HÜKÜMET OLMAK VE DEVLET YÖNETEMEMEK

Devlet aygıtıyla oynamak 1950’den itibaren Demokrat parti ile başladı.O tarihe kadar Milli Eğitim düzeni tıkır tıkır işliyordu. Ortaokul ve lisede tek dersten bütünlemeye  (ikmale) kalınırdı ama Türkçeden bütünleme yoktu.Bütünlemeye kalma sayısı sırayla birden ikiye, ikiden üçe, üçten dörde çıktı. Sonunda bir ve iki dersten borçlu sınıf geçme icat oldu. Derken lise 4 yıldan 3 yıl indi. Neden? Bunların hiçbirinin eğitsel nedeni yok! Yoktu!

Bizim zamanımızda lise bitirme sınavı ve olgunluk sınavı vardı.Liseyi bitiren erkekler askerde yedek subay olurlardı. üniversiteye girmek için olgunluk diploması gerekirdi. Fransa örnek alınarak1 Eylül 1868 tarihinde Galatasaray Lisesinde uygulanmaya başlayan olgunluk (Bakalorya) Sınavı, nedense 1954 yılında kaldırıldı (Bakalorya Fransa’daa hala devam ediyor).ve 4 yıllık lise öğrenimi 3 yıla indirildi. Demokrat Parti bu türden popülist uygulamalarla halkın oyunu kazanmak istiyordu.Lise 2 öğrencileri pek sevinmişti. O yıl genel seçim vardı ve seçimi DP kazandı.

Demokrat Parti iktidarında milli eğitim düzeni ilk yıkıcı darbeleri yedi.Cumhuriyet düşmanı Ticani tarikatı Atatürk heykellerine saldırmaya başladı. Said Nursi ve nurculuk DP iktidarında itibar görmeye alıştı.

1965 yılında tek başına iktidara gelen Adalet Partisi[i] DP’nin bıraktığı yerden din istismarı yapmayı ve Milli Eğitim sistemiyle oynamayı sürdürdü.Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı olarak İmam Hatip Okulları açmaya başladı. Süleyman Demirel Başbakanlığındaki Milliyetçi Cephe Hükümeti 1976 yılında kızları imam-hatip okullarına almaya başladı ve bu tarihten itibaren imam-hatip ve türban gailesi Türkiye gündemine demir attı.

1950’de  Demokrat Parti ile başlayan Cumhuriyet ve devrimlerine karşıtlık siyaseti 50 yılda düşmanlığa dönüşerek 2002 yılında AKP ile iktidara geldi. Bu süre içinde saf İslam dini AKP’nin rant ve soygun dinine dönüşmüş ve arkasında paranoyak bir seçmen kitlesi oluşmuştu. Kendisi de zaten bu kitleden doğmuştu. Aslına bakarsanız bu paranoya[ii] 29 EKİM 1923 tarihinde Cumhuriyet’in ilanıyla başlamıştı. O güne kadar toplum üzerine bir tanrısal güç olarak çöken bu sömürgen kitle (medreseli ulema sınıfı) birden işlevsizleşti, anlamsızlaştı. Osmanlı zamanında yeniçeriyi kışkırtıp isyan ve ayaklanma çıkartıyordu ama artık karşısında devrim yasalarına bağlı bir asker ve sivil aydınlanma ordusu vardı. Artık güçsüzdü, ezikti ve mağduriyet yalanı o zaman ortaya çıktı ve paranoyaya dönüştü: Cumhuriyet camileri kapatmıştı, ahıra çevirmişti, Kuran ve hac yasaklanmıştı; Şapka giymeyenler ve Arapça ezan okuyanlar idam ediliyordu.Kendileri uydurup kendileri inanıyordu.İslamcılar ve AKP bu paranoyaya sahip çıktılar,işlediler ve halkın en cahil kesimini mağdur (din,iman, masa ve kasa mağduru) olduğuna inandırdılar. Saldırgan  hale getirdiler ve ülkede korkunç bir kaos yarattılar.

Aslına bakarsanız, demokrasi, adalet ve insan haklarından yoksun bir teokratik yönetim “kağıttan kaplan”dan başka bir şey değildir. Başta İslam olmak üzere insan toplumlarında dinlerin hiçbir yönetimsel geleceği yoktur. Sadece safsatalara ve hurafelere inanç devam edebilir, sadece terör örgütleri doğurabilir. Kişilik yapılarının altında gerçeklere uymayan,hayali aşırı büyüklük, güçlülük düşünceleri vardır. Kendilerine eksikliklerini ve yanlışlıkları yanlışları yansıtma (projeksiyon) denen bir savunma mekanizmasıyla karsılarındakilere yansıtırlar.Artık onlarla birlikte olmayan onlara, dolayısıyla Allah’a karşıdır:  Onlarla savaşmak ve yok etmek gerekir.

