İSLAMIN PARAYLA İĞVASI (1)

29 Eylül 2016 perşembe günü Ayşenur Aslan’ın Medya Mahallesi programının (Halk TV) konuğu Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Onursal Başkanı Gülseven G. Yaşer idi. Gülseven’i 1969’dan bu yana tanırım. TRT (Ankara)Televizyonu’ndan. İkimiz de “Kurucu Kadro” içindeydik. Gülseven Eğitim Programları Sorumlusu idi. Ben Redaksiyon’a baktığım için yaptığı bütün programları bilirim. Bizim televizyonumuz Cumhuriyet’in televizyonu idi. Bu nedenle 12 Mart’ta, 12 Eylül’de hep başımız belaya girdi darbecilerle.

Gülseven G. Yaşer, Fettullahçılık’la mücadelenin ilk öncüsü ve gerçek kahramanıdır. Fettullah’ın o ünlü televizyon görüntülerini 1999’da ortaya çıkartan kişidir. O zamanlar ÇEV Başkanı idi. Demek ki mücadelenin 1999 öncesi de var. Gülseven 1999-2009 arasında, Fettullah yüzünden bir cehennem hayatı yaşadı. Bu 10 yıllık dönem ile yurt dışında sürgünde yaşadığı 2009-2016 yılları arasında çektiği çile ve 17-20 yıllık tanıklıkları, Cumhuriyet demokrasisinin hastalarını ve hastalıklarını ele verecektir. Özellikle de söz konusu dönemin basın ve medya dünyasındaki tersine kahramanları. 

Gülseven’in Cumhuriyet için savaştığı dönemin başlangıçlarında İslamcı siyasetle birlikte Erbakan Hoca’nın ve daha sonra AKP’nin Anadolu Kaplanları iyice palazlanmış ve İslamcılık’ın kasalarını doldurmaya başlamışlardı. Ecnebilerin “Protestan-Müslüman Sermaye” adını taktığı sermaye Anadolu Kaplanları’nın tarikat sermayesi idi. O dönemin, müslüman ahaliyi memlekette ve Avrupa’da dolandıran şirket, holding ve vakıflarını hatırlayın. Bazılarıyla ilgili davalar henüz bitmemiş olabilir. Bu konuda bir şeyler öğrenmek istiyorsanız, bendeniz fakirin DİN İMAN MASA KASA (Tekin Yayınları) kitabını okuyabilirsiniz. Haziran 2016’da yapılan ilk baskı hâlâ bitmedi.

Osmanlıca “İğva”nın anlamını bilmeyebilirsiniz. Türkçesi: Ayartma, baştan çıkarma. Para müslümanlarımutlaka  baştan çıkardığına göre “şeytan” olması gerekmez mi?

İslamî ekonomi, başından itibaren üretime değil tüketime dayanır: Fetihle elde edilen ganimet (yağmalanmış zenginlik)  içerde yönetici sınıfın lüks tüketimine ve yeni fetih seferleri için harcanır(dı).  Üretim yapacak alanlara yatırım yapılmazdı. Fetih gücü sona erince içeride ekonomi kuşkusuz çöker(di). Ganimet ve haraç  faslı sona erince,  Arap ve İslam devletlerinin tamamı, üretim sanatını bilen Hıristiyan dünyasının sömürgesi olmuştur. Son olarak Osmanlı İmparatorluğu’nu sömürge olmaktan Cumhuriyet mucizesi kurtarmıştır. İslamî ekonominin kısa özeti budur.

Cumhuriyet, 1923-1950 yılları arasında bu belalı döngünün dışına çıktı, neredeyse sıfır sermaye ile sanayileşme yolunu açtı. Tarihte ilk kez Müslümanların yaşadığı bir ülkede hazırdan yemeyen, üretime dayanan bir düzen kurulmaya başlandı: Devletçi ekonominin üretimi!…

1950’den itibaren bu ekonominin yerini komprador ekonomisi almaya başladı. Bu ekonomi vara vara AKP iktidarının Cumhuriyet’in fabrika ve kurumlarını yok pahasına satıp yeme anlayışına vardı. Bu “ahlâksız” bir anlayıştır! Necip Fazıl Kısakürek’in pespaye zırvalarından ilham alan AKP kafası, bu nedenle, Cumhuriyet yüce gerçekliğini anlayamaz.

