HEY GİDİ, SENİ GİDİ LAİKLİK!

Başbakan Erdoğan, Mısırlılara seslenirken “Ben Mısır’ın laik bir anayasaya sahip olmasını istiyorum ve tavsiye ediyorum. Laiklik din düşmanlığı değildir. Laiklikten korkmayın!” dedi. Doğrudur: Müslüman ülkelerde devlet laikleşmeden (sivilleşmeden) demokratik rejim uygulanamaz. Ama bu iş nasıl olacak? Türkiye Cumhuriyeti devlet yapısının laikleşmesi (sivilleşmesi) sayesinde toplumun demokrasiyi adım adım keşfettiğini yaşayarak biliyoruz. Peki Türkiye örneğinin Arap ülkelerinde tekrarlaması mümkün mü? İşin aslını astarını bilmeyenler için böyle bir şey mümkün. Ama Türkiye toplumu ile Arap toplumları arasındaki derin uçurumları görmeden böyle bir çıkarım yapmak son derece mekanik bir girişim olur.
***
1.Türkiye toplumu, Türk milleti heterojen bir insan topluluğudur. İslam, bu topluluk için sadece bir dindir. Sadece bir inançtır! Cumhuriyet bir sivil (laik) toplum yaratmıştır.
Türkiye’de 1950-2002 arasında 14 genel seçim yapılmış, 1923-2002 arasında 57 hükümet kurulmuş, bu hükümetlerde 23 başbakan görev almıştır. Bu 23 başbakandan sadece Erbakan (28.06.1996-30.06.1997) laik sıfatıyla tanımlanamaz. 1923-2002 yılları arasında devlet bütün kurum ve kuruluşları ile laikleşmiş, Erbakan dışında 23 başbakandan hiçbiri laikliği tartışma konusu yapmamıştır. Başbakan Erdoğan 2003 yılında, 80 yıllık bir laik geleneği olan devlete başbakan olmuştur. Keramet ve marifet laik devlet geleneğinde! Bu geleneğin, AKP ve başbakanın bedenine bol geldiğinin sayısız kanıtı var!
2.Arap toplumları, aralarındaki farklılıklara karşın, homojen bir toplum ve topluluktur. Bir İslam milleti vardır. İslam, Arap toplum ve toplulukları için sadece bir din değil, aynı zamanda hukuk, yasa , adalet sistemi, tarih, kültür, uygarlık, dil, yazı, edebiyattır, bir zihinsel yapı ve gündelik yaşam tarzı, dünya ve ahret birliğidir. Dinsel bir toplum vardır!
Bir Arap devletinin anayasasında “laik” sözcüğünün yer alması yetmez. Başta adalet, hukuk ve yasa sistemi, eğitim-öğretim sistemi olmak üzere devlet kurumlarının laikleşmesi (sivilleşmesi) gerekir. Benim bilgi ve tanıklıklarıma göre, böyle bir laikleşme (sivilleşme) mümkün değil. Benim kastettiğim sivilleşmesinin STK (STÖ) ile hiçbir ilişkisi yoktur!
Bu konuda ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler benim eski yazılarımı ve Henri Pena-Ruiz’in Laiklik Nedir? (Gendaş Kültür) adlı kitabını okuyabilirler.
***
Başta Mısır olmak üzere Arap ülkelerinde zaman zaman modernleşme girişimleri ve önerileri olmuş, bunların hepsi İslam karşısında bozguna uğramıştır. Şu anda Arap Yarımadası Wahhabî ve Selefî takımlar tarafından denetlenmekte, Mısır’a Müslüman Kardeşler, Tunus’a En Nahda yön vermektedir. Libya’da ise Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Abdülcelil “İslam hukukuna dayalı demokratik bir devlet inşa” etme çağrısı yapmaktadır. Yani, nasıl olacaksa, İslam şeriatına dayalı bir demokratik (?!) devlet düzeni istemektedir.
Bugün Maşrık’tan Mağrib’e demokratik ve özgür genel seçimler yapılsa hepsinde İslamcı partiler (Müslüman Kardeşler, En Nahda ve benzerleri) kazanır. Bu parti ve akımların tamamı laik (sivil) düzene karşıdır. Önümüzdeki dönem yapılacak seçimler Arap dünyasın(d)a demokrasi ve laikliğin dışarıdan ithal ve ihraç edilemeyeceğini bir kez daha gösterecektir.
Türkiye Cumhuriyeti mucizesi dikkatle ve saygı ile incelenmeden, Arap dünyasının gerçeklerini kavramak mümkün değil. İhraccı ve ithalci girişimler birer serap olmaya ve öyle kalmaya mahkûmdur. Türkiye Cumhuriyeti XX. yüzyılın mucizesidir. Saygı lütfen!