Bu trajikomik duruma iki örnek verebiliriz. Eğitimde imam-hatip okullarını ve mezunlarını bir türlü baskın öğe haline getiremedikleri için 2002’den bu yana ilgili yönetmelikleri en azından on kez değiştirdiler ama hiçbir yöntem bsaşarıya ulaşmadı. Son olarak, kendi buldukları TEOG yöntemini neredeyse muhalefete fatura edecekler.

Daha dün, AKP Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, eğitim için Batı’ya gidenleri ajan olmakla suçladı. Eğitim için gönderilenlerin çoğu zaman Batı’nın sadece kültürünü alıp, benliklerini de kaybederek ülkelerine döndüklerini söyledi. Erdoğan, kendilerinden ülkeleri için kurtuluş reçetesi hazırlaması beklenenlerin Batı’nın gönüllü ajanları haline geldiklerini ifade etti. Erdoğan’ın aile durumumu bir yana bırakalım, Osmanlı tarihini iyi bilmediğinden olacak Osmanlı ulemasının kitaplarını yalapşap bildiği Arapça ile yazdığını, devleti kuran halkı “İdraksiz Türkler” diye küçümsediğini ve Arapçanın devletin resmi dili olmasını istediğini hatırlamıyor. Erdoğan aslında Fetöcüleri değil, Tanzimatçıları, Jön Türkleri ve Cumhurıyeti kuran kadroyu hedef alıyor.

Gelelim şu imam-hatip paranoyasıma: Din bilgisi ile bir entellektüel kadro, evrensel bir entellijantsiya yaratamayacaklarını hâlâ anlayamadılar. ABD’de okuyup  diploma alan imam-hatiplilerin arkasında  Fetö olduğunu bal gibi biliyorlar. R.T.Erdoğan’nın çocuklarının da başbakan babaları sayesinde ABD’de diploma aldığını da biliyorlar. Normal koşullarda imam-hatipliler üniversiteye girecek bilgi donanımından yoksundur.

Bu paranoya ve onun yarattığı kargaşa bir süre daha devam edecek. Tarih kitabını açıp okuyalım: CHP’nin 7.Büyük Kurultayında (1947) Rize delegesi Dr.Fahri Kurtuluş ve Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi CHP’nin karşı devrimcileri utanç verici konuşmalar yaptılar, yapılan devrim ve uygulamaları neredeyse komünistlikle suçladılar. Bu kurultaydan sonra imam-hatip okullarının kapısı açıldı ve köy enstitülerinin kazanı kaynamaya başladı.Ama şair Behçet Kemal Çağlar’ın o Kurultay’da yaptığı konuşma ve kurultayın tutanaklarından alınacak onlarca dersler var:

“Bir kere şurasını açıkça belirtmeliyiz: Memlekette böyle temayüller[iii] farzı mahal ekseriyete hâkimse, Parti’nin bugünkü durumunu kurtarmaktansa memleketin yarınını kurtarmak için bu kurtarıcı prensiplerimize sımsıkı sarılmalıyız. Ahdine sadık ve şerefli, ekalliyette (azınlıkta) kalmak hepimizin tereddütsüz tercih edeceği tek yoldur.// Taassup, şehirlerin Sünnî ve Hanefî mahdut kalabalıklarında varsa vardır. // Veyl o gafillere ki kendi batıl zanlarını çok anlayışlı, çok görgülü bir milletin mutlak arzusu zan etmektedirler: Biz hepimiz Atatürk’ün çocuklarıyız. Kurtarıcı devrimleri beklemek için yaşıyoruz. Hayatımızın başka bir hikmeti yoktur.”[iv]

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924) ve Serbest Cumhuriyet Fırkası (1930) ile başlamıştı ama Cumhuriyet’e ihanet 1 Aralık 1947 günü başlayan, CHP 7. Büyük Kurultayı’nda bir başka evre ve ivme başladı: Cumhuriyet’in bedensel, ruhsal ve zihinsel direnci CHP içinde çatlaladı. Ardından ihanet virüsleri sırayla üremeye başladı: Demokrat Parti, Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi, Saadet Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi yani AKP!

“Veyl o gafillere ki!…” diye haykıran Behçet Kemal Çağlar, Cumhuriyet öncesini bildiği için gaflete düşmenin gebe olduğu geleceği de görmekteydi: İşsiz ve işlevsiz kalmış ulema sınıfının, kapatılan tarikat ve tekkelerin, asalak ve dilenci din tüccarlarının, “masa”ya ve “kasa”ya hasret kalan mütegallibe ve feodal eşrafın, iktidarı ele geçirmek için yapacağı huruç hareketi Cumhuriyet’in tökezlemesini, suyun uyumasını beklemekteydi.

