İSLAMCI SİLAHŞÖR YUSUF KAPLAN

İslamcılığın sıkı atıcılarından komik silahşör, Yeni Şafak yazıcısı Yusuf Kaplan’ı Türkiye’nin pek yüksek basın dünyası yeni keşfettiği için pek neşeli. Muhterem düşünürcü hakkında önce Cumhuriyet gazetesi yazıcısı Aydın Engin (28.09.2014) ile aynı gazetenin genç yazıcısı Özgür Mumcu (29.09.2014) keşif keyiflerini okur dünyasına müjdelediler. İkisi de pek mağrur.

Mağrurlar ama insan internette kısa bir araştırma yapsa keşif patentinin bendeniz fakire ait olduğunu görürler. Adı geçen düşünürcü, bendeniz tarafından 2007 yılında az biraz hırpalanmış idi.

Özdemir İnce

29 Eylül 2014

(12 EKİM 2007, CUMA)

****

İSLAMCI ATMASYONU

 Adnan Menderes taa 1950’de bakın neler söylüyordu, Şevket Çizmeli’nin “Menderes, Demokrasi Yıldızı ?” (Arkadaş Yayınları) aktaracağım: “Gene seçim beyannamemizde yazıldığı üzere millete mal olmuş inkilaplarımızı mahfuz tutacağız (koruyacağız)” (“Adnan Menderes’in Söylev ve Demeçleri” Cilt 2. S.26; 29 Mayıs 1950)

Adnan Menderes’in sözünü ettiği “millete mal olmamış devrim”, “millet vicdanına bir değirmen taşı ağırlığıyla çökmüş olan tedbir”  laiklik devrimidir.

1950 öncesinin, CHP içindeki gizli İslamcı muhalefeti ve yer altına inmiş tarikat örgütlenmelerini bir yana bırakalım, AKP’yi iktidara getiren Cumhuriyet karşıtı İslamcı hareket 29 Mayıs 1950 tarihinde resmen başlamıştır.

Adnan Menderes’den ilham alan Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan 21 eylül tarihli yazısının başında şöyle diyor:

“Türkiye’de adına laiklik hassasiyeti denen şey, bazen zıvanadan çıkıyor ve insanı resmen çıldırtacak boyutlar kazanıyor. Amerika’nın kurucu babalarından Thomas Jefferson, Amerikan anayasasının ruhunu İncil’in oluşturduğunu söyler. Peki, aynı şeyi, biz söyleyebilir miyiz? Meselâ Türkiye’nin anayasasının ruhunu Kur’ân oluşturur, İslâm oluşturur, diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Böyle bir şey söyleyen adama Türkiye’de hayatı zindan ederler.”  

Murat Yıldırımoğlu adlı  okurum Yusuf Kaplan’ın doğruyu söylemediğini hatırlatıyor bana: “Thomas Jefferson Aydınlanma çağının seçkin bir üyesidir. Hayatı boyunca dinin devlet yapısı üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak için çalışmıştır. Onun da aralarında yer aldığı Kurucu Babalar tarafından hazırlanan Amerikan Anayasasının hiçbir yerinde Tanrı, Hristiyanlık, İsa ya da İncil’den söz edilmez. Hatta Anayasa’nın 6. maddesinde devlet görevleri için yapılan sınavlarda dine ilişkin soruların yer alması yasaklanmıştır. Jefferson din ile devlet arasına bir duvar örülmesi gerektiğini söylemesiyle ünlüdür.”

“Jefferson bir deistti, yani bir Tanrı’ya inanıyor ama herhangi bir dine inanmıyordu. İsa’nın kişiliğine saygı duyuyor ama onun Tanrı’nın oğlu olduğuna, mucizeler gösterdiğine inanmıyordu. Daha da ileri gidip içinde İsa’nın bir bakireden doğduğuna ilişkin bilginin, mucizelere ilişkin iddiaların, İsa’nın ölümünden sonra yeniden canlandığına ilişkin iddiaların olmadığı bir İncil bile yazmıştı.”        

Yusuf Kaplan’ın öğrenmesi ve hiç unutmaması gereken iki şey var:

1.ABD sekülarizmi, Kilise ve halkın devlet otoritesini sınırlandırma çabasından doğmuştur. Laikliğin kaynağı ise devlet ve halkın Kilise’nin otoritesini yıkmak için yaptığı işbirliğinde bulunmaktadır. Türk laikliği gelince dinin baskılarına karşı toplum ve bireyleri korur, korumak zorundadır.

