İSLAMİ TERÖR OLAYLARI VE SELEFİLİK İÇİN İKİ EK

Dün “İslami Terör Olayları ve Selefilik” adlı yazı yayınlandıktan sonra sitenin okurlarından Tunçer Ş. aşağıda okuyacağınız iletiyi gönderdi. Bunun üzerine, iletide adı geçen Esma Bint Mervan’ı internette aradım ve İslamcı sitelerden birinde (birçok sitede var) bulduğum bir metni de iletiye ekledim. Bu birinci ek.

İkinci ek’e gelince Prof. Dr.Muhammed Muhammed Hüseyin  adlı Mısırlı bir araştırmacı, yazar ve bilim adamının “Modernizmin İslam Dünyasına Girişi” adlı kitabının bir bölümünden… Kitabı fal açar gibi rasgele açtım. “BATILILAŞMANIN BIRAKTIĞI İZLER : İSLÂM VE EVRENSELLİK” başlıklı bölüm çıktı. Bu bölümün üç sayfasını hiçbir yorum yapmadan, kıssadan çıkacak hisseyi size bırakarak aynen aktarıyorum.

***

«Sayın, İnce Yine her platformda ‘terörle İslam yan yana getirilemez’ teranelerini işitmeye başladık! Bu ortamda ben de haddim olmayarak size, bir anımsatmada bulunmak istedim; “Esma bint-i Mervan, Muhammed’i ve Müslümanları şiirleriyle hicveden Medineli bir Yahudi kadın” , bir gece kör Ömeyr adlı Müslüman Mervan’ın evine girerek, yerde bebeğiyle uyumakta olan kadının bebeğini kenara koyup kadını kılıcıyla yere çiviler.Durumu öğrenen Muhammed ertesi gün camide cemaate dönerek, Ömeyr’i gösterip şöyle der; Tanrı’ya ve onun Resul’üne hizmet etmiş bir insan görmek istiyorsanız, buraya bakınız! R.V.C. Bodley, Tanrı’nın Elçisi, Hazreti Muhammed, S:186-187 İşte o gün bu gündür ‘hizmet’ devam ediyor!››

***

ESMA BİNT MERVAN

SORU: Efendimizin (s.a.v.) Esma bint Mervan’ı beş çocuğu varken, birisi veya bir kaçı süt emme çağındayken öldürttüğü doğru mudur?

KULLANICI: Sorularlaislamiyet.com | Tarih: Pzt, 09/11/2009

CEVAP: Değerli kardeşimiz;

İbn Hişam ve İbn Kesir gibi tarihçiler, bu hadiseyi eserlerinde anlatmışlardır. (bk. İbn Hişam, Siret, 2/636-37; İbn Kesir, es-Siretu’n-Nebeviye,4/438). Beş erkek çocuğunun olduğunu söylemişler, “süt emer” durumda olduklarından söz etmemiştir.

Verilen bilgilere göre olayın nedeni ve sonucu şöyledir:

Esma bint Mervan isminde bir kadın, söylediği şiirlerle İslâmiyeti, Müslümanları ayıplar, Peygamberimiz Aleyhissalatü vesselam aleyhinde kışkırtmalarda bulunmaktan geri durmazdı. Hatta Peygamberimizi öldürmeye de teşvik eder, onu incitir, üzer dururdu.

Nitekim bir şiirinde içini ve içinde taşıdığı niyeti şöyle açığa vuruyordu:

“Düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz Malik, Nebit, Avf oğulları!

Düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz Hazrec oğulları!

Sizler, sizden olmayan, yanınıza gelen bir kimseye itaat ettiniz, boyun eğdiniz ki, o ne Mudar’dandır, ne de Mezhic’dendir!

Başları kestikten sonra, hâlâ ondan pişmiş çorba umulduğu gibi umuyorsunuz! Ondan bir şey uman aldanır, umudundan kesilir.”

Esma, bu ve buna benzer şiirleriyle, İslam’a, Hz. Peygamber(a.s.m)’e ve Müslümanlara hakaretler etmekle kalmıyordu. Ayrıca, Medine ve çevresinde bulunan kabileleri Peygamber Efendimizi (asv) öldürmeleri için teşvik ediyordu.