1950 ile AKP’nin iktidarı alma tarihi olan 2002 yılı arasında, Nakşibendi, Nurcu ve Fethullahçı tarikat ve cemaatler sayesinde, masa ve kasaya kavuşturacak hareketin alt yapısı kurulmuş, İmam-Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri kanalıyla, Fethullahçı yurt ve okulların desteği sayesinde iyi kötü kadrolar da ortaya çıkmıştı. Bu kadrolar, yetiştikleri kuran kurslarında, yurtlarda ve imam-hatip okullarında ruhsal ve zihinsel bakımdan sakatlanmış, Cumhuriyet ve Devrim düşmanı olarak yetişmişlerdi. Gözleri iktidardan başka hiçbir şey görmüyordu. Diyanet İşleri Başkanlığı ile tarikat ve cemaatlere bağlı camiler de vasıfsız ve cahil elemanları ile Karşı Devrimci hareketin doğal neferi durumundaydılar. Nemalanacakları dinsel vesayetin saltanat dönemini beklemekteydiler.

Karşı Devrim partileri, cahil, yeteneksiz ve yetersiz olmalarına karşın işbilir kadroları, çiftbozan, suhte ve softa  oldukları için, vasıfsız, sınıfsız ve lümpen halk kitleleri arasında, üfürük ve hurafelerini din sanan, Müslümanlık sanan katmanlar arasında yuvalandılar. Buraya kadar her şey doğal karşılanabilir. Normal ve doğal olmayan, (aydın sıfatını kullanmak istemiyorum) mürekkep yalamışların, 2.cumhuriyetçilerin, liberallerin, liberal demokratların AKP’nin iktidara yürüyüşüne mekkarelik ve sakalık yapmaları ve AKP’nin iktidar döneminde “Yetmez ama evet”çilerin  Karşı Devrim’in hizmetine girmeleri idi. Oysa önlerinde 1950-2000 yılları arasında yaşanan trajik örnekler vardı; Milli Selamet, Refah ve Fazilet partilerinin şeraitçi girişimleri  vardı. Bu örneklere ve deneyimlere karşın AKP’nin Türkiye’ye bir dinsel diktatorya  değil de gerçek demokrasi getireceğini sandılar. Mürekkep yalamışların, solu psikiyatri kliniği sananların ihanetlerinde 12 Mart ve 12 Eylül rejimlerinin, dolayısıyla da TSK’nın büyük payı olduğu inkâr edilemez.

2000-2017 arasında ,üniversite ve basın, Cumhuriyet dersinden çaka çaka başı dönmüş, belge alarak okulun arka kapısından mezun olmuştur. Burjuva olamamış sermaye ve işveren sınıfından gerektiği zaman demokratik tavır beklemek abestir. Nitekim tamamı, cahil ve görgüsüz iktidarın buyruğuna girmiştir. Ama 2017 yılında devlet Allah adına değil ancak halk adına yönetilebilir; paranoya ile değil, bilim ve bilgi ile yönetilir.

Ama Cumhuriyetçiler Atatürk’ün çocuklarıdır.Kurucu ve Kurtarıcı devrimleri beklemek için yaşarlar. Hayatlarının hikmeti budur.

Özdemir İnce

23 Eylül 2017

————————————————

 [i] 1965-1971 yılları arasında tek başına, 1970’li yılların büyük bölümünde ise koalisyonlarda ülke yönetiminde söz sahibi olmuş olan parti, 12 Eylül Darbesi sonrasında 1980 yılında diğer siyasi partilerle birlikte kapatıldı. Adalet Partisi içinde birçok eski DP‘li politikacı bulunmaktaydı. AP özellikle idamların ardından oluşan toplumsal tepkiyi iyi bir şekilde değerlendirdi. Bu Demokrat Parti seçmen tabanının büyük bir kısmının AP’yi tutmasını sağladı. Adalet Partisi Türk siyasal hayatında asıl çıkışını ise 1964’te Süleyman Demirel‘in genel başkan seçilmesiyle yapmıştır.

Siyasi yelpazede merkez sağda bulunan Adalet Partisi; piyasa ekonomisini benimsemiş, kalkınmacılığı ve büyümeyi hedef almıştı. Toplumsal ilişkilerde dinsel öge ve yapıları kollamakla birlikte temelde laik bir partiydi. Muhafazakar ve liberal çevrelerin merkezine oturabilmişti. Ancak bu 1970’teki bölünmeyle son buldu ve İslamcı ve liberal kanat partiden koptu. Buna rağmen Adalet Partisi’nin hem kırsal hem de kentsel alanlarda etkinliği sürmüştür.

