İRTİCANIN ANALİZİ

MÜDAFAA-İ HUKUK dergisinin kasım 2007 sayısında, hakkında soruşturma açılan Doç.Dr.Şahin Filiz ve Doç.Dr.Nedim Yüzbaşıoğlu ortak imzasıyla yayınlanan “Ülkemizdeki İrtica Gerçeğinin Kavramsal ve Anatomik Analizi” adlı makale, şimdiye kadar bu konuda okumuş olduklarımın en iyisi. Konuyla ilgilenenlerin arşivinde mutlaka bulunması gereken bir yazı. Anadolu Kaplanları’nın tarikat ve işçi sendikaları ilişkileri üzerinde kafa yorarken, adını verdiğim makale imdadıma yetişti. Yıllardır ileri sürdüğüm, “Tarikat erbabı emekçinin işçi sendikası üyesi olması olanaksızdır” tezimin cevabını da bu makalede buldum.
“İrtica yoktur !” saptırmasına ve inkârına kesin bir yanıt : Sadece dinsel irtica değil onun yanı sıra başka irticalar da vardır.
***
Yukarda adını ve yazarlarının adını verdiğim analiz irticayı şöyle tanımlıyor :
“Yüce dinimizi kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ana niteliklerini Cumhuriyet’in temel ilke ve devrimlerini ortadan kaldırmayı ve yerine dine dayalı bir rejim ve düzen kurmayı amaçlayan düşünce, fiil ve hareket stratejisinin adıdır.”
Aslında irtica sadece dini gerekçelere dayanarak değil, siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel gerekçeleri yedeğine alarak Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmayı amaçlayan her türlü yasadışı örgütlenme ve eylem biçimlerinin de ortak kapsam alanıdır.
“İrticayı, din ya da dini anlayışın doğurduğu sonuçlara göre tanımlamak, problemin sosyolojik boyutunu göstermektedir. Klasik irtica tanımı da meseleyi yalnızca siyasal açıdan ele almaktadır. Şu halde elimizde biri siyasal (klasik), öteki de sosyolojik olmak üzere iki irtica tanımı vardır. İlki, irticanın kapsam alanı genişlediği için, bugün yetersiz ve dar gelmektedir. İkincisi de henüz tam anlamıyla işlevselleştirilmemiş daha geniş bir tanımdır. İrtica, hem dikey (devlet ve bürokrasi) hem de yatay (halk ve kitle kültürü) bakımından ülkemizde özellikle son yıllarda nüfuz açısından genişlemesine karşın, tanımlar yetersiz, güçsüz, etkisiz ve işlevsiz kalmıştır.”
***
Dikey (ya da düşey) irtica ile yatay irtica tanım ve deyimleri benim için bir yenilik. İlk kez duyuyorum. Ama bu ayrım irtica olgusunun karanlık yanlarını birden aydınlatıyor.
Dinin devlet işlerine karıştırılması olan düşey ya dikey irticanın marifetlerini 1950 yılından bu yana yaşamaktayız. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kemirilmesi, İmam-hatip okul ve liseleri, devlet kadrolarının İslamileştirilmesi, son örnek olarak da hakim ve savcıların seçiminin hükümet tarafından oluşturulan özel jüriye verilmesi yukardan aşağı (düşey) irticanın bazı örnekleridir.
Dinin millet (toplum) işlerine karıştırılması ise yatay irticadır. Yatay irtica tarikatlar ve cemaatler marifetiyle yürütülmektedir. Yatay irtica, halkı hurafelerle aldatmakla başlar, devlet ve hükümetin bıraktığı siyasi ve sosyal boşlukları dinsel jest ve müdahalelerle doldurur : Türban ve tesettür, Ramazan çadırları, imam-hatip okulları, mahallelerde hücre tipi örgütlenme, fitre ve zekatların tek bir merkezde toplanması, vb…
Bu yazı yeni bir bakış açısı için bir başlangıç. Bu konuya Cuma günü devam edeceğim.