İMAMOKRASİNİN HEZEYANLARI

Üçü de kitap konusu olacak dört cümle yazdıktan sonra, yazımın başlığındaki “hezeyan”ı  tanımlamaya çalışacağım. Çok değil, biraz! Merak ederseniz iş size kalmış.

1-Hiçbir din bilimsel bilgi üretmemiş ve uygarlık yaratmamıştır ama siyasete karışarak dünyayı karartmıştır. Tarih boyunca örgütlü dinler ve din adamları hiçbir şey üretmeden toplumlara asalak olmuşlar ve onları sömürmüşlerdir.

2-Populizm yapımcısı, başkalarını ipnotize etmeden (efsunlamadan) önce kendini ipnotize eder yani efsunlar. Türkiye’de de böyle olmuştur.

3-“Bir öğreti ne kadar mantıksız olursa olsun toplum tarafından kabul edilerek güç kazandığı  zaman milyonlarca insan kendini dışlanmış ve izole edilmiş hissetmektense ona inanmayı tercih edecektir.” (Erich Fromm)  Efsunlanmışlar  hareketi olan AKP de böyle var olmuştu. Ama afyonun etkisi ebedi değildir.

4- Hadis külliyatına göre, Hz.Muhammed’in sidik ve dışkısının misk’ü amber kokmaktadır: kullanılması halinde insan sağlığına iyi gelmektedir.[i]

***

“Hezeyan, belli bir dönemde ve toplum içinde gerçeğe aykırı düşünceyi tanımlamak için kullanılmaktadır. Hezeyan; sanrı ve paranoya terimleriyle de ifade edilmektedir. Bunlar genellikle zihinsel ya da nörolojik hastalık ile birlikte ortaya çıkmış olsa da, belli bir hastalıkla ilişkilendirilmemiştir. Zihinsel ve fiziksel pek çok patolojik durumda ortaya çıkabilir. Psikotik bozukluklarda teşhis açısından önem taşıyan bir durumdur. Özellikle şizofreni tanısında önemli bir yer tutmaktadır. Başka insanların inançlarını önemsemeden, var olan düşüncenin hatalı olduğuna dair kesin deliller olmasına rağmen ve dış gerçeklikten yanlış anlamlar çıkartmaya dayalı yanlış inançlardır. Bu inançlar kişinin bağlı olduğu kültürün diğer bireyleri tarafından genelde kabul görmez. Kişide hezeyanların olması, kişinin psikozda olduğunu yani gerçeği test etmesinin bozuk olduğunu gösterir.”

***

Bu tanımdan nereye mi gelmek istiyorum: İslamcılık;  hezeyanı Cumhuriyet karşıtlığına, çağının çağdaşı olamamaktan kaynaklanan  bir aşağılık duygusuna dayanan bir yığışımdır. Osmanlı döneminde Ulema sınıfında görülen bu olgu, bu konum, bu durum, günümüzde  AKP’de somutlanmaktadır.

Bu hezeyanın ve amaçlarının ne olduğunun 1960’lardan bu yana farkındayım. 2000 öncesi  ve sonrası yazılarım bunun tanığıdır. Bu yazılardan dolayı paranoyak ve dinozor olduğum söylendi ve yazıldı. Durumun anlaşılması için iki yazı okuyalım:

 STATÜKO VE PARTİ KAPATMAK

Adamın biri “Statükocu partiler zafer kazanıncaya kadar tekrar mı edilecek seçimler?” diye soruyor. Şu “Statüko” sözcük-kavramının anlamını bir türlü öğrenemedi yazıcılar. Ama ben öğretinceye kadar yazmaktan vazgeçmeyeceğim.

Latince “Status quo”nun Türkçe anlamı : “Var olan durum, mevcut düzen”.

Marksizme göre: Siyasal partiler bağlamında statüko kapitalist düzeni sürdürmeyi savunan sağcı, burjuva partileri işaret eder. Ama bu anlamda kullanmıyorlar. Statüko, karşıtları için, burnu kırılması gereken “Cumhuriyet”, kökü kazınması gereken devrimlerdir. AKP ve yandaşlarına göre “Statüko = laik düzen”dir!  Bu durumu “askerî vesayet” diye ifade ediyorlar. Ayrıca Danıştay, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi de statükonun temsilcileridir.

Evrensel anlamda “Statüko”, kurulu düzen, kapitalist düzen anlamına gelir. Sol, sosyalist ve komünist partiler statüko karşıtı partilerdir.

