“İÇ SAVAŞ VE SEVR’DE ÖLÜM”

Yaşar Nuri Öztürk’ün deyişiyle bu “münafık ve müraî” herifler güya sıkı Müslümanlar ya, şimdi yiyeceğin helâlini, helâl gıdayı arıyorlar. Bu da halkı yolmanın İslâmcı yolu. Hârâmî herif haram parayla, haram kazançla helâl et yiyecek. Ulan, sen önce helâl para kazan, kazancının dinî değil medenî hesabını ver, vergisini ver! Atalarımız bu durumu gayet iyi bildikleri için “Helâl süt emmek” deyimini bulup çıkarmışlar. Önemli olan helâl kesimli et yemek değil, belediye mezbahasında fenni usulle kesilen hayvanın etini helâl kazançla satın almak. Kazandıkları para helâl değil ama zıkkımlanacakları etin helâl kesimli olmasını istiyorlar.
Ülkemizin helâl süt emmiş çok ender tarihçilerinden biridir Sina Akşin (1937). Başta gelir. Ötekilere “dedikoducular”, “marihçiler” diyorum ben. Tarihçinin helâl süt emmemişine “marihçi” denir.
GENEL OLARAK İÇ SAVAŞ
Sina Akşin 2010 yılında “İç Savaş ve Sevr’de Ölüm” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) adlı görkemli bir tarih kitabı yayınladı. Adının önünde “Prof.Dr.” ünvanını kullanmaktan hoşlanmayan Sina Akşin’in bu kitabı, “İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele” adlı anıtsal yapıtının üçüncü ve son cildi.
Şimdi diyeceksiniz ki “Sevr’de ölüm iyi de nereden çıktı bu iç savaş deyimi”? Sina Akşin 19 Mayıs 1919 ile 29 Ekim 1923 arasındaki “Milli Mücadele” karşıtlığını, silahlı-silahsız muhalefetini “iç savaş” olarak tanımlıyor. Bu, tam anlamıyla devrimci bir tarih anlayışıdır. Ancak ben iyimser bir insan olmadığım için, Sina Akşin’in sözünü ettiği iç savaşın 2012 yılının mevsim normallerinin üzerinde sıcak ağustos ayında da devam ettiğini söyleyeceğim.
“İç Savaş”ın Fransızca karşılığı “La guerre civile”, İngilizcesi ise “Civil War”. Vikipedi Ansiklopodisi iç savaşı şöyle tanımlıyor: “İç savaş, veya sivil savaş bir devlet ile o ülkenin kendi içinde herhangi bir bölgeyi kontrolü altında bulunduran politik grupların birbirlerine karşı savaştığı geniş kapsamlı bir silahlı çatışma ortamına denir. Sivil savaşlar genellikle pek çok can ve mal kaybına yol açar. Sivil savaş çift taraflı şiddet içerir, örneğin, sivillerin hükümet tarafından katledilmesi bir iç savaş sayılmaz. Aynı şekilde çeşitli toplumsal anlaşmazlıklar, yürüyüşler, ayaklanmalar, toplumsal hareketler iç savaş olarak tanımlanamaz.”
TÜRKİYE’DE İÇ SAVAŞ
Tanımın benim italik olarak dizdiğim bölümü, bence eksik ve yanlıştır. Vikipedi’nin “kabak” türü tanımı, kuşkusuz, iş savaş deyiminin düşünsel, felsefi ve sosyolojik tüm boyutlarını yansıtmıyor. İş savaş olgusunda bir iktidar, bir de muhalefet tarafı vardır. İç savaşta iktidar mı, muhalefet mi haklıdır önceden bilinmez. Örnek olarak biz “Muhalefet” tarafının tanımını ele alalım. Muhalefetin türlüsü var, toplumsalı, siyasalı, yazınsalı, basınsalı, silahlısı, silahsızı var. Siyasal muhalefet, bir gün iktidara gelmek isteyen taraf ya da siyasal partidir. Ancak, devlet rejiminin değişmesi söz konusu değildir. ABD’de neredeyse kuruluşundan bu yana iktidar Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasında el değiştiriyor. Her iki partinin de devletin biçimi ve rejimi ile bir sorunu yok. Birinci Dünya savaşından bu yana, Birleşik Krallık’ta, bir İşçi Partisi, bir Muhafazakar Parti iktidara geliyor. O tarihten bu yana bazı özelleştirmeler ve devletleştirmeler oldu. O kadar!
İktidardayken bile “muhalefet” gibi davranmak Türkiye’ye özgü bir durum. Türkiye’de siyasal muhalefetin ötesinde kronik bir derin muhalefet var. Muhalefetin öznesi ve nesnesi aynı: Bir siyasal anlayış (İslamcı, mürteci), laik cumhuriyet rejimine muhalefet ediyor. Muhalefette de, iktidarda da laik cumhuriyet düzenini değiştirmek istiyor. Bir siyasal anlayış muhalefette olsun, iktidarda olsun rejimi değiştirmek istiyorsa, onun yaptığına muhalefet den(e)mez adıyla-sanıyla iç savaş denir. AKP’nin yaptığına iç savaş denir.
Sözcükler ve sıfatlar nesneleri, olay ve olguları tanımlamak, betimlemek için vardır. Sina Akşin, iç savaş deyimini kullanarak bir dönemin tarihsel içeriğinin anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır.
1920’LERDE İÇ SAVAŞ
Bir İç Savaş üç alanda yapılır: 1.Yönetimde, 2.Basında, 3.Silahla.
Sina Akşin, Damat Ferit hükümetinin yönetimde açtığı yönetimsel iş savaşın örneklerini veriyor (S.16,17):
“Yeni dönemin işlerini yürütmek üzere bazı önemli atamalar yapıldı. Bunlar arasında İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin yöneticilerinden ve İngiliz istihbaratı ile olduğu saptanan Sait Molla’nın Adliye Nezareti müsteşarlığına, Babıâli Hazine-i Evrak Müdürü Refik Bey’in Dahiliye Nezareti müsteşarlığına, Topçu mirlivalığından emekli Mustafa Natık Paşa’nın emekliliği kaldırılıp İstanbul Muhafızlığı’na, İzmit Mutasarrıfı Ahmet Anzavur’un miranlık (paşalık) rütbesiyle Karesi Mutasarrıflığı’na atandıklarını görüyoruz (8 Nisan)”.
Ahmet Anzavur bir süre sonra silahlı iç savaş kuvvetlerine komuta edecektir.
2010’LARDA İÇ SAVAŞ
2 Ağustos 2012 günü yeni valiler kararnamesi yayınlandı. Bu valiler kararnamesi de günümüzdeki yönetimsel iç savaşının bütün özelliklerini taşıyor. Kendileri ya da yetkili biri, atanan valilerin tarikatlarla ilişkilerini, bağlı oldukları şeyhleri, hangi imam-hatip okulundan mezun olduklarını, lise ve üniversite dönemlerinde kaldıkları yurtların kimlere ait olduğunu erkekçe açıklayabilseler bu iddia kendiliğinden kanıtlanır. Ya da gözünü budaktan sakınmayan bir gazeteci çıksa ve valilerin gerçek biyografilerini yayınlasa…
(Anladığınız gibi, yazı burada bitmiyor, devam edeceğiz.)