HUKUK VE GUGUK

Ezberleme yeteneğimi yitirmek yüzünden Ankara Hukuk Fakültesi’ni terk etmek zorunda kaldığım için “Hukuk”a pek meraklıyımdır. Eksik kalmış “tahsil”imi 50 yıldır tamamlamaya çalışıyorum. Gerçekten çalışıyorum. Kimi Anayasa Profesörü arkadaşlarım bazı meslektaşlarından daha iyi (!) olduğumu söylüyorlar hukuk işlerinde. Beni mi övüyorlar yoksa meslektaşlarını mı yeriyorlar, bilemiyorum.
Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi 18 Mart 2008 tarihli ve “Bu Telaş Niye ?” başlıklı yazısında, demokrasiyi savunur görünen “utanmaz, riyakâr, müfteri, desisebaz, arkadan vuran” cemaatine Ceza Yasası’nın 277 ve 288. maddelerini hatırlatmıştı.
“Hukuk tutkusu” ile belirtilen maddeleri okudum ama aktarmak için 11 gün geç kaldım. Olsun, başka biri benim yaptığımı yap(a)maz nasıl olsa:
***
CEZA YASASI MADDE 277 : “Bir davanın taraflarından birinin veya bir kaçının veya sanıkların veya davaya katılanların, mağdurların leh ve aleyhinde, yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden veya her ne suretle olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimseye iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.
CEZA YASASI MADDE 288 : “Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
***
Yargıtay Başsavcısı’nın açtığı davayla birlikte başlayan ve halk şairinin “At eşşeğe eşşek ata garmangarış oldu” dizesinde simgelenen sözlü, yazılı ve zihinsel kargaşa, bazı Türkiye okumuşlarının, demokrasi geldi diye Beyoğlu’da tramvay raylarına yatan haneberduştan daha iyi olmadığını kanıtladı. Gerçekten de 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle özgürleştiğini kanıtlamak isteyen bir vatandaş tramvayın önüne yatıp yol vermemişti. Günümüz demirkıratları da gazetelerde, televizyon ekranlarında hukuka ve yasalara karşı çıkarak, yargıyı “zan” altında bırakarak demokratik erginliklerini (!) kanıtlamaya çalışıyorlar. Yuhlar olsun !
***
Akşam yazarı Oray Eğin’i de 17 mart 2008 tarihli yazısından dolayı 10-11 gündür kutlamak istiyordum. Kısmet bu yazıya oldu ! Oray Eğin, “Diğer partiler kapatılırken Erdoğan ne yapıyordu ?” sorusunu sormuş ve 1983 yılından bu yana kapatılan 20 kadar partinin listesini yayınlamıştı. Geç kaldım !
Hayatta “Hep bana Rab bana!” ilkesine tutunan “Müslüman” Başbakan meğer siyasete girdiği 1983 yılından bu yana kapatılan siyasal partilerin hiçbiri için ağzını açıp tek kelime söylememiş. Solcu ve etnik partilerin kapatılmasına kılının kıpırdamamasını bir yana bırakalım, üstadı Sezai Karakoç ‘un “Diriliş Partisi”nin (iki kez seçime katılmadığı için ) 1997 yılında kapatılmasını umursamamış bile. Böyle olur İslamcının demirkıratı !