HİZBULLAH ANTİEMPERYALİST DEĞİLDİR

Jean-Bedel Bokassa (1921) öksüz ve yetimdi, misyonerler tarafından yetiştirildi. 18 yaşında Fransız ordusuna katıldı. Kurtuluş’ta, Vietnam ve Cezayir’de görev aldı, madalyalar kazandı. 1964 yüzbaşı rütbesindeyken Fransız ordusundan ayrılıp Orta Afrika Cumhuriyeti’nin Genel Kurmay Başkanı oldu. 1966’da kuzeni olan cumhurbaşkanını devirdi, kendini 1972’de ömür boyu başkan, 1977’de imparator ilan etti. Devirdiği kuzeni David Dacko’nun karşı darbesiyle 1979’da tahtını kaybetti. 17 karısı 50 çocuğu vardı.
En önemli özelliklerinden biri, Paris’te antikacılardan madalya satın aldırıp göğsüne takmaktı.
***
Kurtuluş Savaşı’nın zayıf Yunan’a karşı kazanıldığını, antiemperyalist bir savaş niteliğine sahip olmadığını ileri sürenler, köktendinci İslamcı Hizbullah’a bit pazarından satın aldıkları antiemperyalist madalyasını takıyorlar. Böylece, cinsiyetini değiştirdikleri Hizbullah’a halaskar (kurtarıcı) ünvanını peşkeş çekiyorlar.
Sıfatlar, kavramlar, tanımlar söz konusu olduğu zaman, pire için yorgan yakılabilir. Antiemperyalist bir mücadele içinde olmayan köktendinci savaşların kutsallaştırılmasına kesinlikle razı olunamaz.
Hizbullah/İsrail savaşı ve Lübnan Barış Gücü’ne asker gönderilmesi üzerine yazdığım yazıların kimilerini şaşırttığını biliyorum. “Sen de mi?” yollu iletiler gönderiliyor. Çünkü genel çizgime bakıp benim İran-Suriye-Hizbullah eksenini desteklemem, barış heyetleriyle birlikte Suriye, Lübnan ve Filistin’e gitmem gerektiğini düşünüyorlar.
Kuşkusuz, düşünmekte özgürdürler. Ben de özgürüm.
***
Benim Orta Doğu barışı konusunda hiza ve istikametime baktığım tarihsel ve siyasal bir formül var:
1.Başta Araplar olmak üzere bütün Müslüman devletler İsrail’in devlet olarak varlığını kabul edecekler,
2.İsrail 1967 savaşından önceki sınırlarına çekilecek ve barış antlaşması imzalanacak.
Benim değişmez ilkem budur. Ancak bu ilkeleri açıkça kabul eden ve kabul ettiğini ilan eden kimselerle aynı düzlem üzerinde bulunabilirim. Gerisi benim için palavradan ibarettir.
***
Hizbullah’ın mücadelesinde Leninci antiemperyalist bir özellik aramayacağız kuşkusuz. Ama Kurtuluş Savaşımıza bu sıfatı çok görenlere Mustafa Kemal’in tarif ve tanımını hatırlatmak zorundayım:
“Heyet-i milliyemizce bizi mahvetmet isteyen emperyalizme karşı, bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyet-i milliyece mücahedeyi (savaşmayı) caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız”
Gençliğinde maddeyi anlamak için sosyalist olmak gerektiğini söyleyen Mustafa Kemal “Milletimizin bugünkü idaresi, hakiki mahiyeti ile bir halk idaresidir” der.
***
Antiemperyalist mücadele verirken özgürlük ve demokrasi için de mücadele etmek gerekir. Antikapitalist olmadan antiemperyalist olunmaz. Bu özelliklerin hiçbiri yok Hizbullah’ta.
Şeriatın ve siyasal İslamın yol gösterdiği mücadele antiemperyalist olmadığı gibi özgürlükçü ve demokrat da değildir, kesinlikle özgürlükçü ve demokrat olamaz. Hizbullah’ın zaten böyle bir iddiası da yok. Bilmem anlatabildim mi?..