HAYDİ KOMÜNİSTİN VATAN HAİNİ OLDUĞUNU KANITLA

AKP, TSK’nın Afrin harekatının şanını ve şehitlerin şehadetini kendi hanesine gelir olarak kaydetmeyi iştahla sürdürürken  Genel Başkanı R.T.Erdoğan, Varna dönüşü uçakta, beşuş cehreli mutlu  bir gazetecinin “İttifak, Kürt seçmeni olumsuz etkiler mi?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Güney-Doğu’da olumsuz bir hava söz konusu değil… Oralarda durumun daha iyi olacağını düşünüyorum.”

Gazetecilerden gerçekten gazeteci olan biri çıkıp “Afrin harekatının partinizin oy oranına olumlu katkısı olduğu söyleniyor, doğru mu?” diye sorsa, nasıl cevap alırdı acaba? O da ” Gerçekten partimize yararlı oldu” der miydi?

Demiş ama bir başka makamda, “mutluluk veren lütuf”u simgeleyen Ferahfezâ makamında söylemiş:  

[Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Samsun ve Ordu 6. Olağan İl kongrelerine katılıyor. Erdoğan kongre öncesinde dışarıda toplanan kalabalığa seslendi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Artık metal yorgunluğu yok, Afrin’le beraber şimdi diriliş hareketi yeniden başladı” dedi. ] (NTV, 24 Mart 2018)

Valla harbi söylemiş: İkinci bir lütuf olan Afrin seferi, AKP’nin metal yorgunluğunu gidererek partiye diriliş  mutluluğu vermiş. Ordu artık AKP’nin ordusu, vatan AKP’nin vatanı: “Ekmek elden su gölden cimelim avrat cimelim!” durumu, ey Ümmedi Müslüman!

Afrin’le berabar, meğer, yandaş müteahhitlerinin de bahtı açılmış. Bunu da yaşam coşkusu veren Acemaşîrân makamında dinleyelim:  [Hakan Çelik, “İnşa sürecinde Türkiye, Suriye ve Irak’tan büyük pastayı alacak mı?” diye sordu.

Baş danışman İlnur Çevik bu soruya şöyle yanıt verdi:

“Tabii. Biz zamanında Irak’ta olsaydık, çok daha fazla söz sahibi olacaktık. Suriye’de biz daha güçlüyüz. Her şeyimizle oradayız. Orada iki büyük kazancımız var. Mehmetçiğimizin büyük kahramanlığı ve özverisi iki tane önemli olay yaptı. Bir bizi Suriye’ye güçlü bir şekilde sokarak, geleceğimizi kurtardılar. Allah razı olsun şehitlerimiz ve gazilerimizden. Ama bakın 56 tane şehidimiz var, şimdi arttı iki tane daha girdi. Bu şehitlerimiz, 50 küsur şehit var, eğer biz o şehitleri vermeseydik, Afrin’e girmeseydik, PKK’nin oradaki varlığı belki ileride bize Türkiye içinde 1000 şehide mal olacaktı. Onların kendilerini feda etmeleri, belki 1000 kişiyi, belki daha fazlasını kurtardı. Ben çok gururluyum.”][i]

Aziz Şehitlerimizin muhterem aileleri bu zırvalamaya ne der bilemem ama “eşek sudan gelinceye kadar” partaklanmayı hak ediyor.Konuyu iyice müptezelleştirmek için bir soru:  Müteahhitler kârlarından Şehit Ailelerine pay verecekler mi, vermeyi düşünüyorlar mı?

