İKİNCİ İNÖNÜ ZAFERİ

Günümüz münafıklıklarının, fesatçılarının taa 1920 başlarına kadar giden kökleri var. Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya’sını bugün de kaynak olarak kullanacağım:
“İnönü savaşları, çete devrinden çıkan Anadolu’nun nizamlı ordusu ile ilk kazandığı zaferlerdir. Bu iki zaferin arkasından Sakarya, onun arkasından da Afyon ve Dumlupınar gelir. Sakarya, Afyon, Dumlupınar, sadece, yüksek bilgili sanatçı komutanların emri altındaki nizamlı ordular tarafından başarılabilecek tarihî savaşlardır. Gerilla işleri değildir.” (S.331)
Oysa Birinci İnönü’den önce düzenli ordu kurulmasını istemeyen, savaşı çetelerle sürdürmek isteyen milletvekilleri ve komutanlar vardı:
“Unutulmamalıdır ki, Birinci İnönü Savaşı, cephe gerisinde orduyu isteyenler ve istemeyenler arasındaki kavga ile aynı günlerde olmuştur. Şahsî rakiplikler ve hırslar yüzünden davanın kazanılması ile kaybedilmesinin oynak talihinin küçük cilvesine bağlı kaldığını öğrenmek şimdi bile tüyler ürpertici bir şey değil midir? (S.331)
Demek ki TSK düşmanlığı yeni bir şey değil. Tohumu 1920’lerde atılmış!
***
Bu ülkenin gayri resmi dedikodu tarihinde, ordu savaşırken komutanı İsmet Paşa’nın bir kümeste saklandığı bile söylenmiştir. F.R. Atay bir başka densizliği bakın nasıl anlatıyor:
“Zafer, İstanbul’a gökten bir müjde gibi indi. Gazetelerin ilk sayfaları büyük resimler ve zafer edebiyatı ile kaplanıp bezendi. O sırada, 8 Nisan 1921, bazı ukalâ gazeteciler İzzet Paşa’ya giderek İnönü Zaferinin kendisi Ankara’da iken hazırladığı plânlarla kazanıldığı rivayetinin doğru olup olmadığını sormuşlar. İzzet Paşa, ‘Zaferde hissem yok,’ dedikten sonra ‘İsmet bir dâhidir’ diyor.” (S.335) “Fakat aramızda düşmandan da düşman var. Bab-ı Âli Caddesi’nde ah Mustafa Kemal zaferi kazansa da kurtulsak, diyen milliyetçiler, ah Yunanlar şu ordunun hakkından gelse de Mustafa Kemal’den ve İttihatçılardan kurtulsak, diye bekleşen bozguncu ve hainlerle karşılaşıyoruz.” (S.335)
***
Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal 1 Nisan 1921 günü Batı Cephesi Komuta’nı İsmet Paşa’ya telgraf çekiyor (“Söylev”den):
“Bütün dünya tarihinde, sizin İnönü Meydan Muharebeleri’nde üzerinize yüklendiğiniz görev kadar ağır bir görev yüklenmiş komutanlar pek azdır. Milletimizin istiklâl ve varlığı, dâhice idareniz altında görevlerini şerefle yapan komuta ve silâh arkadaşlarının kalbine ve vatanseverliğine büyük bir güvenle dayanıyordu. Siz orada yalnız düşmanı değil. Milletin makûs (tersine dönmüş) talihini de yendiniz.”
Resmî tarihte ve Söylev’de bunlar yazıyor ama mutlaka doğru değildir. Doğrusunu gayrı resmî üfürük tarihi yazmaktadır: Savaş, Çanakkale’de olduğu gib, bir sahâbinin komuta ettiği gözle görünmez bir evliya ordusu sayesinde kazanılmıştır ve bunu gören İsmet saklandığı kümesten dışarı çıkmış ve zafere sahip çıkmıştır! Seni gidi İnönü İsmet, bu ne kısmet!