İSLAMCI DAĞITIM MERKEZİ OLARAK DİYANET

 

Çarşamba günü (24 Ocak 2018) TELE 1’de tahmetli Uğur Mumcu (1942-1993) konuşuyordu.Büyük bir olasılıkla 80’lerin ortalarında yapılmış bir tartışma programı. Bunu katılanların yüzünden anlıyorum. Katılanlar: Nazlı Ilıcak (yönetici),  Oğuzhan Asiltürk, Coşkun Kırca ve Taha Akyol.

Program galiba laiklik üzerineydi. O yıllarda Nazlı Ilıcak ve Taha Akyol askerin ve laikliğin vesayetine karşı idiler. Oğuzhan Asiltürk (1935) Erbakan Hoca’nın en kıymetlilerinden biriydi. Coşkun Kırca (1927-2005) ise “sol” dışında Uğur Mumcu’nun yayında yeralan bir laik-liberal idi.

Uğur Mumcu, lafı uzatmadan  evrensel İslamcı akımın o zamanki yerini saptadı. İslamcı akımların silah ve cephanesini siyaset, ticaret ve din üçlüsü ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da fesat yuvası olarak tanımlıyordu. Ben de o yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı ile İmam-Hatip Okullarının Cumhuriyet karşıtı varlıklarının artık algı sınırlarını delip geçtiğini yazıyordum.[i] Bir başka kitapta[ii] mesleklerin dinselleşmesini, imam-vali, imam-kaymakam, imam-polisin yaratacağı tehlikeleri yazıyor ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu savunuyorum. Yazılar 80’li, 90’lı yıllarda yazılıp yayınlanmıştı.

2000’li yılların başlarında özel olarak Hürriyet Avrupa için de yazı yazıyorum. Bu nedenle her ay Almanya, Fransa, Belçika ve Holanda’ya gidiyordum. Buralarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Cumhuriyet karşıtı varlığını görüyordım. Başkanlık, tarikatların istilasın uğramıştı. Oysa tarikatları etkisizleştirmek için  kurulmuştu.

Müslüman toplumların bugün işinde bulundukları sefaletlrin sorumlusu bizzat İslam’ın yapısıdır. Daha önce de kaç kez yazdım: İslam  Hilafetsiz İslam bir anarşik dindir. Halifelik tarihi boyunca sadece Arabistan’da güç sahibi olmuş; Emeviler ve Abbasiler’den itibaren Emirlerin elinde oyuncak olmuştur.

Gücü derler ama İslamın en büyük zaafı Kilise’ye benzer bir hiyarerşik yapıya sahip olmamasıdır. Mahalle ve köy imamının itaat edeceği dinsel otorite yoktur. Kafası attığı anda kendine bir tarikat kurar. Görünüşe bakmayın, İslam’ın İlk Dört Halife’den bu yana Peygamberi protokolda vardır ama fiiliyatta yoktur. Tarikat, tekke ve zaviye  şeyhleri, cami imamları ve cemaat hocaları Peygamber’in Makamı’nı işgal etmişlerdir.

Cumhuriyet bu acı gerçeği gördü,  Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdu ve Şeyhülislamlığı kaldırdı. Bu durum ulema tayfasını tatmin etmediği gibi çok kızdırdı. Ulema attan inip eşeğe biniyordu. Şeyhülislam’ın Divan’daki, hükümetteki yeri Sadrazam’a (Başbakan’a) denkti.Oysa, Diyanet İşleri Başkanı, hükümette bir bakana bağlı bir yüksek memur idi. Ulema’nın tamama yakını Cumhuriyet düşmanı oldu ve yer altına indi.

Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğruyol Partisi,Anavatan Partisi, Erbakan’ın partileri ve AKP bu yeminli Ulema sınıfının gayretleriyle iktidara geldi. Bu yeni Ulema Sınıfı’nın kaynağı imam-hatiplar olmuştu. Şu anda iktidar zaten bu yeni ulema sınıfının elinde. AKP kendi “İstemezükçü” tayfasını yarattı.Bunun sonucu “Peygamber”siz yeni bir din olabilir.  Bu yeni sınıfın peygamberin aracı varlığına ihtiyacı yok! “Peygamber” eğer  işlevsizleşmeseydi AKP 16 yıldır  iktidarda kalamazdı. “Çalıyorlar ama alınları secdeye değiyor. Sofrada beslemele çekiyorlar!” diyen halkın da zaten peygambere ihtiyacı yok!

