İSLAMCI EDEBİYATIN DÜZENİ

Kadri Gürsel’in 4 ocak tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanan “Tasfiyecilere açık mektup” adlı ilginç bir yazısını okudum. Bir televizyonda seyrettiği bir programda sohbet eden üç İslamcı muhteremden biri “Ticarette ve siyasette bir yere geldik ama kültür sahasında gerideyiz. O saha hâlâ solcuların elinde…” diye keramet buyurmuş.
Genç kuşak gazete yazıcılarının belki de en donanımlısı olan Kadri Gürsel adamların anlayamadıkları çıkmazı pek güzel açıklıyor:
“Kısacası, cemaatlerinizden kurtulup, biat ve icazet kültüründen kendinizi azat ederek özgür bireylere dönüşmediğiniz sürece kültür ve sanat alanında yaratıcı olmanız mümkün değildir.”
***
Yazınsal denemelerimde İslamcıların bu açmazına zaman zaman değinmişimdir. 20-25 yıl oluyor, Doğan Hızlan yönetimindeki Gösteri dergisinde, yazarların izlek (tema) konusundaki sorunlarıyla ilgili bir soruşturma yayınlanmıştı. Galiba ben de yanıtlamıştım. Yanıtlardan en ilginci bir Mısırlı yazara ait idi. “Bir Müslüman yazarın izlek (tema) sorunu olamaz, bütün izlekler Kuran’da mevcuttur, dışarıda aramak gerekmez” diyordu.
Bizim İslamcıların içinde boğuldukları anafor Hıristiyan yazarlar için neden sorun olmuyor ? Bu soru çok önemli. Örneğin T.S.Eliot, Paul Claudel gibileri başta olmak üzere Hıristiyan şair ve yazarların bizim İslamcılar benzeri herhangi bir sorunları yok. En yalın bir şekilde yanıtlayalım: Çünkü Hıristiyanlık yazarların felsefeden yararlanmalarına karşı çıkmadığı halde İslam felsefeyi yasaklamıştır. Felsefe yoksa sanat da yoktur. Öte yandan bir Hıristiyan yazarın inanç bağlamında bunalım yaşamasına karşın Müslüman bir yazarın böyle bir kaygısı olmaz. Eğer İslamcı kesimin medar-ı iftiharı Sezai Karakoç önemli bir şair ise, bu, çaktırmadan felsefeye ve modern Avrupa şiirine bulaştığı içindir.
***
Bu soruna bir ucundan değinen son yazım Özgür Edebiyat dergisinin Ocak-Şubat 2010 sayısında yayınlandı. Bir bölümünü aktarıyorum: [“Hürriyet gazetesinde bir haber ya da bir yazı vardı. İslâmcı kesimin kimi yazarları ‘Neden soldaki gibi bizde de iyi yazarlar, şairler, sanatçılar yok, neden bizde sanatsal reform olmuyor ?’ diye yakınmaktaymışlar.
Mahşere kadar tartışsalar, sorularına, sorunlarına bir yanıt bulamazlar. Sorularının yanıtı ben yazayım: Her hangi bir dine ve efendiye biat ve itaat ederek şair, yazar ve sanatçı olamazsınız. Dinin ve efendinin otorite ve egemenliğini ret edeceksiniz. Ama önce sorgulayıp, tartışacaksınız. Tanrı ve efendi ile şirk koşmadan yaratıcı olunamaz. Tektanrılı (monoteist) dinler çoğulcu özgürlüğü kabul etmezler. Tektanrılı dinler insan bedenini, aklını, doğayı, doğanın diyalektiğini de kabul etmezler. İslâmcı Müslüman şair ve yazarlar kör, sağır ve dilsizdirler. Beş duyularını kullanmazlar. Hiçbir derinlikleri olmadığı gibi, serbest dalma denemesi yapacak dalgıç da değildirler. Kutsal olan, krapon kağıdı ile yapılmış bir çiçektir. Kutsalı yok etmeden şair olunmaz ! Laik ve lâdini olmadan da olunmaz. Geleneğin çevresinde mahsere ya da ding beygiri gibi dönüp dururlar. Koşumlarını kırıp merkezdeki kara deliği göremezler.”] ***
Ayrıca eleştiri gelenekleri de yoktur. Eleştiri oklarını başta Nâzım Hikmet olmak üzere laik ve cumhuriyetçi yazarlara yöneltirler ama sıradan bir şair olan Necip Fazıl Kısakürek’in takır-tukur yavan şiirine toz kondurmazlar. Çünkü kendilerini eleştirmek erdeminden yoksundurlar!