 Memlekette adam  yok ki, Reis Bey her yere yetişmek zorunda kalıyor maalesef. Son bir örnek: AKP Genel Başkanı,  Boğaziçi Üniversitesi’nde dağıtılan lokumun yol açtığı gerginlik üzerine bir konuşma yapmak zorunda kalıyor: Hatırlarsınız: TSK’nın Afrin’de zafer kazanmasını kutlamak için lokum dağıtan öğrencilere başka öğrenciler  “Afrin’de bunca şehit varken lokum dağıtılmaz” diye karşı çıkmışlardı. Bunun üzerine aralarında kavga falan olmuştu. Her konuda söz ve karar sahibi olduğunu kanıtlamak isteyen AKP Genel Başkanı bu olayı tuhaf bir şekilde değerlendirmişti: “Adını söylemeyeyim siz zaten anlarsınız. Çıktılar orada, imanlı, milli, yerli gençlik Afrin’le ilgili lokum dağıtıyor ve bu gençlik orada lokum dağıtırken o komünist, vatan haini gençler onların masalarını dağıtmaya yelteniyorlar. Bunlar terörist gençler. Bunların eşgallerini, her şeylerini belirtmek suretiyle de bu terörist gençlere bu üniversitelerde okuma hakkı vermeyeceğiz”

Genel Başkan, lokum dağıtanları yani AKP ve savaş yandaşlarını, “imanlı, milli, yerli gençlik”, şehitleri düşünerek bu şenliğe karşı çıkanları ise “komünist ve vatan haini” olarak tanımlıyor. “İmanlı” olmak ya da olmamak anayasa ve yasaların koruması altında olan bir özelliktir. Laik bir devlette kimseye bu konuda müdahale edilemez.  Lokma yerine lokum dağıtan o gençlerin hiçbiri barışcı  ve “Cumhuriyet Milliyetçisi” değil. Tamamı saldırgan, “Irredantist”.[ii] Irredantist olmak ise bir genç için hiç de olumlu bir özellik değil. Öte  yandan  barışcı ve şehitlere saygılı cumhuriyetçi gençlerin arasında belki komünist olan vardır, ama bunların “vatan haini” olduklarını AKP Genel Başkanı nereden biliyor, kanıtı ne? AKP karşıtı olmanın  vatan haini olmak anlamına geldiğini yazan bir yasa mı, referans mı var? Kaldı ki artık vatan hainliğini tanımlayan bir yasa da yok!

AKP Genel Başkanı, Soğuk Savaş döneminin Komünizmle Mücadele Cemiyeti üyesi ağzıyla konuşuyor. Ayrıca Türkiye komünistlerinden (bildiğim kadarıyla) bir teki bile vatan hainliği suçlamasıyla mahkum olmadı şimdiye kadar. Tamamı cumhuriyetçiydi,  tamamı devrimleri destekledi, onayladı. Aslına bakarsanız, 1923-1970 yılları arasında, zamanın 141 ve 142. maddelerinden mahkum olanların sayısı 300’ü bile bulmaz. Bunlar da Milli Emniyet’in mimlediği kişilerdir.

Eşitlikten, adaletten, özgürlükten yana olmayanlar  en azından 9 (dokuz) yüz yıldır pirleri Nizamü’l-mülk gibi konuşurlar. Komünist, sosyalist, cumhuriyetçi  gençler emperyalizmin kılıcı 6.Filo’yu İstanbul’dan kovalarken mi vatan hainiydiler? Emperyalist 6.Filo’yu kovalayan gençlerin üzerine palayla saldıran mürtecilerin önderleri, şimdi, başta TBMM Başkanı İsmail Kahraman olmak üzere,  AKP’nin kodaman kadrosunda değil mi?

Teşbihte hata olmaz, benzetmek gibi olmasın ama, AKP ile Çiftlik Bank aynı aygıt değil mi?  Bu iki aygıtın öksesine yakalananlar  da aynı açgözlü  uyanıklar, avantacılar değil mi?

