HOŞGÖRÜ, ELEŞTİRİ VE SAYGI ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER

Genç dostum, “Öfkeli” Ali Erten’i çok severim. Benim gençliğime benzer : Züccaciye dükkanına fil gibi girer. Belki de zihinsel ve inançsal züccaciye dükkanlarının yerle bir edilmesi gerektiğinden. Ben de öyle düşündüğüm için, bana geçenlerde gönderdiği e-posta mesajının bir bölümünü yayınlıyorum. Birlikte okuyalım:
***
“Senin hoşgörü üzerine yazdığın yazı bende çağrışımlar yarattı. Adamın biri bir laf atıyor ortaya ve bunu mutlak doğruymuş gibi söylüyor, bilen bilmeyen de bunu doğruymuş gibi kabul ediyor ve bu saçmalık argümanlarda temel oluşturmaya başlıyor. Sen hoşgörü konusunda bu olayı çok güzel açıklamışsın…”
Ne demiştim ben ? “Hoşgörü ortaçağa, feodalizme, derebeyliğe özgü bir olgudur, tavırdır. Erdem demiyorum özellikle ! Hoş gören her an hoş görmekten vazgeçebilir. Özgürlük, bağımsızlık, insan hakları, ücretli emek haktır. Hoşgörü konusu olamaz !” demiştim.
***
Ali Erten yazmayı sürdürüyor : “Bir de şu ‘eleştiri yapıcı olmalı’ tekerlemesi var. Şimdi düşünelim eleştiriyi yapıcı kılan nedir? Bence eleştirinin muhatabının onu algılayabilme kapasitesidir. Ben eleştiriyi doğru bulmadığım şeyi yıkmak için yaparım. Eğer bu eleştiriyi yaptığım kişi ya da kurum ben-merkezci değilse bu eleştiriyi değerlendirir, ikna olursa yanlışını düzeltir. İşte eleştiri o andan itibaren yapıcı nitelik kazanır.”
“Muhalefet yıkmak için eleştiri yapar, onun yapıcılığı programındadır. Şimdi ne diyorlar? ‘Türkiye’de solun projesi yok.’ Şimdi buna bakalım: ‘Sol’ kim? Bu da palavra, işkembeden ortaya atılmış bir laf, şimdi ben sana soruyorum: Sosyalizmden daha büyük bir proje olabilir mi ?Laik Cumhuriyet’i korumak, bunu yaparak demokrasiyi güçlendirmek projelerin en büyüğü değil mi?”
Ali’nin yaşı uygun değil ama dinozorca düşünüyor. Gerçekten de “yapıcı eleştiri” ne demek ? Ciddi planda hiçbir karşılığı yok. Bazı aklı başında ekonomistler, yapıcı olmak için, başbakana kriz-önlem paketi hazırlamasını söylüyorlar, Ama o kös dinliyor. Böyle bir durumda, “Küresel krizin dünyası kasıp kavurduğu bir zamanda ‘inşallah-maaşallah’ edebiyatı yapmak ülkeye ihanet etmekten başka bir şey midir ?” demekten daha yapıcı bir eleştiri olabilir mi ? Vallahi de billahi de olamaz !
***
Ali Erten söylenmeyi sürdürüyor : “Başka bir tekerleme de şu : ‘Görüşlerine saygılıyım !’ Hayır efendim saygılı değilim. Benim görüşümle uyuşuyorsa saygı duyarım. Eğer saygı duyulacak bir görüş ise, ben niye o görüşte değilim ? Kişiye saygı duymak başka bir şey, karşı görüşe saygı duymak başka bir şey. Ülkeyi dini kurallara göre yönetmek isteyenlere saygı duymam, faşiste saygı duymam, tecavüzcüye saygı duymam, empati yapmam, vs…. Peki ben faşist miyim? Hayır! Ben inandığım, doğru bulduğum görüşleri sonuna kadar savunurum, karşıt görüşü de sabırla dinlerim ve tartışılmasını savunurum. O kadar !”
***
Ali Erten’in söylenmeleri burada bitmiyor, birkaç sayfa daha sürüyor. Ali Erten’e haklı. Atasözlerinin, özlü ve güya bilgece sözlerin çoğu bizleri oyuna getirmeyi amaçlıyor.
Ama ben “Aptessiz Hacı Emin’e namaz mı dayanır ?” diyen Ilgın atasözünü beğenirim.