Son zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, cumhuriyetin laiklik ilkesini yok sayarak fetvalar  yayınlaması, haklı olarak, tepkilere yol açtı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yarattığı en büyük tehlike bu fetvalar değil. En büyük tehlike, en azından 1950’den itibaren, İslamcı Eleman Dağıtım Merkezi olarak çalışması.Bu konuda biri 2006, ikincisi 2011 yılında Hürriyet gazetesinde yayımlanan iki yazımı okumanıza sunuyorum.

Laiklik ilkesi Anayasa’ya 5 Şubat 1937 günü girmişti. Ağır yaralı ve komada olsa da 81 yıldır hayatta.

Özdemir İnce

5 Şubat 2018

***

 “16 BİN DİN GÖREVLİSİ YOK”MUŞ[iii]

Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr.Ali Bardakoğlu gene aynı şarkıyı söylüyor. “16 bin camide din görevlisi yok” diyor. Daha da önemlisi, DİB Başkanı 1965 tarihli Diyanet Teşkilat Kanunu’nun  değiştirilmesi çalışmalarına başladıklarını söylüyor. (Cumhuriyet, 17 Ocak 2006, Fırat Kozok ile söyleşi).

Yazımı bu söyleşi üzerine kurmayı düşünürken 19 Ocak tarihli Radikal gazetesinde manşetten bir haber yayınlandı: “Eyüp  Belediyesi ille de imam-hatipli zabıta istiyor. AKP’li belediyenin imam-hatipli ısrarı.”

Birkaç ay önce DİB Başkanı gene binlerce din görevlisi açıklarından söz ettiği zaman kendisine bir soru sormuş ve bir öneride bulunmuştum:  İmam-Hatiplerden, Yüksek İslam Enstitülerinden, İlahiyat Fakültelerinden mezun olup da çalışma yaşında bulunan yüzbinlerce (milyonu aşkın) mezun var. Bunlara neden görev vermiyorsunuz? Neden göreve davet etmiyorsunuz?

Başkanlığınızın ara istasyon olarak, dağıtım alayı olarak çalışmasına neden göz yumuyorsunuz?  1975’den bu yana başkanlığınıza kaç din görevlisi alındı, bunların kaçı başka bakanlıklara transfer oldu, transfer edildi?

Diyanet İşleri Başkanı bu sorularımı mutlaka yanıtlamalıdır. Yanıtlamazsa, kendisini siyasete alet olmakla, AKP iktidarının devlet kadrolarını  İslamileştirmek programını uygulamakla suçlayacağım. Gazetelerde, geçen yıl kaç kişinin DİB’ten başka devlet kuruluşlarına transfer olduğu haberleri yazıldı. Ben sayı vermeyeceğim, sayıyı DİB versin.

Devlet  kadrolarına girecek nitelikte bulunmayanlar, giriş sınavını kazanamayanlar (yani genellikle din ve teoloji eğitimi almış olanlar) DİB kadrolarını atlama tahtası olarak kullanıyorlar ve bu olanağı bilinçli olarak DİB yönetimi hazırlıyor. Böylece devlet kadrolarının İslamileştirilmesi programı yürütülüyor.

Bunun en son, en somut, en açık, en reddedilemeyecek örneğini AKP’li Eyüp Belediyesi veriyor. Gerekçeye gülmeyin:  “Din sömürüsüne engel olmak” (!) imiş. Bu tercih yasalara uygunmuş. Mızrağı çuvala sığdırmak isterken bir de zeytinyağı gibi üste çıkıyorlar. Benden haber vermesi, işlemin iptal edilmesi için bir kişinin İdare Mahkemesi’ne başvurması yeter. Adalet, İçişleri (Polis teşkilatı için) ve öteki bakanlıklar  Eyüp Belediyesi’nin gerekçesini  örnek alırsa ne olacak? AKP iktidarının gerçek programı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Diyanet Teşkilatı yeniden düzenlenirken İmam-Hatip, Yüksek İslam Enstitüsü, İlahiyat Fakültesi kuruluş ve görev, yetki ve sorumluluk yönetmelikleri ve bu yönetmelikleri kapsayacak olan yasa yeniden düzenlenmeli. İmam Hatip ve İlahiyat mezunları sadece din hizmetlerinde görevlendirilmek üzere yetiştirilmeli. Görev alanı yasada belirtilmeli.

Bence DİB Başkanı Prof.Dr.Ali Bardakoğlu, Eyüp Belediyesi’nin uygulamasına mutlaka karşı çıkmalı ve 15 İmam-Hatip mezununu elin  belediyesine kaptırmamalı. Yoksa şikayetlerine benden başka inanmayanlar da çıkar!