Onun bu tahkirlerini işiten Resulullah (a.s.m), “Bu kadının hakkından gelen yok mu?” dedi. Bu sözünü işiten ve o kadınla aynı kabileye mensup olan Umeyr b. Adî el-Hatmî, hemen harekete geçti ve bir şekilde kadını öldürdü. Sonra dönüp Resulullah (a.s.m.)’a bunu haber verdiğinde, “Ya Umeyr! Sen Allah’a ve Resulüne yardım ettin” diye buyurdu. Umeyr “Yaptığım bu işten ötürü bana bir sorumluluk var mı?” diye sorduğunda (burada süt emen çocuklarından söz edilmemektedir), Efendimiz (a.s.m) “Onun için iki keçi bile tokuşmaz/toslaşmaz” buyurdu.

Bundan da anlaşılıyor ki, Umeyr, onu öldürmekten dolayı manevî bir sorumluluk hissetmiyor, “bu kadın yüzünden kabileler arasında çıkacak bir kavgaya sebebiyet verdiğinden dolayı” bir sorumluluktan söz ediyor. Efendimiz (a.s.m) “Onun için iki keçi bile tokuşmaz/toslaşmaz”  sözleriyle, bu kadın yüzünden hiç kimsenin kavga etmeyeceğini belirtiyor ve Umeyr’i rahatlatıyor.

Nitekim, Umeyr, bu mesajı aldıktan sonra kavmine/kabilesine dönmüş ve kadını kendisinin öldürdüğünü çekinmeden söylemiş ve “Hepiniz sırt sırta verin, elinizden ne geliyorsa ardınıza koymayın” diyerek adeta meydan okumuştur. Beni Hatme kabilesinde ilk defa İslam’ın izzeti görülmüş ve bunu gören pek çok kişi İslam’a girmiştir.(bk. a.g.y).

Demek bu kadının öldürülmesi bir çok kimsenin samimi olarak Müslüman olmasına vesile olmuştur. İşte o gün, İslâmiyet Hatma oğulları yurdunda açıklığa kavuşmuş ve yaygınlaşmıştır. Çünkü, Müslüman oldukları halde, kavim ve kabilelerinden korkarak Müslümanlıklarını gizleyenler vardı. O gün onlar da ortaya çıkabildiler ve Müslüman olduklarını açıklayabildiler.

“Görelim Mevla neyler neylerse güzel eyler…”

Not: Böyle bir uygulama devlet başkanının izniyle ve emriyle olabilir. Kişi kendi başına böyle bir karar alarak İslamiyete zarar veriyor diye istediğini öldüremez. Eğer devlet başkanının izni olmadan yapılırsa cinayet olur.

Selam ve dua ile…

Sorularla İslamiyet

Yazar

Sorularla İslamiyet

Kategori:

İslam Tarihi

Okunma sayısı

9089 .

***

BATILILAŞMANIN BIRAKTIĞI İZLER : İSLÂM VE EVRENSELLİK

Modern bir kavram olarak evrensellik, doktrinler arası farklılıkların görülebilen çeşitli nedenlerinin arka planındaki saklı gerçeğini aramaya çağıran bir akımın adıdır.

Taraftarlarına göre, bu yöntem, insanlar arasındaki din ve ırk çekişmelerini ortadan kaldırarak, dünya barışını gerçekleştirmek ve insanlığı tek bir görüş etrafında birleştirmek gayretini kapsar.

Hemen şunu belirtelim ki, bu iddia temelinden batıldır. Çünkü farklılık yeryüzünde sünnetullâh’ın bir gereğidir. «Bu, kimi insanları kimileriyle kontrol etme» ya da hak ile batılın çatışmasıdır. Bütün varoluş ve yokoluşlar bu kural gereği hiç aksamadan yürüyüp gider. Herşey yaratılış amacına hizmet eder. Bu Allah’ın bir emri, bir sünnetidir. Allah’ın sünnetinde bir değişiklik asla olmaz. Bu ilahi kural vücudumuzdaki zerreciklere bile hakimdir. Nitekim, ak yuvarlarla vücudumuza giren mikrop ve toksinler arasındaki boğuşma, insanoğlu varolduğu sürece bitmez. Ölen her hücre enkazının üstüne yenisi yapılır. Sürekli bu böyle devam eder. Nefsimizde, şeytan ile Hakkın savaşı, değişik şekillerle, kendini yenileyerek sürüp gider. Allah buyuruyor: «Nefislerinizde de bir çok alâmetler var (ki hepsi de Allah’ın kudret ve ilmine delâlet ederler) görmez misiniz?» (Zâriyât: 21)