Şimdi şu iftiranın tarihsel kökenine ulaşmak için 13 Aralık 2003 tarihli Hürriyet’te yayımlanan yazımı okuyalım:

[NİZAMÜLMÜLK VE SİYASETNAME[iii]                                       

9 Aralık 2003 salı günü yayımlanan Türk Solundan Mutlaka Özür Dilemelisiniz başlıklı yazımda adı geçen Nizamü’l-mülk, Hasan bin Ali, bin İshak Tusi (1018-1092) Büyük Selçuklu devletinin en önemli vezirlerinden  biridir, belki de en önemlisidir.  Alparslan’ın Selçuklu sultanı olmasıyla 1064 yılında vezirliğe getirildi ve Melikşah döneminde, 1092 yılında bir Batınî fedaisi tarafından öldürüldü. 28 yıl süren vezirliğinin sonunda Selçuklu sultanının iktidarını paylaşacak kadar güçlenmişti.

Doğu dünyasında, dönemin padişahlarına ve devlet ileri gelenlerine, dolayısıyla daha sonra bu görevlere gelecek olanlara yol göstermek, tavsiyede bulunmak amacıyla yazılan geleneksel metinlere Siyasetnâme denir. Nizamülmülk, Siyasetnâme ya da Siyerü’l-mülük adıyla anılan bu yapıtını Sultan Melikşah’ın isteği üzerine kaleme aldı. Kitabın 45.  faslı Mazdek, Batınîler ve Hurremîler gibi muhalif mezheplerle mücadeleyi  amaçlar. Nizamülmülk, Siyasetnâme’nin 45. fasılında (“Mazdek’in ayaklanması, onun dini ve Adil Nuşirevan tarafından öndürülmesi”)  Mazdek’i şöyle konuşturur: “Karılarınız da sizin mallarınızdır. Onların da mallarınız gibi herkese mübah olması, kim hangi kadını dilerse kimsenin engel olmaması, bir diğerine helâl sayılması gerekir. Bizim dinimizde kıskançlık ve acıma yoktur. Kimse lezzetlerden, zevklerden ve mallardan yoksun kalmamalı. İstek ve arzunun kapıları herkese açılmalı.”

Bunun ardından, Nizamülmülk kendi yorumunu yazar: “Malın ve kadının mübah yapılması neticesinde bu durum Mazdek dininin fazlalaşmasına sebeb oldu. Mazdek dininin kaidesince, bir adamın evine yirmi kişi misafir olsa ekmeğini, yemeğini, şarabını, çalgısını hazırlar, yiyip, içerler ve kalkıp teker teker karısına sahip olurlar, onlarca bu ayıp sayılmazdı. Burada diğer bir âdet, eğer bir adam bir eve gidip evin kadını ile uyuşursa, külahını kapıya asar ve içeri girerdi. Evin erkeği gelip kapıda külahı görünce evinde bir adamın meşgul olduğunu anlar, iş bitinceye kadar eve girmezdi.”

 İslâm öncesinde Uygur Türklerinin resmi dini olan Manikeizmin, İslâmi dönemde Mazdek’in mülkiyet sorununa ortaklık açısından baktıklarını ve Hıristiyan mezhepleri olan Bogomil ve Kathar hareketlerini etkilediklerini biliyoruz.

Bu akımlara ve bazı yenilikçi mezheplere karşı, “Kadının ortaklaşa kullanılması” iftirası bin yıl silah olarak kullanıldı.  Ta ki Komünizm tehlikesi ortadan kalkana kadar… Şimdi de kullanılıyor mu, bilemem, ama Türkiye’de solun güçlenmeye başlamasıyla birlikte kesinlikle  ortaya çıkar. Kutsal Sağ, Sapkın Sol’la işte böyle düzeyli mücadele eder (!)]  

 Sanırsınız ki Mazdeklerin orjiden, pezevenklikten, gavvatlıktan, boynuzla(n)maktan başka amacı yoktur. Mazdek ortak mülkiyetten, üretim araçlarının ortaklığından söz ediyor. Nizamülmülk sözü kadınlara getiriyor. Sovyetler Birliği’nde, Komünist Avrupa ülkelerinde, Küba’da, Çin’de, Kuzey Kore’de kadın hiçbir zaman (burjuva toplumlarda olduğu benzeri) “mal” olmadı. Küba’da, Kuzey Kore’de bir eve gidip kapıya  şapkanı as da başına neler gelir gör!

