HUKUKUN GENEL İLKELERİ

Değerli dostum (hukuk alanında Prof.Dr) Aydın Aybay yılda birkaç kez bana mektup yazar. Son mektubunda, Adalet Bakanı’nın pek sevdiği jüristokrasi icadını ele alıp “Hukuk edebiyatında ‘jüristokrasi’ şeklinde yerleşmiş bir terim ve kavram yoktur. Bunu kendisi uyduruyor” dedikten sonra, çilesini çektiğimiz hukuk kargaşasına değiniyor:
***
[“Dünya hukuk alemindeki değişiklikleri ve yenileşmeleri ucundan, kıyısından gücüm yettiği kadar izlemeye gayret ediyorum. Bu arada bizim “Adalet Reformu” girişimi ile de ilgilenip, karşılaştırmalar yapıyorum. Avrupa’da, son yılların en ilginç ve kapsamlı hukuk reformu “İrlanda Cumhuriyetinde” yapılıyor. Yeni bir şey değil, 1975’de bu amaçla kurulan ve sürekli çalışmalar yaparak, her yıl çeşitli alanlardaki ürünlerini orada Adalet Bakanlığına tekabül eden makama ayrıntılı raporlarla sunan komisyonlar teşkil etmişler. Bu komisyonların üyeleri öyle parlamentodan veya yürütme organından (Adalet Bakanlığından) seçilmemiş, ülkenin ünlü hukukçuları ( avukatlar,hukuk profesörleri gibi) arasından atanmış kişiler.
Bizim Bakanlığın Hukuk Reformu tasarısında çok ilginç bir görüş var: Deniyor ki “kooptasyon” denilen oluşum “çok kaka” bir şeymiş! Dünyada hiçbir yerde “kabul görmemiş” bir düzenmiş. Kanıtı nedir diye sorarsanız, yanıtı “işte öyle”den ibaret. Eski dildeki deyimle “kavli mücerret” yani! Sonra, örneklere geçiliyor: İlki Fransa, HSYK.na tekabül eden organda 22 kişi var. 12 si (6 savcı, 6 hakim) meslektaşlarınca seçiliyor. Yargıtay Başkanı ve Yargıtay Başsavcısı doğal üye.
Bir Yargıç da Danıştay’dan seçimle geliyor. C. Başkanı ve Parlamento da “6 seçkin yurttaş” seçip gönderiyor. Bunların kurula katılmaları “dekoratif”!
Kurulun Başkanı da seçimle gelen Yargıç veya Savcı üyeler arasından belirleniyor. (Bu görev daha önce Cumhurbaşkanının iken, şimdi değil) Al sana, kooptasyon kötüdür derken, ispat sadedinde verilen önemli ilk örnek işte bu. İtalya örneğindeki kurulun oluşumu da buna yakın, orada da egemen olan ( tü kaka edilen) kooptasyonun bir başka modeli.”] ***
[“En kötüsü nedir biliyor musunuz: Sayın Bakan nerede hukuk okumuşsa, hukukla
kanunun aynı şey olmadığının farkına varmamış görünüyor. Tıpkı kabinenin başındaki zat gibi! O da “kuşatıldık”, “yolumuzu kesiyorlar” filan diyerek Yargının işlevinin, TC Anayasası uyarınca gerekli hallerde, kuşatmak olduğunu bilmezlikten geliyor. Bay Bakan, örneğin , İstanbul Hukuk Fakültesinde okumuş ise, bu fark kendisine defalarca anlatılmıştır: Adalet hizmetinde “Hukukun genel prensipleri” adıyla yad edilen bir kategori vardır, bu kategorideki ilkeler kanunların üstündedir! Yargı yerlerinin görevi de, uyuşmazlıkları çözerken son tahlilde, mutlaka bu ilkelere göre de bir değerlendirme yapmalarıdır. Halen, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere, Yüksek Yargıda yapılan da işte budur.”] ***
Önemli bir hukukçunun görüşleri bunlar. Bu nedenle okurlarla paylaşmak istedim.