İSLAMCI HASSASİYET

İslâmcı hassasiyet ulusal çıkarlara dahil değildir! Bu nedenle, Gazze seferi ve şamatası AKP iktidarının göstermeye çalıştığı gibi bir ulusal sorun değil, bizzat kendisinin, Milli Görüş’ün Saadet Partisi’nin ve bazı tarikatların dinsel saplantısının dışavurumudur. Başbakan, ülkenin çıkarlarına aykırı söylediği, “Kudüs’ün kaderi İstanbul’dan, Gazze’nin kaderi Ankara’dan ayrı değildir” (Taraf, 05.06.2010) cümlesinin hesabını asla veremez. Bu cümle, İran’ın Humeyni devriminden önce İsrail’in düşmanı olmadığını, Türkiye’nin son günlerde İran’ın yoluna girdiğini söyleyen İsrail’in dışişleri bakanını haklı çıkarmaktadır.
***
2001 yılı mayıs ayında Telaviv’de, solda yer alan Meretz Partisi’nin Başkanı, eski Eğitim Bakanı Yossi Sarid’le uzun uzun söyleşmiştik. (Bak: Özdemir İnce, “Gördüğünü Kitaba Yaz”, Doğan Kitap, S.109) Yossi Sarid’in şu sözünü hiç unutmadım:
“Benim ailem bundan yetmiş yıl önce Polonya’dan İsrail’e geldi. Bu topraklardan kovulunca onların geri dönecek bir yerleri vardı. Ben burada doğdum. Benim geri dönecek bir yerim yok. Üstelik bir aylık bir dedeyim. Artık çocuklarımızın, torunlarımızın geçmişleri bu topraklar üzerinde.”
İsrail konusunda söz almak isteyen, İsrail’in işlerini, eylemlerini, tepkilerini anlamak ve değerlendirmek isteyen herkes Yossi Sarid’in yukarıdaki sözlerini hiç aklından çıkartmamalıdır. Çünkü her İsrail vatandaşı Yossi Sarid gibi düşünmektedir.
***
Israil’in kurulmasının yasallığını tartışmayı bir yana bırakmak zorundayız. İsrail devletini kuranlara topraklarını sen, ben, biz satmadık. Bizzat Araplar, Filistinliler sattılar.
Ama Arap devletleri ve halkı Müslüman olan devletlerin çoğunluğu 1948’den bu yana İsrail devletini resmen tanımadılar. Barışı sabote eden olgu budur. AKP hükümetinin eğer Arap devletleri nezninde herhangi bir etkisi ve itibarı varsa, yapacağı ilk iş, Arap devletleri ile öteki Müslüman devletleri İsrail’i tanımaya ikna etmek olmalıdır. Başta İran ve Gazze’nin Hamas yönetimi olmak üzere Arap ve Müslüman devletler İsrail’i ortadan kaldırmak, denize dökmek ideallerinden vazgeçmiş değiller. Türkiye’den insani (islâmi) yardım götüren kafilenin lideri durumundaki kişi (İHH Başkanı Bülent Yıldırım) amaçlarının on yıl içinde İsrail’i toptan abluka altına almak olduğunu gizlememektedir.
Böyle bir durumda İsrail’in nasıl davranması beklenmektedir? İsrail-Arap çatışmasının ufunetli noktası buradadır.
AKP hükümeti İsrail-Arap çatışmasında, İslâmi dürtülerle, tarafsızlığını yitirmiş durumda. Arap devletlerinin neredeyse tamamı İsrail’e karşı olduğu kadar Filistin’e de karşı. Böyle bir durumda AKP hükümetinin yapması gereken şey muhalif Arap devletlerini Filistin’i desteklemeye davet etmek olmalıydı. Ancak, bu tersine davranışı ile hem İsrail’i hem de Arap yönetimlerini karşısına almış bulunmaktadır. Bu tavır Orta-Doğu barışına kesinlikle katkıda bulunmamaktadır. Bu tutum bir başka dünyanın kurulmasına katkıda bulunmaz. Oysa o bir başka dünyayı kurmak çok mümkün!