HOŞGÖRÜ VE HAKLAR

İstesem de bu yazı “1Eylül Dünya Barış Günü”ne denk gelemezdi. Çünkü araya başka güncel yazı konuları girdiği için bu yazıyı Ağustos ayı içinde birkaç kez ertelemiştim. Bakın, barış ile hoşgörü ve haklar arasında nasıl bir ilişki kuruyorum:
Barışın en büyük düşmanı hoşgörü ya da toleranstır. Barışın en büyük dostu yasal hak ve özgürlüklere saygıdır. Ve hoşgörüsüzlüğün herhangi bir yaptırımı, cezası yoktur
***
Hoşgörü ya da tolerans lafları midemi bulandırır. Çünkü hoşgörünün öznesi ve nesnesi arasında güç dengesizliği vardır. Hoşgören (bağışlayan) güçlü, hoşgörülen (bağışlanan) güçsüzdür.
Bir odacının genel müdür ya da müsteşarı hoş gördüğünü duydunuz mu ? 1,60 boyunda Genel Müdür ya da Müsteşar, 1,95 boyundaki odacıya ana-avrat gitmiş ve odacı onun boynunu kırmamışsa eğer… Buna gene de hoşgörü denemez, kör olasıca ekmek kaygısı…
Hoşgörünün bir de “mezhebi geniş” anlamı vardır. Neyse şimdi kahve muhabbeti yapacak değiliz.
***
Hoşgörü, feodal ve emperyal özellikli bir kavram-değerdir. Osmanlı, azınlıkları ve İslam dışı dinleri hoş gördüğü zaman güçlüydü. Tanzimat Fermanı ile hoşgörü imtiyazını kaybetti ve azınlıkların yasal hak ve özgürlüklerini tanıdı. Hoşgörü Osmanlı’nın erdeminden (faziletinden) değil, gücünden kaynaklanıyordu. Nitekim, gücünü yitirdiği zaman Müslüman olmayan kulların başkaldırısıyla, Müslüman Arapların da ihanetiyle karşılaştı.
Demokrasilerde anayasa ve yasalara dayalı haklar ve özgürlükler vardır. Kimsenin kimseyi hoşgörmeye hakkı yoktur. Çünkü hoşgörüye dayalı haklar ve özgürlükler, hoşgören tarafından istediği zaman geri alınır. Günümüzde hoşgörüden söz etmek demokrasi ile bağdaşmaz.
***
“Hoşgörü toplumu” safsatasına da inanmam. Toplumların hoşgörüye değil yasalara ve yasa saygısına gereksinimi vardır. Hoşgörüsüzlüğün hiçbir yaptırım ve sorumluluğu yok. Evet felsefi ve etik sorumluluk payı olabilir. Ama “felsefe”nin fasafiso anlamına geldiği bireyler için ve bu bireylerin oluşturduğu insan yığışımlarında sorumluluk bilinci oluşmaz.
Bu nedenle “İslamın hoşgörüsü”, “Türk hoşgörüsü” gibi vehim ve böbürlenmelere karnım tok. Yahudi, Rum, Ermeni gibi adlarının hakaret sıfatı olarak kullanıldığı bir toplumda karnım nasıl tok olmasın ? Rum tohumu, Ermeni dölü, Yahudi sahtekarlığı ! Irkçı ve İslamcı basının ağzına ve hakaret türlerine bir bakın: Nefretle korktukları bir orgenerali Yahudi dönmesi yapmadılar mı ? Bunların tümü Osmanlıcı, ama padişahlarının kaçının anasının Ermeni, Rum ve Yahudi olduğunu unuturlar.
***
Bu rezillikler “hoşgörü” safsatasından kaynaklarıyor. “Müslüman Türk” canının istedği zamanlar Müslüman olmayanları hoşgörüyor, canı istediği zaman hoşgörmüyor. Böyle bir davranış ve duygu evrensel insan haklarına ve vatandaşlık hukukuna aykırı. Bu nedenle, azınlıkların manevi haklarının korunması ve dokunulmazlığı konusunda acilen bir yasa çıkmalı. Ermeni, Rum ve Yahudi, vb. sözcükler hakaret sıfatı olmamalı. Kullananlar yasal ceza görmeli. Bunun tersi ayrımcılıktır ve bu konuda Türkiye’de feci bir ayrımcılık vardır.
Orman yakıcı PKK’ya kefil olan sivil toplum örgütçülerinin, ayrılıkçılık ve bölücülüğü insan hakkı sayan dernekçilerin sorumlu dikkatlerine sunulur : “Buraya çocuk katili Yahudiler giremez!” demek, ne demek ?