İSTANBUL BAROSU’NU KUTLAMAK İÇİN

Anımsayalım : “Sivil Darbe” dedikleri  şey, CHP-MSP koalisyonunun, 1973-74 öğretim yılında, imam hatip okullarının orta kısımlarını yeniden açmasından ve imam-hatip mezunlarına istediği üniversiteye girme hakkı vermesinden bu yana yürürlükte. Daha sonra, Milli Selamet Partililer, nasıl oyuna getirdiklerini anlatarak Bülent Ecevit’le dalga geçtiler.
***
Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı imam-hatip mezunu. Ama herhangi bir biçimde iktidar yanlısı partizanlık yapan vali, kaymakam, genel müdür, üniversite rektörlerinin, polis şeflerinin “CV” denilen kimlikleri araştırılırsa, çoğunun imam-hatip mezunu oldukları görülecektir. Bu kimselerin basına yansıyan özgeçmişlerinde ortaöğretim kurumlarının adı kesinlikle verilmez. Neden bu gizlilik ? Muhabir olsam mutlaka araştırırdım.
Bu kimseler, 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı olarak imam-hatip mezunlarına üniversiteye girme hakkı tanınmasından sonra siyasal bilgiler ve hukuk gibi fakültelerden mezun olmuş İslamcı-Fethullahçı militanlardır. Bilinen Fethullah Hoca programına uygun olarak yetiştirilmişlerdir. Bu gidişle önümüzdeki 10 yıl içinde valilerin ve kaymakamların ve devlet bürokrasininin tamamına yakını imam-hatip kaynaklı olacaktır. İşte buna adıyla ve sanıyla sivil darbe denir.
***
Türkiye’nin mümtaz milletvekilleri, acar profesörcüleri, sivil toplum kuruluşları, seyyar ve “paralı asker” gazete yazıcıları elbette bunun farkında. Bu konuda üstü kapalı bir uzlaşma var. Türkiye’de “Yeşil Devrim” yapmak için topa-tüfeğe gereksinim yok. Dışarıda tezgâhlanan fesat gerçekleştirilip TSK Kemalizmden arındırılırsa (“dekemalize” edilince) böreğin altı da kızarmış olacak. Ve elbette Danıştay,Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi de mutlaka kapatılmalı. Nedir bu yargı istibdatı ?! Aslında bütün Cumhuriyet mahkemeleri kapatılmalı !
Ben işte bu nedenle İstanbul Barosu’nu kutluyorum, gerçek ve sorumluluk bilincine sahip bir sivil toplum örgütü daha doğrusu demokratik toplum örgütü olduğu için.
Danıştay, İstanbul Barosu’nun açtığı dava üzerine, Yüksek Öğretim Geçiş Sınavı’nda meslek ve imam-hatip lisesi ile genel lise mezunları arasındaki katsayı farkını indiren YÖK kararının yürütmesini ikinci kez durdurdu. Danıştay’ı kutlamak densizliğini yapamam. O kendisine Cumhuriyet Anayasası’nın ve yasaların verdiği görevi yerine getirdi.
***
İstanbul Barosu, YÖK’ün katsayı konusunda yaptığı alicengiz oyununu fark ederek Danıştay’da dava açmış ve yüksek yargı organı 17 Aralık 2009’da aldığı kararla bu tuzağı iptal etmişti. İnatçı YÖK puan almak için hukukun arkasına dolanarak yeni bir düzenleme getirmişti. İstanbul Barosu YÖK’ün bu kararını da Danıştay’a götürüp yürütmenin durdurulmasını bir kez daha sağladı (08.02.10). Bu nedenle İstanbul Barosunu saygı ile kutluyorum. Peki öteki sivil toplum örgütleri ne yapıyor, Türkiye’nin en hayati sorunuyla neden ilgilenmiyorlar? Bilinmelidir ki : İmam-hatip tuzağı, Ermeni, Kürtçülük ve Kıbrıs sorunlarından çok daha önemli. Ama bu durum ülkenin öteki sivil toplum örgütlerinin umurunda bile değil. Ancak toplumun gerçek ve çağdaş yararını dert edinmeyen örgütlere dünyanın her yerinde “Sivil” değil, “Sefil Toplum Örgütü” denir.
Bu kararı hiç kuşkusuz mevcut iktidar istismar edecek ve bu yenilgiyi oya çevirmeyi deneyecek. İmam-hatip okulları 3 Mart 1924 tarihli konumlarına geri döndürülmeden ve bu okulların yüzde 90’ı kapatılmadan Türkiye huzura kavuşamaz. Yoksa Cumhuriyet’e “Elveda!” dememiz gerekecek.