamasına özen gösterildi.

– Bütün toplumsal ve siyasal riski hükümet adına Sayın Başbakanımız, hukuki riski ise ben üstlenmiştim”.

Bütün bunlara ek olarak herhangi başka bir açıklama veya yorumda bulunmama gerek var mı? (Ali Sirmen, Cumhuriyet 15 Temmuz 2017)  

——————-                 

[i] Hürriyet, 5 Haziran 2007

[ii]  Cumhuriyet 15 Temmuz 2017, Ankara

[iii] Ali Sirmen, Cumhuriyet 15 Temmuz 2017