Bu giriş yazısında ve biraz sonra okuyacağınız yazılarda tanımlamaya ve betimlemeye çalıştığım  ve herhangi bir sanayileşme yapısına benzemeyen hastalıklı çarkın gerçek yüzünü ortaya çıkarmak, şairlerin değil   “gerçek ve namuslu ekonomistler”in işi. Belediyelerden bir ihale almak amacıyla  kurulan ve yalapşap yaptıkları  iş bitince iflasını ilan eden müteahitlik şirketleri de incelenmeyi bekliyor.

ÖZDEMİR İNCE

1 EKİM 2016

***

AVRUPA İSTİKRAR GİRİŞİMİ’NİN AMACI NE?

Luther’in, Calvin’in, Nakşibendilerin, Nurcuların dini ekonomiye alet etme çabalarını anlamak mümkün. Çünkü dini, siyaset  başta olmak üzere her türlü dünyevi fesata alet etmişlerdir. Son olarak, bunun örnekleri, AKP hükümetinin  Futbol Federasyonu Başkanlığı ve Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı seçimlerine fesat karıştırma kalkışmasında görülmüştür. Peki ama bu yazı dizisinin yazılmasına neden olan  Avrupa İstikrar Girişimi’ne ne olmaktadır?

Avrupa İstikrar Girişimi “İslami Kalvinistler. Orta Anadolu’da Değişim ve Muhafazakarlık” başlıklı bir rapor hazırlamıştır. Hazırlar! Her rapor bir değerlendirmedir, tanıklıktır. Ancak tanıklığı dile getirirken, yazıya dökerken kullanılan kavram ve sözcükler raporu hazırlayanların niyetlerini ele verir:

“Anadolu’da yeni refah ortamı, geleneksel değerlerin değişmesine ve çalışmaya, girişimciliğe ve kalkınmaya önem veren yeni bir kültürün oluşmasına yol açıyor. Toplumsal açıdan muhafazakar ve dindar bir toplum olma özelliğini  korurken, bazılarının belirttiği gibi bir de ‘Sessiz İslam Reformu’ sürecinden geçiyor. Kayseri’nin önde gelen iş çevreleri, elde ettikleri ekonomik başarıda ‘Protestan çalışma etiği’nin payının büyük olduğunu düşünüyor.” (Rapor Özeti, S.1)

Kayseri’de yaşanan gelişmelere “Sessiz İslam Reformu” adını veren  “bazıları” kim, kimdir? Kimlikleri neden açıklanmıyor? Bunlar ABD’nin siyaset mimarları olmasın sakın?

Oysa, rapora göre, Kayseri’nin önde gelen iş çevreleri rehberlerinin Protestan çalışma etiği olduğunu söylüyor. Üstelik, raporda, geçen on yıllık dönemdeki bireyselci, iş hayatının gelişimine önem atfeden akımların Türk İslamı’nda belirginleştiği açıklanıyor. (S.1)

Cumhuriyet düşmanlığı suçlamasıyla “mapus damı”nda yatan, Kayseri’nin Büyükşehir eski  Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, Kayserilileri çok çalışan Protestanlarla karşılaştırıyor ve “Kayseri’yi anlamak için önce Max Weber’i okumak gerek” (S.16) diyormuş.

Cumhuriyet ile uzlaşamayan İslamcı Şükrü Karatepe kendi gönlüyle Protestanlığın kuyruğuna takılıyor. Elbette okudum,  birçok kez okudum.  Max Weber’i ve onun dalavereci zihniyetini muhteremden çok daha iyi anladığımı sanıyorum. Max Weber de eşeği boyayıp babasına satmak isteyen Kayserililerden biri aslında.

“Anadolu şirketlerinin geniş yer aldığı MÜSİAD’ın yayın organında, İslam ve serbest pazar kapitalizmi arasındaki bağlantılar hararetli biçimde tanıtılıyor. Homo Islamicus adlı kitapçık, bir tüccar olan Hazreti Muhammet’in hayatını anlatmakta, serbest piyasa ekonomisinde devletin müdahalesinin sınırlanmasını dine bağlayarak açıklamakta.” (S.16)

Benim kararım : Buna düpedüz İslam’ın ekonomiye alet edilmesi denir!

