İSLAM VE İKTİSAT

Kutsal kitapları herhangi bir dilde okuyup anlama yeteneğinden yoksun bir halkın gerçek bir dini olamaz. Hurafelere, dinsel söylencelere ve menkıbelere inanır. Bu nedenle, vakti zamanında, İbn Haldun bile, “Halkın dini efendinin dinidir” demiştir. Efendi din değiştirirse halk da değiştirir! Türkiye’nin Müslüman eliti her şeyi tartışır ama ne İslam’ın sorunlarını ne de Kuran’ı tartışır. Tartışmaya kalkışanın ise ossat canını alır. Örneğin Kuran gerçekten vahiy olarak mı inmiştir, yoksa insan elinden mi çıkmıştır? Kuran tek midir, yoksa birden fazla mıdır?
Turan Dursun bunların kapağını biraz aralamaya kalkıştı ve kurşunların hedefi oldu.
***
Turan Dursun “Din ve Seks” (Berfin Yayınları) adlı ilginç kitabında “Zina” maddesi dolayısıyla konuya şöyle değiniyor:
“Zina edenlere verilen ‘taşlanarak öldürülmelidirler!’ hükmü, bu ilkel ve acımasız hüküm, İslâm hukukuna da geçmiştir. Bugün İslâm dünyasında ‘Kuran’ diye bilinen, oysa ‘mevcut’ 5-6 ayrı Kuran’dan (‘musaf’tan) sadece biri olan ve Zeyd İbni Sabit tarafından derlenmiş bulunan Kuran’da da böyle bir hüküm yoktur” dedikten sonra, verdiği dipnotunda şöyle bir açıklama yapıyor:
“Peygamber’in hanımlarından Aişe’nin şu sözü ilginçtir: ‘Azhab suresi, Peygamber zamanında 200 ayet olarak okunurdu. Ne zaman ki Osman ‘Mushaflar’ı yazdırdı, Azhab suresindeki ayet sayısı, şu anda gördüğümüz kadar kaldı.’ Aişe, Osman’ın, ‘Mushaflar’ı tağyir ettiğini, yani değiştirdiğini söylüyor. Bkz: Celaluddin Abdurrahman E’s Suyuti” (S.50)
***
Bu bakış açısı içinde 16.Nahl Suresi’nin 71. ayetini Prof.Dr.Suat Yıldırım’ın çevirisinden birlikte okuyalım:
“Allah sizi, maişet ve rızk hususunda kiminizi kiminize üstün kıldı. Nasipleri bol olanlar kendi nasiplerini, kendileriyle eşit seviyeye inecek derecede, yanlarında çalıştırdıkları köle (ve hizmetçi)lere vermezler. O halde nasıl olur da Allah’ın nimetini, Allah’ın kendileri üzerindeki hakları bile bile inkar ederler?”
Kuran’ın D.Masson tarafından yapılan Fransızca çevirisinde bu anlam daha da açık.
Allah yanınızda çalışanlarla eşit olarak paylaşmanız için kiminize daha çok verdi.
Statükoyu koruyan, patron-işçi arasındaki emek/kazanç ilişkisinde egemen olan sömürü düzenini koruyan bu ayetin vahiy yoluyla indiğine inanmak çok güç. Bu ayetin bu biçimiyle Kuran’a sonradan eklendiğini düşünmek, bundan kuşku duymak çok mümkün.
Allah, çalışanların emek hakkını, “kendileri üzerindeki hakları bile bile inkar edenler”in insafına bile bile neden bıraksın?
Bu ayetin yorumu “özgün metnin değiştirilmesi” açısından da yapılması gerekmez mi?
Müslüman elit bu türden yorumlar yapmadan çağının çağdaşı olamaz. Çağının çağdaşı olmayanlar için yeni bir dünya mümkün değildir!