Kavga ve savaş, yapılış ve yıkılış kanunları, dünyada insan toplumları arasında canlı bir gerçek ve kendine mahsus kanunları olan bir hayat olarak gözükmektedir. Hak ile batılın savaşı, eninde sonunda Hakkın galibiyetiyle sonuçlanır. Bu harika sünneti, Kur’an, çok açık ve çarpıcı örneklerle belirtir. Birincisi, sel örneği, çamur ve gıda artıkları karışımı otlar, çöpler.. Bunlar zamanla nehir yatağının kenarlarına saçılır. Hayır ve bereket unsuru olan su ise, akmasına devam eder.. İkinci örnek ise, dağlardan ve toprağın bağrından çıkardığımız madenlerle ilgilidir. Birtakım yabancı artıklarla karışık bir halde elde edilen maden, ateşte bütün kirlerini ve artıklarını atarak sadece temiz bir cevher olarak kalır. Kur’ân da buyuruluyor: «Allah gökten bir su indirmiştir de vadiler kendi miktarıııca sel olmuşdur. Sel de, üzerine çıkan bir köpük yüklenip götürdü. Bir de süs eşyası veya âlet yapmak için ateş üzerine yakıp erittikleri madenlerden de bunun gibi bir köpük (posa) vardır, îşte Allah, Hâk ile Bâtılı böyle örneklendirir. Köpüğe gelince o atılıp gider, (işte Bâtıl da böyledir.) İnsanlara faydası olan ise, yerde kalır (hâk buna benzer). İşte Allah böyle örnekleri verir.» (Ra’d: 17)

Evrenselcilerin ortadan kaldırabileceklerini iddia ettikleri, bu farklılık ve savaş, aslında, bizzat hayatın sırrıdır. Allah’ın yarattıklarına aşıladığı bir kuraldır. Bu, bir kaderle sürüp gider, olması gereken yere varır. Alîm ve Hâkim kudretin yönlendirmesiyle yürür.

İnsan aklı yalnız başına Hak ile Batılı, hayır ile şerri bilmek konusunda hep aciz kalır. Küllî hükmün kavranması, ancak sonsuz geçmişi topyekûn ve tam anlamıyla bilen için sözkonusudur. Biz ise, ancak sonsuz geçmişten nasibimize düşen azıcık şeyi, kısacık ömrümüz ölçüsüne tanıyabildiğimiz gerçekleri kavrayabiliriz. Hesabını yapamayacağımız gelecek zamanı, şimdiden bilemeyiz. Belki yaşadığımız gezegendeki deneylerimizin yardımıyla bir nebze bunu tahmin edebiliriz sadece. Dünya, varlık içinde, tıpkı bir damla su gibidir. Bu yüce ve hikmet sahibi Allah’ ın âyetlerinde şu şekilde ifade edilir: «Ey mü’minler! hoşunuza gitmediği halde, din düşmanlarıyla savaşmak üzerinize farz kılındı. Hoşunuza gitmeyen bir şey için hayırlı olabileceği gibi, hoşunuza giden bir şey de sizin için hayırsız olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.» (Bakara: 216) «Eğer size (Uhud’da) bir yara isabet ettiyse, onlara da (Bedir’de) o kadar bir yara isabet etti. Böyle sevinçli ve kederli günleri insanlar arasında evirip çeviririz. Bu savaş meydanında ihlaslı ve azimli olan mü’minleri, diğerlerinden ayırdetmek ve sizden şehitler edinmek içindir. Yoksa siz, Allah içinizden mücadele edenlerle sabredenleri belli etmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız.» (Âl-i îmrân: 140-142)

Allah, hicret öncesinde, Mekkeli müşriklerin tepkisinin arttığı zaman, şöyle hitap eder. «Eğer onların hâk dinden yüz çevirmeleri, sana, ağır geliyorsa, haydi kendi başına yerin dibine inecek bir kanal veya göğe çıkarak bir merdiven yap, onlara başka mucize getirmeye gücün yettiği takdirde hiç durma. Allah dilemiş olsaydı, mutlaka onları hidâyet üzerinde toplardı. O halde sakın bunu bilmeyenlerden olma   » (En’âm, 35)

Özellikleri ve alâmetleri değişik çeşitli insan toplumlarının bulunması Sünnetullâh’ın değişmez gerçeklerindendir.  (Sayfa: 195-197)

……………..***……………

 

 

 

“İSLAMİ TERÖR OLAYLARI VE SELEFİLİK İÇİN İKİ EK” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.