 

[ii] Paranoya Belirtileri:

Aşağıdakilerden en az dördünün olduğu ,genç erişkinlik döneminde başlayan ,başkalarının davranışlarını kotu niyetli şeklinde yorumlayıp, devamlı olarak güvensizlik ve kuşku duyma halidir.

1-Yeterli bir temele dayanmaksızın başkalarının kendisini sömürdüğünden , aldattığından ya da kendisine zarar verdiğinden kuşkulanır.

2-Dostlarının ya da is arkadaşlarının kendisine olan bağlılığı ya da güvenilirliği üzerine yersiz kuşkuları vardır.

3-Söylediklerinin kendisine karsı kotu niyetle kullanılacağından yersiz yere korktuğundan dolayı sır vermek istemez.

4-Sıradan sözlerden ya da olaylardan aşağılandığı ya da gözdağı verildiği biçiminde anlamlar çıkartır.

5-Devamlı kin tutar, haksızlıkları, görmezden gelinmeyi ya da onur kırıcı davranışları affetmez.

6-Başkalarınca hissedilmeyen ama kendisince algılanan , karakterine ya da saygınlığına saldırıldığı seklinde bir yargıya vararak, öfke ya da karşı saldırı ile birden tepki gösterir.

7-Haksiz yere, esinin ya da arkadaşının sadakatsizliğiyle ilgili kuşkulara kapılır.

Bu kişiler is arkadaşları veya dostlarının güvenilirliği ya da kendilerine bağlılıkları konusunda yersiz kuşkulara sahiptirler.Başkaları ile paylaştıkları konuların kendilerine karsı kullanılacağından korktuklarından dolayı çevrelerindekilere güvenmeye ya da yakınlaşmaya isteksizdirler. Kendilerine yöneltilen kişisel soruları bu nedenle yanıtlamayı reddedebilirler. Kendilerine yapılan iltifatları bile yanlış yorumlayıp, zıt anlamda kabul edebilirler. Kendilerine yapılan yardim önerilerini “yetersiz görülme”olarak algılayıp,geri çevirirler. Kıskançlık düşüncelerini destekleyen önemsiz kanıtlar toplayabilirler.İhanete uğramamak için yakın ilişkilerinde kontrolü ellerinde bulundurmak isterler. Sürekli esinin yada arkadaşının nerede olup,ne yaptığını izlemeye çalışır.

Genelde geçinmesi zor kişilerdir. Birebir ilişkilerinde çoğunlukla sorunlar yasarlar, kuşkuları nedeniyle uzak dururlar,soğuk görünebilirler,sevgi göstermeyebilirler. Kavgacı ve kuşkucu nitelikleri karsısındakilerde de sert tepkiler doğurabilir, bu da onların beklentilerini gerçekleştirir. Güvensizlikleri nedeniyle kendi baslarına yeterlilik gereksinimleri yüksektir. İlişkide olduklarını sürekli kontrollerinde tutma ihtiyacındadırlar. Eleştiriye aşırı duyarlı olup,cephe alabilir, işbirliğine girmezlerken kendileri diğerlerini eleştirmeye,yakınmaya eğilimlidirler.

Kendi yaptıkları yanlışlıklarda bile kendilerini suçsuz görüp, başkalarını suçlarlar. Farz ettikleri tehditlere karsı yasal yollara başvurabilirler. Başkalarına da bazı kişi ve durumların bu tür algılanan özelliklerini onaylatma ihtiyacı içindedirler.

Kişilik yapılarının altında gerçeklere uymayan,hayali aşırı büyüklük, güçlülük düşünceleri vardır. Kendilerine yakıştıramadıkları eksiklik ve yanlışlıkları yansıtma ( projeksiyon) denen bir savunma mekanizmasıyla karsılarındakilere yansıtırlar.

Toplumda farklı sosyokültürel gruplar, değişik etnik gruplar ya da başka sosyoekonomik düzeydeki kişilere yönelik olumsuz önyargılı düşüncelerle hareket edebilirler. Benzer paranoid düşünceleri olan ya da kolay ikna olan kişilerle bir araya gelip,gruplar ya da inanç sistemleri oluşturabilirler. Bu kişiler başkaları tarafından plancı, içlerini açmayan, kapalı kutu, pireyi deve yapan, kıskanç,tartışmacı kişiler olarak görülebilirler. Sürekli gergin olup, kendilerini rahat ve gevsek bırakamazlar.Çevrelerinde huzursuzluk yaratırlar.Aşırı temkinli davrandıklarından girişkenlikleri kısıtlıdır.

[iii] İslamcı, Karşı devrimci

[iv] Çetin Yetkin, “Karşıdevrim, 1945-1950, S.401 ve sonrası.