Parlamenter demokrasilerde statükoyu vırtzırt değiştirilemeyen bir anayasa belirler. ABD’nin, Fransa’nın ve Türkiye’nin siyasal statükosunu anayasaları belirlemiştir.

Sözü Türkiye’ye getirecek olursak : Türkiye’nin siyasal statükosunu mevcut Anayasa’nın 4.maddesi saptamıştır : “Anayasanın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2.maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3.maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

Biraz daha açacak olursak : Anayasanın 2.maddesinde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti….demokratik, laik ve sosyal hukuk devletidir” ilkesi  Türkiye Cumhuriyeti’nin statükosudur. İster anlaşalım, ister anlaşmayalım, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal statükosunu belirleyen ilk dört madde konusunda herkes uzlaşmak zorundadır. Uzlaşanlar legaldir (yasaldır), uzlaşmayanlar illegaldir (yaşa dışıdır).

Durum böyle, ama, illegal demokratörler, anayasanın ilk dört maddesine sıkı sıkıya bağlı olanları statükocu yani legal (yasal) oldukları için suçluyorlar.

Daha önce de yazdım : Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün siyasal partileri Anayasa hükümlerine ve siyasal partiler yasasına göre kurulurlar.

Durum böyle iken Anayasa Mahkemesi’nin statükoyu (kurulu düzeni) yani Anayasa’nın ilk dört maddesini dolaylı ya da doğrudan değiştirmeyi amaçlayan partileri kapatmasına şaşanlar var. Bu şaşkınlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihat kriterlerinden, Venedik kriterlerinden söz ederler. Ama AİHM’nin Refah Partisi kapatılma davasındaki kararının Türkiye Cumhuriyeti anayasasına bakarak vermiş olduğunu hiç dikkate alınmaz.

CHP, Adalet Partisi, MHP, Yeni Türkiye Partisi, ANAP hakkında neden hiç kapatma davası açılmamıştır? Kapatma davası neden hep laiklik karşıtı ve bölücü partiler için açılmıştır? Bu  konuda hiç düşünülmez. Siyasal partileri Anayasa Mahkemesi’nin kapattığı sanılır ama aslında Statüko kapatır.

(Hürriyet, 24 Mart 2010)

***

PARTİ  KAPATMAK KOLAYLAŞTIRILMALIDIR

İslamcıların, Kürtçülerin ve kafalarının arkasında özel programları olanların “Siyasal Partilerin Kapatılması Zorlaştırılmalıdır” sancağı altında toplanmalarına hiç mi hiç  şaşırmam. Ayrıca, kendilerince haklıdırlar. Ama bu saf tutmaları, aynı zamanda, parti kapatmayı gerektirecek iş yaptıklarının ve yapma niyetinde olduklarının da bir itirafıdır. Ne var ki AKP’nin “Siyasal partilerin kapatılması zorlaştırılmalıdır” kervanının önünde yer almasını şaşkınlıkla izlemekteyim. Ayrıca bu türden bir zorlaştırma ayrıcalığının demokrasiye hizmet edeceğine de ancak saflar ve ham hayalciler inanır !

AKP’nin seleflerinin sabıkası ne ? Bizzat AKP’nin sabıkası ne ?

“Laikliğe karşı eylemlerin odağı olmak!”

Bu karara Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden 10’u olumlu oy verdi. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden 6’sı partinin kapatılmasını değil para cezasına çarptırılmasını tercih etti.  AKP’nin laikliğe karşı eylemlerin odağı (merkezi) olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından saptanmış durumda.

Bu parti, şimdi, bu ve benzer eylemlerinden dolayı ilerde kapatılmasının zorlaştırılmasını istiyor. Dikkat ederseniz, laikliğe karşı eylemlerin ocağı, odağı olmaktan vazgeçmeye niyetli olduğunun en küçük bir belirtisi yok. Bu sakıncalı saplantının, uyuşturucu kaçakçılığının serbest ticaret sayılmasını ve ceza yasasından çıkartılmasını istemekten hiçbir farkı yok !

Anayasa’nın 68.maddesini birlikte okuyalım :

“Siyasal partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre  diktatörlüğünü veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.”

Siyasal Partiler Kanunu’nun “Bir Siyasal Partinin Yasak Eylemlere Odak Olması Hali” ile ilgili 103. maddesi de, bir siyasi partinin Anayasanın 68.inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırı eylemlerin odak halini oluşturup oluşturmadığı hususu Anayasa Mahkemesi’nde belirlenir demektedir.

