İDRİS KÜÇÜKÖMER ŞİMDİ ÖLDÜ

Gazeteciler İdris Küçükömer’i magazinleştirerek bir kez daha öldürdüler. Başta Taha Akyol olmak üzere İdris Küçükömer-İdris Küçükömer diye hünkürenlerin İdris Küçükömer’i anlayarak ve eleştirel gözle okudukları, hatta okudukları kanısında değilim.
İdris Küçükömer, “Halk Demokrasi İstiyor mu ?” (Bağlam Yayınları) adlı kitabının 283.sayfasında “Demokrat Parti’nin Dramı”nı anlatır. Demokrat Parti, bin yıllık antidemokratik güçlü devlet geleneği ile ulusal egemenlik adına halka yakın olma eğiliminin yarattığı o derin çelişkiyi temsil eder. Tarihi miras ile demokrasi arasındaki çelişkidir bu. “Demokrat Parti, bir yandan yukarda kuvvetli bir hükümet ya da devlet gelenek ve arayışı içinde, öte yandan halka yakın olma ve onların taleplerini dikkate almak isteğindedir. Demiştim ki, iki istek var olan yapı içinde demokrasiyi kurma sürecinin başında tamamlaşan değil, çelişebilen isteklerdi.”(S.286)
Böyle bir Demokrat Parti’nin dönemin CHP’sinden herhangi bir farkı yoktur. Olamaz !
***
“Demokrat Parti mevcut kaynakların dağıtımı ve kullanımını hangi kriterlerle yönlendirecektir. Ve program olarak devletçi olmayan yol izleyeceği kabul edilmişti. Söz konusu tarihi hesap mekanizmaları yoksa kaynaklar nasıl ekonomik kullanılır ? İşte 1950-1960 arası gördük (öncesi nitel farklı değil şüphesiz), 1950-1953 arası sözde liberal, sonrası da ‘de facto’ bize has devletçi. Özet olarak çeşitli seviyelerde rant, yani iktisatçılara göre kazanılmamış servet dağıtım mekanizması. ‘De facto’ bize has devletçilik, piyasada kaynak yaratılamaması sonucu olarak beliriyor, yukardan devletçilik geleneğine uygundur. Yatırım yetersizlikleri devletçilik ve ilginç olanı Merhum Menderes’i şehirlerin imarını yürüten sanki bir belediye reisi rolünde görüyoruz.” (S.286-287)
***
Doğru ve nesnel yoruma dayanan yukarıdaki satırları ben yazmadım. İdris Küçükömer yazdı. İdris Küçükömer’e göre Demokrat Parti’nin 1938-1950 arasının CHP’sinden herhangi bir farkı yok. Peki nerede o siyasal ve ekonomik liberal demokrasi ?
“Demokrat Parti devletçi olmayan yolu (?) seçmeyi vaat etmişti, sözde liberal bir yol izlenecekti. Üretim olanakları nasıl kullanılacak, dağıtılacaktı ? Ama 1957’de çaresiz devletçiliğe girdi de facto” (S.303) Yani 1957’de “de facto’ yani fiilen bir devletçilik.
Demokrat Parti’nin politikasını halkçı, ilerici, özgürlükçü ve dolayısıyla ‘sol’ olarak tanımlamak mümkün olmadığı gibi uyguladığı ekonomi programı da CHP’den kalma devletçi politikadır. Yeni Mürteciler bunu çok iyi bilirler, ama yalan söylemeye devam ederler. Düz gazete yazarlarının akılları varsa bu tehlikeli çelişkinin uzağında durmalarını salık veririm.
Peki nasıl oluyor da Taha Akyol, İdris Küçükömer’e dayanarak, ayda birkaç kez, eski DP’nin halkçı ve sol bir parti olduğunu yazar ? Çünkü İdris Küçükömer’i gerçekten okumamıştır.
Demokrat Parti geleneğinin sürdürücüsü olduğu söylenen AKP’nin üretime dayanan herhangi bir ciddi ekonomik politikası yoktur. Cumhuriyet’in yarattığı sanayi kuruluşlarını satmakta, ele geçen para ile yatırım yapmamakta borç ödemektedir. Menkul Kıymetler Borsa’sı yabancıların elindedir. Sıcak para dışarı çıktığı, dolar birkaç puan yükseldiği, cari açık sınıra dayandığı zaman Türk ekonomisi kumdan kale gibi yıkılacaktır.