Kalvenizm konusunda türlü şaklabanlık, malumatfüruşluk yapan gazete köşe yazarlarının  merak edip Avrupa İstikrar Girişimi (AİG)’nin raporunu okuduklarını sanmıyorum.

“Biliyor görünmek” hesapları, bireysel iktidar mücadelesi ve fiyakacılık, ne yazık ki, görmesi gereken gözleri kör ediyor!

(HÜRRİYET, 15 OCAK 2006)

***

AVRUPA İSTİKRAR GİRİŞİMİ / EUROPEAN STABILITY INITIATIVE

Ülkemizde evrensel sözcükler ve kavramlar özel anlamlar yüklenerek, kullanılamayacak bağlamlarda  kullanılarak iletişim olanağı tamamen ortadan kaldırılıyor. Son birkaç ay içinde “Alt Kimlik / Üst Kimlik”, “Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı” gibi kavramlar şaçma sapan yer ve bağlamlarda kullanılmıştı. Şimdi de sıra “Kalvenizm”e geldi.

Son keşif “kalvenizm”in patenti  “Avrupa İstikrar Girişimi”ne  (“European Stablity Initiative”) ait. Avrupa İstikrar Girişimi (ESİ) yayınladığı bir rapora “İslami Kalvinistler: Orta Anadolu’da Değişim ve Muhafazakarlık” adını vermiş.

Bu sorumsuz ve saptırıcı girişimin faillerini araştırdım ve istanbul@esiweb.org adresine “Kimsiniz, kimlerdensiniz, gelir kaynaklarınız nedir? diye sordum.

Sorumu hemen yanıtlamak nezaketini gösterdiler. İletilerini olduğu gibi aktarıyorum:

“Avrupa İstikrar Girişimi 1999’da kurulan ve 2004 yaz aylarına kadar Balkanlara odaklanan bir araştırma kuruluşu. Hali hazırda İstanbul’da bir ofisimiz ve Türkiye üzerinde çalışma yürüten 5 kişilik bir ekibimiz var. Web sitemizde Türkçe olarak kurumumuzun amaçları, çalışma alanları ve fon kaynakları ile ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. www.esiweb.org (ilgili sayfaları türkçe okuyabilmek için sizi yönlendiren yazılar karşınıza çıkacak).  Bunlara göz attıktan sonra aklınızda kalan sorular olursa yardımcı olmaktan mutluluk duyarız.

Raporumuzun kendisi ise yine aynı siteden 4 dilde ulaşabilirsiniz. http://www.esiweb.org/doc/showdocument.php?document_ID=69  sitesinden doğrudan gidebilirsiniz raporlara. İlginize teşekkürler. İyi çalışmalar. Nigar Göksel”

AİG (ESI)’nin İstanbul merkezinde iki görevli var: Nigar Göksel (analist) ve Erkut Emcioğlu (analist). AİG (ESI)’nin İstanbul’dan başka iki yerde temsilcilikleri var: Berlin (galiba genel merkez burada) ve Priştina.

Tahminime  göre “İslami Kalvenistler” deyişinin mucitleri Erkut Emcioğlu, Nigar Göksel ve Türkiye üzerinde çalışma yürüten beş kişilik AİG ekibi.

Avrupa İstikrar Girişimi’ni sizlerle tanıştırdıktan sonra  “Kalvenizm” kavramını ele alabiliriz.

Kalvencilik (Kalvenizm, Kalveniyye, Calvinismus) Protestanlığın özel bir kolu… Fransız papazı Jean Calvin (1509-1564) tarafından ortaya atılmıştır. Ekonomi alanında da kapitalizmin öncü kuramcılarından olan  Jean Calvin 1532 yılında Papa’nın otoritesine karşı çıkarak Katoliklikten  ayrılmış ve Tanrı ile kul arasına hiçbir otoritenin giremeyeceğini, Hıristiyanlığı eski yalınlığına döndürmek  gerektiğini (püritanizm) savunmuştur. Jean Calvin, derebeyliğe (feodaliteye) uygun düşen Katoliklik karşısında burjuva sınıfının Hıristiyanlık felsefesini dile getirir.

“Kalvencilik” (“Kalvenizm”) kavramı sadece Hıristiyan toplumlarda kullanılabilir. “Kalvenizm” kavramını Türkiye ve Müslüman toplumlar için kullanmak, Hz.Muhammed ile Hz. İsa’nın yerlerini değiştirmeye benzer.