Peki güzel kardeşlerim, herhangi bir siyasal partinin herhangi bir fitne ve fesadın ocağı olması şart mıdır ki parti kapatmanın zorlaştırılması istenmektedir.

Eroin mafyasının temel insan haklarıyla, düşünceyi açıklama özgürlüğüyle ilgilendiğini gördünüz mü, duydunuz mu ? Aklıma, 12 Mart’tan birkaç gün önce ya da sonra, Ankara’da Yılmaz Güney ile birlikte gittiğimiz Aras adlı bir özel klüpteki kabadayıların sorusu geliyor:

“Abi yahu, biz bu sosyalizmi kurduğumuz zaman bizim delikanlılık işleri ne olacak ?”

Kendilerini Robin Hood sanan “delikanlılar”a verdiğim cevabı bir başka yazımda anlatırım.

Anayasa’nın 68.maddesinde yazılı kurallara yüzde yüz uyan ve uymaya niyetli siyasal partinin kapatmayla ilgili bir sorunu olamaz ve bize kumarhane kabadayılarının sorduğu soruyu sormaz. Siyasal partilerin kapatılması kolaylaştırılmalı ve seçimlerde yüzde on barajı kaldırılmalıdır. İşte size bir gerçek demokrasi programı !

Galiba “şeriatçı ve bölücü partiler hiçbir şekilde kapatılamaz!” yasasının çıkması isteniyor. Ya  da şeriatçı sivil darbe hayallerinin önünü açmak !

(Hürriyet, 7 Temmuz 2009)

***

ANAYASA BEŞİNCİ KISIM

Çeşitli Hükümler

I.İnkılâp kanunlarının korunması

MADDE 174.- Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının, Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz

  1. 3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği Kanunu) ;
  2. 5 Kasım1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı (Giyme) Hakkında Kanun;
  3. 30 Kasım1925 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Şeddine (kapatılması) ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına (Yasaklanması ve Kaldırılmsına) Dair Kanun;
  4. 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikâh esası ile aynı kanunun 110 uncu maddesi hükmü;
  5. 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın (Sayıların) Kabulü Hakkında Kanun;
  6. 1 Kasım 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun;
  7. 26 Kasım 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lâkap ve unvanların Kaldırıldığına dair Kanun;
  8. 3 Aralık 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin (Kıyafetlerin) Giyilemeyeceğine Kanun.

***

Siyasi Partiler Kanunu,Demokratik Devlet düzeninin korunması ile ilgili yasaklar:

MADDE 78. – Siyasi partiler:

  1. a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasın; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;

Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;

amacı güdülemez veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.

  1. b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz  veya adlarını kullanamazlar.
  2. c) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya  herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
  3. d) Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitim ve öğretim  faaliyetlerinde bulunamazlar.
  4. e) Genel ahlak ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.
  5. f) Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.

***

“İmamokrasi” imamlar yönetimidir. Şu anda imamlar tarafından yönetildiğine göre Türkiye’nin yönetim tarzı, tek adam tarafından idare edilen imamokrasi rejimidir. Bu rejim, Anayasanın 2, 8, 10, 19, 22, 24, 26, 27 28, 36, 38, 42, 68, 81, 83, 101, 103, 104, 105 ve maddelerinden başka, başta Milli Eğitim Bakanlığı ve  Diyanet Işleri Başkanlığı olmak üzere anayasa ve yasaları neredeyse her gün çiğniyor. Bu ülkede eğer gerçek bir demokrasi, kuvvetler ayrılığı ve bağımsız bir yargı olsa AKP her gün kapatılırdı. Ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı olarak açılan İmam Hatip okulları; 30  Kasım1925 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Şeddine (kapatılması) ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına (Yasaklanması ve Kaldırılmasına) Dair Kanuna aykırı olarak devlete ortak edilen tarikatlar;  anayasnın 2. maddesinin laiklik ilkesine  aykırı olarak müftülüklere verilen (verilecek olan) nikah kıyma yetkisi, bu kapatılmanın en önekli kanıtları olur(du).

ÖZDEMİR İNCE

16 EKİM 2017

[i] Arif Tekin, Hz.Muhammed’in İdrarını İçenler, Berfin Bahar Dergisi, Sayı:235, Eylül 2017