Feodaller, toprak ağaları, mütegallibe, kapitalist burjuvazi ve bunların daimi uşakları olan ruhban sınıfı (ulema) ve tutucu siyasiler, başları sıkıştığı zaman, cumhuriyetçilere karşı, devrimcilere karşı  bu safsatayı alçakca kullandılar.

Buna karşın, Marx ve Engels’in birlikte kaleme aldıkları Komünist Partisi  Manifestosu’nda aile hakkında şöyle yazar:  Burjuvazi, aile ilişkilerinin yürek titreten duygu dolu peçesini yırtmış ve onu düz para ilişkisine indirgemiştir.”

Şunu da ekleyelim ki: AKP kodamanları arasında pek moda olduğu gibi, saatlik, günlük, haftalık, aylık  mut’a  nikâhı yoktur  komünizmde.

AKP Genel Başkanı, acaba neden cumhuriyetçi gençleri komünist olmakla suçladı? Acaba komünist olmak vatan haini olmak anlamına mı geliyor? Yasalara göre komünist olmak suç değil. Dünyanın hiçbir dilinde “komünist” ve “Vatan haini” kavramları eşanlamlı değil. Peki bu varsayımsal komünistler nasıl vatan haini oluyorlar?  Barış yandaşı oldukları, AKP iktidarının irredantist girişimini desteklemedikleri için mi? Vatansever cumhuriyetçi oldukları için mi?  Yasal bir dayanak yok ama bir KHK bir gece ansızın gelebilir. Hiç belli olmaz!

Kimse geçmişte yapılan zulüm tarihinden falan söz etmesin; bu konuda, kimse günümüz emperyalist,  kapitalist ve İslamcı zorbaların  eline su dökemez! Demokratik seçimle geldikleri iktidarı bırakmamak için her gün her türlü yasal ve yasa dışı rezillik üretmekteler. Oysa, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra, komünist iktidarlar kan dökmeden iktidarı (seçimsiz) bırakmak erdemini göstermişlerdi. Kan dökmeden! Aynı şeyi burjuva kapitalizmi yapar mıydı, yoksa 3.Dünya Savaşı mı çıkardı?

Şimdi sıra AKP’nin gözündeki merteği göstermeye geldi!  Siyasi Partiler Kanunu’nun 4.Maddesini hatırlayalım:

Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı olarak çalışırlar. Siyasî partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamaz.”

Haydi, mevcut Anayasa’nın 68’inci maddesinin dördüncü fıkrasını da hatırlayalım:

“Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik devlet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.”

Yukarıda  aktardığım maddelerin gerekçesinde yer aldığı bir dava bugün açılabilse AKP yarın kapatılır. [iv] Fazla söze gerek yok!

 Karl Marx, “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i” adlı kitabının başında, “Hegel, bir yerlerde, dünya tarihindeki olguların ve kişilerin bir anlamda, iki kez ortaya çıktığının söyler. Şunu eklemeyi unutmuş: birinde trajedi, diğerinde komedi olarak” diye yazar. Ben de bu cümleden yola çıkarak şöyle diyeceğim: “Gazi Mustafa Kemal Paşa, mutlu ve kutlu bir destanın kahramanıdır, destan yazarıdır. O tekrarlanamaz, taklit edilemez!”

Özdemir İnce

2 Nisan 2018

—————————————————-

[i] CNN Türk’te  Hakan Çelik’in programı.

[ii] Anayurdun dışında kalmış, dil ve töre bakımından aynı olan halkın yaşadığı toprakları anayurda katmak isteyen.

[iii] Hürriyet, 13 Aralık 2003

[iv] Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.