(HÜRRİYET, 7 ŞUBAT 2006)

***

PROTESTOSUZ  PROTESTANLAR

Protestanlık bağlamında Martin Luther  (1483-1546) ile Jean Calvin’i (1509-1564) birlikte anmamız gerek. Protestanlık, Roma Katolik Kilisesi’nden bir sapma değil bir kopmadır. Kayseri’nin Müslüman Kalvenistleri’ni böyle bir sınavdan geçirmemiz gerekir. Kayserili Sünni Müslümanlar mezheplerinden kopmakta mıdırlar?

Martin Luther ile Jean Calvin’in yaptıklarını, Max Weber’in izinden giderek Türkiye’de de tersine çevriyorlar. Luther ve Calvin burjuvazi ve kapitalizmi keşfetmediler, yönlendirmediler. Palazlanan burjuvazinin  kapitalizm ideolojisini dinsel açıdan meşrulaştırdılar. Luther’in ve Calvin’in savundukları dinsel reformun temel nedeni ekonomiktir. Toprak sahipliğinin (feodalizmin) yerini almaya başlayan para sahipliğinin (burjuvazinin) çıkarlarını dine uydurma amacını güder.

Yani feodalizmin kapitalizme dönüşmesinin, feodalitenin yerini burjuvazinin almasının nedeni dinsel dürtüler ya da yönlendirmeler değildir. Burjuvazi ve kapitalizmin katolikliğe  aykırı yönlerini Hıristiyanlığa uydurmak isterlerken Protestanlık ortaya çıkmıştır.

İnsanlar arasındaki eşitsizliğin Tanrısal düzenin gereği olduğunu söyleyen Luther’in düşünceleri toplumun kurulu düzenine uygun düştüğü için hiç yadırganmadı ve kolaylıkla benimsendi. Aslında Luther dünya düzeninden etkilenmekteydi. Luther, Alman burjuvazisinin ideologluğunu yaparken, serbest ticaret ilkelerini de eleştirmekteydi.

Doğrusunu söylemek gerekirse Calvin, Luther’den bir adım daha ilerdedir. Örneğin ticarette Katolik Kilisesi’nin yasakladığı faize izin veriyor, ama insan hayatını kilisenin köleliğinden kurtarayım derken dini ekonominin egemenliği altına sokuyordu.

Tanrı katında sadece inan (inanç) geçerli kılınıyor, yapılan sevapların hiçbir değeri olmadığı ileri sürülüyordu. Bunun anlamı şuydu: Yaşamın zevklerinden, para kazanmaktan, aileden, toplumdan vazgeçmenin hiçbir anlamı yoktur; Tanrı’yı böyle hoşnut etmek mümkün değildir. Oysa, yüreği temiz tutup burjuvaca yaşamın tadı çıkartılabilir. Katolik kilisesinin koyduğu bütün yasaklar ve perhizler saçmadır. O yasak ve perhizler Katolik Kilisesi’nin egemenliğini pekiştirmek için konulmuştur.

Almanya’da Protestanlığın, Fransa’da Kalvenciliğin, İngiltere’de Anglikanlığın tutunmasının başlıca nedeni on altıncı yüz yıl kapitalistlerinin kendi yaşamlarına uygun bir Hıristiyanlık istemeleridir. Bu da Protestanlık ve Kalvincilik olmuştur.

Max Weber bu diyalektik gerçeği tersine çevirmiştir. Ona göre kapitalizm, maddi ekonominin koşullarının gelişmesi sonucu değil, Hıristiyan dininin  dogmalarını uygulayarak oluşmuştur. Bol para harcamayı, keyfince yiyip içmeyi hoş görmeyen  Hıristiyanlık para birikimine yol açmıştır. Luther ve Calvin’in doğum ve ölüm tarihleri ile kişisel tarihleri Max Weber’in iddialarını yalanlıyor. Kapitalizmin motoru dinsel değil dünyasal ve maddidir.

Kızmaca yok: Eşeği boyayıp babasına satmakla ünlü Kayserili tipi, girişim ruhunu dinsel protestodan almamaktadır. Sünni Müslümanlık’a yeni bir yorum getirmemektedir. Protestosuz protestanlık, “Kayserili”ye uygun bir davranış ve yorum!