2.İsa, İncil’de “Benim krallığım bu dünyadan değildir” (Juhanna, 18:36) der. İslam ise 2007 yılında bile yeryüzü krallığından vazgeçmemektedir. Thomas Jefferson İncil’i sorgulamış. Bir İslamcı olarak Yusuf Kaplan Kuran’ı sorgulayabilir mi ?

(HÜRRİYET, 12 EKİM 2007, CUMA)

****

CAHİL ÖZDEMİR İNCE !

 Yazdıklarım karşısında bocalayan İslamcıların, İkinci Cumhuriyetçilerin ve hariçten gazel atan zevzeklerin bir cankurtaran simidi var : Cahil Özdemir İnce ! Özdemir İnce cahilin tekidir, bu işten anlamaz !

Belki cahilim, belki değilim, çünkü bu başıbozuk postmodern çağda cehalet de görecedir. Ama budala olmadığım kesin ! Her konuda danıştığım, bilgi alıp tavsiyesine uyduğum dostlarım, arkadaşlarım var : Hukuk, ekonomi, İslam, vb., konularında. Anayasa konusunda yazıyorsam, mutlaka bir anayasa uzmanına danışmışımdır. Ayrıca, hiç olmadı ya, yazılarımı işin uzmanına da yazdırmış olabilirim ! Altında imzam olan her yazı bana aittir !

Bu nedenle, benim cahil olup olmadığım önemli değil; yazdıklarım doğru mu değil mi ? Sorduğum sorulara cevap veremeyenler, yalan ve yanlışlarını yüzlerine çarptığım palavra esnafı, “Cahil Özdemir İnce !” diyerek kurtulacaklarını sanıyorlar.

Madrabazların köy gençlerini bastırmak için “Sen önce askerliğini yap !” demeleri gibi.

Adam İslamcı atmasyonculuğuyla bir şeyler yazıyor (ki bu atmasyonculuk İslamcı yazıcıların çoğunda vardır). Büyük laflar. Thomas Jefferson’u da yanlış tanıtıyor. Meğer o büyük laflar kendisinin değil bir büyük yazarın imiş. Sıkışınca yazarın ve kitabın adını veriyor. Sıkışmasa laflara sahip çıkıp hava basacak. Aslına bakarsanız, üslubundan da anlayacağınız gibi adı anılmaya değmez biri. Ama teşhir etmek için adını veriyorum.

Bakın “adam” ne diyor : 

“Batılı oryantalistlere rahmet okutacak kadar bu topluma, bu toplumun asil kültür ve medeniyet birikimine şaşı bakan; üçüncü sınıf bir gönüllü acentası gibi çalıştığı için de Batı kültürünü, düşüncesini, uygarlığını bir bütün olarak kavramaktan âciz birilerini ciddiye almam hiç şık değil. İyi de, Özdemir İnce, hangi cesaretle beni kalemine dolama cüreti gösterdi acaba? Olsa olsa câhil cesaretidir bu. Ama Özdemir İnce’nin yaptığı şey düpedüz terbiyesizlik. O yüzden bu cevabı hak ediyor. Benim, hiçbir zaman kafadan atmayacak, uydurmayacak kadar kişilik ve birikim sahibi biri olduğumu düşünmek bile istemiyor anlaşılan.” (Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 16.10.2007)

Alıntı yaptığım bölüm “adam”ın kişiliği hakkında bilgi veriyor. Kendisini pek önemsiyor ve zorunlu olarak tanımam gerektiğine inanıyor. Oysa  yazılarına arada bir göz attığım köşe yazıcılarından biri. Bundan sonra da öyle kalacak. İnternetten adını aradım, böbürlenmesine denk bir özgeçmişi, yapıtı var mı diye. Yurt dışında doktora yapmış. Ama diploma ve doktora alanının dışında tipik bir otodidakt ! Gerisi, İslamcı mürit böbürlenmesi !

Beni güldüren, kendisini eleştirmeme şaşırması, “Hangi cesaretle ?” diye sorması. “Cesaret” ile yazmadığım için, türünü belirtemeyeceğim. Ama gene de bir cevap vereyim ortaya :

Ben bir yalanbozucu dikkatiyle yazarım.

Tuhaftır bu İslamcı yazıcılar: İpe sapa gelmez iddialar ileri sürerler. İddialarını çürütürüm. Bunun üzerine ünlü bir ecnebi yazarın adını verirler ! Böylece  başkalarının düşüncelerini yürüttükleri ortaya çıkar. Tuhaftır bu İslamcı yazıcılar ! Bazıları kâbuslu rüyalarında beni görürler ve ertesi sabah “İkinci Cumhuriyetçilerin korkulu rüyası Özdemir İnce !” diye yazarlar.

(HÜRRİYET, (18 KASIM 2007, PAZAR)