Sol böyle bir kumpas karşısında ne yapsın! Solu eleştirenler bu kumpasa ne diyorlar? Biraz da bu kumpasları gündeme getirseler olmaz mı? (HÜRRİYET,25 OCAK 2006)

***

DİYANETTE HULLE YÖNTEMİ[iv]

Maaşallah ve nazar değmez inşallah! Diyanet İşleri Başkanlığı tıpkı emme basma tulumba gibi çalışıyor. Bir yandan personel alıp, belli bir ideolojik programa göre, başka yerlere başarıyla dağıtım yapıyor. Ben de her yıl, okumakta olduğunuz türünden en az bir yazı yazmak zorunda kalıyorum.

Her yıl bir muhalefet milletvekili, bu genellikle CHP’li olur, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan sorumlu devlet bakanına bir soru önergesi verir ve o yıl ya da belli bir süre içinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan kaç personelin (imamın) öteki devlet kurumlarına geçiş yaptığını sorar. İmam-hatip lisesi ve ilahiyat fakültesi  mezunları  bazı görevler için açılan sınavlara kural gereği giremedikleri için amaçlarına, emellerine Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden kavuşurlar. Belli sayıda bir birlik başka yerlere gider, onların yerine de kısa bir süre başka yere gitmek üzere başkaları gelir. Aslına bakarsanız gittikleri yerlerde kendilerine gereksinim yoktur. Oysa bu kadrolara atanma bekleyen uygun nitelikli  binlerce genç insan vardır.

Cumhuriyet gazetesinin (11.01.11) yazdığına göre: Gene bir CHP milletvekili, Ali Rıza Ertümür (Denizli) aynı soruyu sormuş. Soruyu bakan adına Diyanet İşleri’nin yeni başkanı yanıtlamış. Buna göre 2009 yılında, açıktan alım yoluyla 1700 kadrolu, 110 sözleşmeli olmak üzere toplam 1.880 personel işe alınmış. Bu sayı, 2010 yılında 2.162’si kadrolu, 686’sı sözleşmeli olmak üzere 2.648 kişi. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görev alan imamlar yerlerinde rahat durmuyorlar, gözleri hep dışarıda. 1 Ocak 2002 ile 24 kasım 2010 tarihleri arasında, başkanlık personelinden 14 bin 941’i başka kurumlara atanmak istemiş. Başkanlık 2 bin 947 personelin geçiş yapmasına izin vermiş. Bu bağlamda, sekiz yılda, Milli Eğitim Bakanlığı’na 1076 imam transfer olmuş. İzin verseler en azından 12 bin imam MEB’na geçerdi  diyeceğim ama, bu kadarı da ayıp olur, göze batar diye çekinmiş olmalılar.

İkinci sıra 395 kişi ile İç İşleri Bakanlığı’nda. Sağlık Bakanlığı 340 kişi ile ikinci, 230 kişi ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı üçüncü. Sonra sırada belediyeler ve üniversiteler var.

Bunun anlamı ne? Larvalar koza dönemini Diyanet İşleri Başkanlığı’nda geçirip kelebek olup başka yerlere mi uçuyorlar?

Bu transferler başta milli eğitim olmak üzere devlet kurumlarını İslamileştirmeyi amaçlamaktadır. Polis teşkilatının Fethullah cemaatinin eline geçtiği yıllardır söylenip iddia ediliyor. Milli Eğitim’e her yıl imam akını oluyor. Bununla yetinilmiyor, İlahiyat Fakülteleri’nde okuyan öğrencilere bir abrakadabra ile pedagoji sertifikası veren programlar kotarılıyor. Tevhid-i Tedrisat iğdiş edilerek “Milli” eğitim “İslami” eğitime dönüştürülüyor.

Amaç laik cumhuriyeti yavaş yavaş çökertmek!

Oysa Cumhuriyet, imam-hatip okul ve liselerini, ilahiyat fakültelerini aydın ve çağdaş imamlar, din adamları yetiştirmek için kurmuştu. Büyük bir olasılıkla aydın, çağdaş ve bilimci rahipler düşünülerek örnek alınmıştı. Ama program ters tepti: Bizim imamlar vali, kaymakam, laik okullara öğretmen oldu; matematik, fizik, kimya, biyolojiyi ve beden eğitimini İslamileştirdi. İslam ülkelerinin neden gelişmediğini soranlara lütfen bu yazımı okutun! (HÜRRİYET, 25 OCAK 2011)

—————————————

[i] -Özdemir İnce, Mahşerin Üç Kitabı, Doğan Kitap 2005

[ii] – Özdemir İnce, Yazmasam Olmazdı, Doğan Kitap 2005

[iii] Hürriyet Gazetesi, 25Ocak 2006

[iv] Hürriyet Gazetesi, 25 Ocak 2011