HÜRRİYET GAZETESİ , YAZARLAR VE OKURLAR

Çok zor ama yazmam gereken bir yazı. Bu yazının muhatabı Hürriyet gazetesi patronluğu, yönetimi, yazarları ve çalışanları değil. Muhatap okurlar. Ancak bir cümle önce adını andığım makamlar ve kişiler okurum oldukları oranda bu yazının muhatabı olurlar.
***
Akşam gazetesine demeç veren Emin Çölaşan şunları söylüyor:
“İşten çıkarıldığım haberi Salı akşamı iletildi. Nasıl olabilirsem öyleyim. Konuşmak için şu an erken. Her yerde insanların bana olan sevgisini görüyorum. Benim alnım açık, göğsümü gere gere söylüyorum. Ne iş takibi, ne de hırsızlık yaptım. Ben gazetecilik yaptım. Kovulmak önemli değil. İnsanlar beni ayağa kalkıp alkışladılar. Şu anda gazeteye karşı bir dava açmayı düşünmüyorum. Sonuçta yıllardır görev yaptığım bir gazete” (Akşam, 16.08.07).
Emin Çölaşan 30 yıldır tanıdığım, yazılarını dikkatle okuduğum, ciddi, dürüst, doğrucu, okura çok yakın bir yazar. Hürriyet gazetesinden ayrılmak zorunda kalmasına çok üzüldüm.
***
Bekir Coşkun 16.08.07 tarihli Hürriyet’te son derece duyarlı, bol imgeli ve metaforlu bir yazı yayınladı bu konuda. “Emin Çölaşan artık yok. Ne yapmalıyım ?… Bırakmalı mıyım kürekleri ?… Ben şimdiye kadar her şeyimi okurlarımla paylaştım. Evimizi, evimizdeki canlıları, kemanımı, şarkılarımı, sevdalarımı, sancılarımı… Bilmezsiniz, yazılarımı onlarla birlikte yazarım ben. Şimdi soruyorum : Ne yapmalıyım ? Asılsam mı küreklere ?… Avuçlarım kanasa da, hırsımdan ağlasam da, o yere doğru tek başıma kalsam dahi çekmeli miyim kürekleri ? Yoksa, vaz mı geçsem kürek çekmekten ? Söyleyin dostlarım… Ne yapmalıyım, ne ?..”
***
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök de bu konuda yazdı : Emin Çölaşan’la gazetenin yollarının ayrılmasında siyasal nedenlerin rol oynamadığını, yol ayrımının gazetenin kurumsal kimliği ile Emin Çölaşan’ın kişiliği arasında meydana gelen uyuşmazlıktan kaynaklandığını söylüyor. “Hepimiz o kurumsal kimliğe saygı göstermek, onun koyduğu yayın ilkelerini benimsemek zorundayız” (Hürriyet, 16.08.07) diyor.
***
Okurlar Emin Çölaşan operasyonunu protesto ederek gazeteden ayrılmamı öneriyorlar. Kimileri başka bir yerde yazmamı ya da cumhuriyetçi yazarların bir araya gelip bağımsız bir gazete çıkarmamızı salık veriyorlar. Gazetenin adı da belli : Özgürlük ! Benim param yok, zengin dostum da yok. Okurlar böyle bir gazete kursunlar, yazmaya hazırım !
Önerileri ve tavsiyeleri saygı ile karşılıyorum. Ancak ben nasıl gazete patronluğuna ve yönetimine karşı özgür ve bağımsız isem, yazarlara ve okurlara karşı da özgür ve bağımsızım. Kimse efendim değil ! Ne şeyh oldum, ne de mürit ! Bozkırda tek bir ağaç kadar yalnız ve tek başımayım ! Bu nedenle istifa etmezsem şerefsiz ve haysiyetsiz olacağım zırvalarını yazan kimseleri “okurum” saymamak özgürlüğüne sahibim !
Bekir Coşkun’un dediği gibi kürekleri çekmeye devam ediyorum, devam edeceğim. Kovuluncaya, ölünceye kadar… Okurlar bunun tersini beklemesinler benden ! Bir de ayrılmaya karar vermek vardır ki onun zaman ve koşullarını benden iyi kimse bilemez !