(HÜRRİYET, 8  ŞUBAT 2006)

***

EŞEĞİ BOYAMAK !

Avrupa  toplumlarında burjuva sınıfının ve kapitalizmin gelişmesini protestan mezhebine, özellikle de kalvenciliğe bağlamak din propagandası yapmaktan başka bir şey değildir. Max Weber’in iddialarına karşın, burjuva sınıfının ortaya çıkışı ve kapitalizmin gelişmesi maddenin diyalektiğiyle ilgilidir. Uhrevi değil dünyevi bir olgu söz konusudur.

Max Weber ve tilmizleri dünya Yahudilerinin zenginleşip burjuvalaşmasını hangi protestanlıkla açıklayacaktır; Protestan Yahudilik (!) ile mi?

Peki Avrupa İstikrar Girişimi’nin uzmanları araştırmalarına hangi akıl ve cesaretle “İslami Kalvinistler. Orta  Anadolu’da Değişim ve Muhafazakarlık” adını vermektedirler? Kayserililer parayı yeni mi keşfettiler?

Kuşkusuz hayır! Kayserililerle ilgili eşek boyayıp satmak hikayeleri boşuna çıkmamıştır. Kayserililerin ticaret yetenekleri deyimlerimize, atasözlerimize girmiştir.

Çevrenizde, yerleşim yerinizde bir araştırma yapın, Kayseri göçmeni bir zengini mutlaka bulacaksınız. Adana’dan, başta Sabancılar olmak üzere birkaç zengin Kayserili çıkmıştır. Mersin’dekiler o kadar zengin olamasalar bile hal ve vakitleri iyidir. Mersin’e  kuruluşundan itibaren göçmüş olan Kayserililer ticari yetenekleriyle, tutumluluklarıyla ve tutuculuklarıyla bilinirler. Örneğin bütün dinlerin aynı mezarlıkta gömülmesine 1930’larda Kayseri göçmenleri karşı çıkmıştır.

Ben bir başka varsayımdan yola çıkacağım:  Kayseri (Caesareia) bir Roma kentidir. Türklerin Anadolu’ya gelmesinden önce  bir pagan, sonra da bir Hıristiyan kentidir. Marco Polo (1254-1324) gezi kitabında “Turcomanie” eyaletinden söz ederken, burada üç soydan insanların yaşadığını söyler (Livre de Marco Polo, Livre de Poche, S.84). “İlkin Muhammed’e tapan Turcoman’lar. Basit insanlardır bunlar, kendi dilleri vardır. Hayvancılık yaptıkları için iyi otlakların bulunduğu dağlarda ve yaylalarda otururlar. Turquan adı verilen çok iyi atlar yetişir bu bölgede. Bölgenin öteki sakinleri Ermeniler ve Rumlardır ki karışık olarak kentlerde ve kasabalarda yaşarlar. Ticaret ve sanayi ile geçinirler: Dünyanın en zarif, en güzel halılarını dokurlar. Ayrıca bol miktarda çok çeşitli, çok değişik ve güzel ipek kumaş ve başka şeyler de üretirler. Belli başlı yerleşim yerleri Konya (Conie), Sivas (Savast), Kayseri (Caserie)’dir.”

Bilindiği gibi Anadolu Türkleşirken, Ermeni ve Rum gibi kentli, meslek sahibi Hıristiyan yerliler Müslüman olmuşlar ve Sünni mezhebini seçmişlerdir. Bir yandan yeni Müslüman muktedi tüccar ve sanayi erbabı, bir yandan bunlardan etkilenen yeni Türk sakinler pagan ve Hıristiyan Kayseri’nin toplumsal gelenekleri olan ticaret ve sanayii sürdürmüşlerdir. Uzun sözün kısası, “Kayserili Tipi” en azından iki bin yıllı aşkın bir geleneğe dayanmaktadır.

Peki Kayserililerin kalvenistliği nereden çıkıyor?  Avrupa İstikrar Girişimi’nin Kayseri sanayicilerin geleneksel başarılarını Naşibendilere ve Nurculara yamama, mal etme hokkabazlığından çıkıyor. (Devam edecek.)

(10 ŞUBAT 2006, CUMA)